Nurseli ÖZKAYA yazdı: “Demokrasiye İkinci Darbe: 12 Eylül 1980”

Türkiye Cumhuriyeti, geçmişten günümüze birçok vakaya tanıklık etmiştir. Ülkede yaşanılan sosyal gelişmeler ülke vatandaşlarını etkilediği düzeyde siyaseti de etkilemiştir. Bu durumun akabinde siyaset üzerinde gelişen olaylar elbette ki ülkenin gidişatına büyük veyahut küçük çaplı etkilerde bulunmuştur. Türkiye siyasi tarihine baktığımızda iki darbe, üç muhtıra ve bir post modern darbe bu büyük çaplı olaylardan en önde gelenleridir. Bu makalede bu büyük çaplı olaylardan bir tanesi olan 12 Eylül 1980 darbesi ve bu darbe sonrası meydana gelen anayasal gelişmeler anlatılacaktır.

1980 ÖNCESİ DÖNEM

12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan ikinci darbe olarak tarihe geçmiştir. Askeri darbeler bir anda oluşan durumlar değillerdir. Darbenin yaşandığı dönem ve darbe sonrası dönem meydana gelen durumu daha iyi özümseyebilmek için ne kadar önemli ise darbe öncesinde ülkenin içinde bulunduğu durumu da özümsemeye çalışmak bir o kadar önemlidir.

1980 öncesine bakmaya kalktığımızda, ülkenin içinde bulunduğu durumun aslında pekte iç açıcı olmadığını görmekteyiz. 1980 darbesi 1970’li yıllarda yaşanılan siyasal ve toplumsal kriz ortamının çözülmesi için gerekli olarak görülmüştür. 1970’li yıllarda yaşanılan krizlere baktığımızda ise 1960 darbesinden sonra yaşanılan siyasal uyuşmazlıklar ve sorunları çözme konusunda olumsuz yargılara hedef olan 1961 anayasasının getirisi olarak görülmektedir.  1960 siyasi darbesi ile yönetimde iş başına gelen Milli Birlik Komitesi’nden[1] sonra oluşan siyasal kaos ortamında siyasal partilerin tabanları arasındaki büyük uçurumları görmek mümkündür. Söz konusu darbeden sonra 1961’de yeni anayasanın hazırlanma ve oylanması sürecine gelindiğinde Demokrat Parti’nin iktidardan uzaklaştırıldığını görmekteyiz. Eski seçmenlerin yeterince örgütlenememiş olmalarına rağmen yeni anayasa tasarına karşı %40’a yakın olumsuz oyun net bir şekilde karşımıza çıktığını görmek, yaşanılan darbe ortamından sonra ret oylarının bu düzeyde yüksek olması siyasal kargaşa ortamının varlığını bize fazlasıyla göstermektedir.  Olumsuz oyların yüksek oranı, anayasa yapımında DP[2] çizgisinin dışlanmış ve ulusal uzlaşmanın eksilmiş olması kadar, propaganda ve oylama koşullarının en azından 1982’dekine kıyasla daha serbest oluşuyla da ilgilidir.[3]

  1. Demokrat Parti taraftarları, partilerinin iktidarına karşı haksız bir müdahale olarak gördükleri 27 Mayıs 1960 hareketini ve dolayısıyla o hareketin ürünü olan 1961 anayasasını benimsememişlerdir.
  2. Anayasa yapımı sürecinde diğer iki partinin (CHP ve CKMP)[4] rol almış ve Temsilciler Meclisi’nin büyük ölçüde CHP ağırlığı taşımış olmasına karşılık, geniş DP kütlesinin anayasa yapımından dışlanmış olması, bu kütlenin 1961 anayasasını benimsemesini, kendisini onunla özdeştirmesini psikolojik açıdan güçleştirmiştir.
  3. Unutmamak gerekir ki, DP 1950’lerin hakim partisidir; 1950, 1954 ve 1957 milletvekili seçimlerini bu parti, ilk ikisini çok açık farkla olmak üzere kazanmıştır. 1960’lı yıllarda, DP’nin siyasal mirasçısı olan Adalet Partisi’nin üstün gücünü devam ettirdiği yıllardır. Parlamentoda normal olarak çoğunluk sağlayabilecek güçte olan bir siyasal eğilimin, 1961 anayasası ile parlamentonun üstünlüğüne getirilen sınırlamalardan ve siyasal iktidarın, genel oydan kaynaklanmayan organlarla paylaşılmasından rahatsızlık duyması, başka bir deyimle 1960 öncesinin sınırsız çoğunluk hâkimiyetinin özlemini çekmesi, bir ölçüde doğal karşılanabilir.[5]

    12-eylul-1980-darbesinin-sonuclari

Bütün bu nedenlere baktığımızda 1960 darbesi sonrasındaki siyasal çatışma ortamının varlığını yok saymak elbette ki mümkün olmayacaktır. Bu siyasal çatışma ortamı anayasadan sonra da devam ettiği için ülkenin içerisinde bulunduğu durumun karışıklığının ülkede oluşabilecek kaos ortamına sebebiyet vermesi ve daha sonrası için bu olayların -1961 anayasasının siyasal krizleri önlemedeki yetersizliği; kısa süreli ve istikrarsız hükümetler (4, 5,6 aylık hükümetler), sağ-sol görüşlerin aralarındaki çatışmalar, partiler arası uzlaşmazlık, ABD’nin etkisi – büyüyerek 1971 muhtırasına[6] yol açması kaçınılmazdır. Fakat tabi ki bu kaos ortamına baktığımızda sadece siyasal ve askeri sebepleri görmek doğru değildir. Bunların dışında sosyal sebeplerinde bu karışıklıkta fazlasıyla etkisinin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 1961 anayasası halkın çoğunluğu tarafından desteklenmediği için veyahut darbe sonrasında gözle görülür bir seçmen çoğunluğu elde edilmemiş olduğu için 1961 anayasasına fazlasıyla olumsuz tepkiler gelmiştir. Bazı siyasal parti liderleri anayasada sık sık değişiklik yapılması gerekliliğini dile getirmişlerdir.1961 anayasasının yarattığı liberal ortam içinde sol fikirlerin yayılmaya başlaması ve sendikal hareketlerin güçlenmesi, bazı çevrelerde endişeler yaratmıştır. Nihayet 1960’ların sonlarına doğru ortaya çıkmaya başlayan siyasal şiddet ortamının ve terör eylemlerinin önlenememesi, anayasaya yöneltilen suçlamaları arttırmıştır. Böylece, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Mart 1971 Muhtırası ile Demirel Hükümeti’ni istifaya zorlayıp, ordu desteğinde, bir partiler üstü geçici yönetim kurmaları ile anayasa değişikliği de gündeme gelmiştir.[7]

1971 Muhtırasına bakıldığında:

-Parlamento ve hükümetin tutumları yüzünden ülkenin anarşiye sürüklendiği, reformların yapılmadığı ve cumhuriyetin ağır bir tehlikeyle karşı karşıya geldiği belirtiliyor.(Madde 1)
-Partiler üstü ve anarşiyi durdurup reformları yapacak güçlü bir hükümetin kurulması isteniyor. (Madde 2)
– Bunlar yapılmadığı takdirde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime doğrudan el koyacağı bildiriliyordu. (Madde 3)

14 Ekim 1973 genel seçimlerine kadar süren bu ara rejimde, parlamento ve ordu destekli hükümetler (Erim, Melen ve Talu) görev yapmış, parlamento ve siyasal partiler feshedilmemiş olmakla birlikte, aslında ülke sıkıyönetimle ve yarı askeri bir rejimle yönetilmiştir.[8]

Türk siyasal tarihine bakıldığında her ne kadar 1960’da bir darbe meydana geldiyse de 1960 sonrasında oluşturulan anayasanın diğer anayasalara göre fazlasıyla ‘Özgürlükçü’ olduğunu söylemek mümkündür. Bu özgürlükçü yanların ise 1971 Muhtırası ile deyim yerinde ise törpülendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda, 1961 Anayasası 1971 – 1973 ara rejim döneminde iki defa önemli değişikliklere uğramıştır. Bunlardan daha köklü olan birincisi, 1488 sayılı kanunla yapılan 22 Eylül 1971 tarihli değişiklik ( Bununla 1961 Anayasasının 35 maddesi değiştirilmiş ve dokuz geçici hüküm eklenmiştir.) , ikincisi de 1699 sayılı kanunla yapılan 20 Mart 1973 tarihli değişikliktir.[9]

Bu değişikliklerin ana yönlerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  1. Devletin karşısında bireyin alanı daraltılmıştır.
    a. Temel hak ve hürriyetlerde bir daraltılma meydana getirilmiştir.
    b. Bazı hakların kendi maddelerinde bulunan özel sınırlanma nedenleri arttırılmıştır.
  2. Yürütme güçlendirilmiştir.
    a. Bakanlar Kurulu’na, yetki yasasının TBMM’den çıkması kaydı ile Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verilmiştir.
  3. Askeri otoriteyi güçlendiren değişiklikler yapılmıştır.
    a. Sıkı yönetime geçiş kolaylaştırılmıştır.
    b. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi[10] ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri[11] kurulmuştur.
  4. Yargının denetim alanı daraltılmıştır.
    a. Tabii yargı yolu yerine, kanuni yargı yolu getirilmiştir.
    b. Partilerin Anayasa Mahkemesi’ne başvurusu bakımından bir daraltılmaya gidilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açabilecekler arasında ‘ Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsilcisi bulunan siyasi partiler’ deyiminin ‘ Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan siyasi partiler’ olarak değiştirilerek[12] küçük partiler iptal davası açma hakkından yoksun bırakılmıştır.
    c. Organ Davasına[13] son verilmiştir.

5.Partilere devlet yardımı yapılmasına ilişkin kanunlar düzenlenmiştir.

Bütün bu ana yönlere göz attığımızda 1971 ve 1973 Anayasa değişiklikleri, bir bakıma 1982 Anayasasının habercisidir. Çünkü 1982 Anayasası, 1961 Anayasasından gene aynı yönlerde, fakat bu sefer daha da radikal biçimde ayrılmıştır.[14] Ki iki anayasa arasındaki farkları yazının ilerleyen bölümünde ele alacağız.

Bu değişikliklerden sonrasında ilerleyen döneme göz attığımızda maalesef ki ülkenin içinde bulunduğu durumda bir değişiklik görememekteyiz. 1971 ve 1973 değişiklikleri ülkede beklenen etkiyi yaratamamış ve Anayasa konusundaki tartışmalara karşı istenen etkiyi yaratarak bu tartışmaların durulmasını sağlayamamıştır. 1973 genel seçimlerinde tek başına bir parti iktidar olamamış ve uzlaşma ile Bülent Ecevit başbakanlığında 39. Hükümet kurulmaya çalışılmıştır. Ardından CHP ile MSP (Milli Selamet Partisi) arasındaki anlaşmazlıklar sonucunda Bülent Ecevit, 1974 yılının Eylül ayında görevinden istifa etmiştir. Böylece 200 günü aşan belirsizliğin yaşanacağı erken seçim kararı alınmıştır. Belirsizlik nedeniyle hükümet, 1977 genel seçimlerine kadar varlığını sürdürmüştür. Bülent Ecevit’in istifası üzerine daha da bir belirsizlik içeren bu ortam, daha sonrasında özellikle 1975’ten sonra siyasal şiddet ve terör olaylarının hızla tırmanması ve bunların önlenememesi, siyasal sistemde ( en tipik örneği Türkiye Büyük Millet Meclisinin altı ay süre ile Cumhurbaşkanı seçememesi olan ) ciddi tıkanıklıkların meydana gelmesi, hükümetlerin ve parlamentonun zaman zaman karar alamaz ve politika üretemez duruma düşmeleri, Anayasa sorununu gitgide ağırlaştırmış ve birçok kişilerin gözünde yeni ve daha köklü bir Anayasa değişikliği zorunlu hale gelmiştir.[15] Bu gelişmeler sonrasında ise ortaya çıkan vahim durum birçok kesimce 1961 Anayasasına atfedilmiş bu da 1982 Anayasasının habercisi haline gelmiştir.

1977 yılı genel seçimlerine gelindiğinde ise bir bakıma aynı durum tekrar gün yüzüne çıkmış ve yine tek başına bir hükümet kurulamamıştır. Bunun sonucunda ‘Çankaya Hükümeti’ olarak adlandırılan, Bülent Ecevit başkanlığında bir hükümet kurulmuştur. Fakat bu hükümette sadece bir ay görev yapabilmiştir. Ardından TBMM’de güvenoyu alamayan Ecevit istifa etmiştir. Sonrasında ise 41. Hükümet, İkinci Milliyetçi Cephe olarak bilinen Süleyman Demirel başbakanlığında ‘geçici hükümet’ olarak 21 Temmuz 1977 – 5 Ocak 1978 tarihleri arasında görev yapmıştır.

Demirel başkanlığındaki bu geçici hükümet sırasında 11’ler Olayı olarak anılan hadise meydana gelmiştir. Bülent Ecevit, İstanbul Florya’daki Güneş Motel‘de, 11’ler olarak anılacak grubu toplamıştır. Bu grupta, Adalet Partisi’nden ayrılan bağımsız milletvekillerinden; Enver Akova, Ali Rıza Septioğlu, Mustafa Kılıç, Şerafettin Elçi, Mete Tan, Tuncay Mataracı, Güneş Öngüt, Orhan Alp, Ahmet Karaaslan, Hilmi İşgüzar ve Oğuz Atalay yer almıştır. Ecevit, Güneş Motel’de bu 11 isim ile görüşmüş ve yeni kurulacak hükümette bakanlık koltuğu sözü vererek, Demirel hükümeti aleyhindeki gensoruyu[16] desteklemeleri için anlaşmıştır. Bu şekilde 31 Aralık tarihinde II. Milliyetçi Cephe düşürülmüştür. 5 Ocak 1978 tarihinde ise Ecevit, 229 güvenoyu ile üçüncü hükümetini kurmuştur. Güneş Motel’deki anlaşma dahilinde 10 kişiye bakanlık koltuğu verilmiştir. Oğuz Atalay ise bu koltuğun istemeyen isim olmuştur.[17]

Bu şekilde üçüncü kez tekrar kurulan Ecevit Hükümeti ise diğer partilerin oklarını üstüne çekmiştir. Adalet Partisi, bu durum için “bir oya, bir bakanlık” sözlerini kullanmıştır. Yeni kurulan bu hükümete ise “Motel Hükümeti” yakıştırması yapılmıştır. Bu hükümeti Demirel, gayrimeşru bir hükümet olarak tanımlamış ve Ecevit için “hükümet başı” söylemlerinde bulunmuştur. Üçüncü Ecevit hükümeti 5 Ocak 1978 ve 12 Kasım 1979 tarihleri arasında görev yapmıştır.

Bu sırada ise Maraş Katliamı olarak adlandırılan olaylar meydana gelmiştir. Bu olay Alevilere yönelik bir katliam olarak tarihe geçmiştir. 19 – 26 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen bu olay Kahramanmaraş’ta 120 insanın ölümüne, Alevilere ait 200’ün üzerinde evin yakılıp yıkılmasına ve 100’ü aşkın işyerinin tahribine sebebiyet vermiştir.[18]

Adalet Partisi, 14 Ekim 1979 yılında yapılan seçimlerde ikinci parti olarak çıkmıştır fakat Bülent Ecevit’in istifası üzerine hükümet kurma yetkisi Süleyman Demirel’e verilmiştir.[19] Böylelikle 43. Hükümet olarak kurulan Demirel Hükümeti, 1980 darbesi öncesi millet iradesi ile kurulan son hükümet olarak 12 Kasım 1979 – 12 Eylül 1980 yılları arasında görev yapmıştır.

Demirel Hükümeti’nin kurulması ile Demirel, ülkede bulunan iki büyük sorun olan; ekonomideki enflasyon ve siyasetteki anarşi sorunsallarını 100 gün içerisinde çözeceğini iddia ederek “100 Gün Planı” olarak adlandırılan planını açıklamıştır.[20]

Ülkedeki bu karmaşa devam ederken 27 Aralık tarihine gelindiğinde bu karmaşık ortama son vermek isteyen Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından dönem Cumhurbaşkanı olan Fahri Korutürk’e ülkede bulunan bu iç karışıklarla ilgili bir uyarı mektubu gönderilmiştir. 27 Aralık’ta gönderilen bu uyarı mektubunda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülend Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’un imzaları yer almaktadır. Mektupta yer alan ifadeler şu şekildedir: “ Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin bir an önce, milli menfaatlerimizi ön plana alarak, anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle bir araya gelerek, anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir.”

Bu karışıklık ortamında ekonomik olarak yaşanan istikrarsızlık, üretimin azalması ve karaborsacılığın oluşması gibi nedenlerin ortadan kaldırılması için kamu harcamalarının sınırlandırılması, ücretlerin düşürülmesi, serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler alınması Demirel tarafından kararlaştırılmıştır. Bunun için Süleyman Demirel, Turgut Özal’ı başbakanlık müsteşarlığına atamış ve IMF[21] ile bu kapsamda bir anlaşma imzalanmıştır.[22]

Bütün bu olaylar sırasında ülkede devam eden karışıklıklar ile birlikte Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresi sona ermiştir. Fakat meclisteki iki büyük partinin liderleri olan Ecevit ve Demirel tarafından yeni bir cumhurbaşkanı adayı bile belirlenmemiş, son anda aday bulunmuş, seçimlerde hiçbir aday cumhurbaşkanı olabilmek için yeterli oyu alamamıştır. Bu durum ise 1980 darbesi için zemin hazırlamıştır.

17 Haziran’da Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, kuvvet komutanları ve Genelkurmay II. Başkanı Necdet Öztorun’u çağırmış ve kod adı “Bayrak Harekâtı” olan bir darbenin 11 Temmuz 1980’de gerçekleştirilmesini bildirmiştir.[23] Ancak 2 Temmuz’da Süleyman Demirel hükûmeti güvenoyu aldığı için ertelenmiştir.[24] Daha sonra 28 – 31 Ağustos’ta “5 Eylül 1980’den itibaren her an hazır olunması” bildirilen “Bayrak Harekâtı” emirleri özel kuryelerle komutanlara teslim edilmiştir.[25]

Bu sırada ise ülke içinde yine kanlı olaylar devam etmiş Çorum Katliamı olarak bilinen Çorum Olayları meydana gelmiştir. 1980 yılının Mayıs – Temmuz ayları arasında yaşanan olaylar Maraş Olaylarında olduğu gibi Alevilere yönelik olup çoğu Alevi olmak üzere 57 vatandaşın ölümü ve birçok insanın yaralanması ile sona ermiştir.[26]

Bayrak Harekatı’nın[27] emirleri komutanlara teslim edildikten sonra gerçekleşen Konya Mitingi ve şeriat çağrıları, 12 Eylül tarihli darbenin başlangıcı olmuştur.

12 Eylül 1980 darbesinden önce yapılan suikastlar şu şekildedir:
– Bedrettin Cömert, akademisyen, 11 Temmuz 1978, Ankara
– Abdi İpekçi, gazeteci, yazar, 1 Şubat 1979, Teşvikiye, Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülmüştür.
– Ceyhun Can,            Türkiye İşçi Partisi Adana eski il başkanı, 10 Eylül 1979, Yazıhanesinde öldürülmüştür.
– Fikret Ünsal, Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili, 12 Eylül 1979, evinin önünde öldürülmüştür.
– Mürsel Karataş, Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı, 19 Eylül 1979, Sultanahmet
– Cevat Yurdakul, Adana Emniyet Müdürü,            28 Eylül 1979, Ümraniye
– İlhan Egemen Darendelioğlu, Adalet Partisi İstanbul milletvekili, 19 Kasım 1979, Beyazıt
– Ümit Doğançay, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı, 20 Kasım 1979, Etiler, Profesörler Sitesi öldürülmüştür.
– Kemal Fedai Coşkuner, Fedai Dergisi sahibi, yazarı, 3 Aralık 1979, İzmir, Agora semtinde öldürülmüştür.
– Cavit Orhan Tütengil, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi, 7 Aralık 1979, Levent
– Ümit Kaftancıoğlu,  TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden, 11 Nisan 1980, Şişli
– Gün Sazak, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı, 27 Mayıs 1980, Ankara
– Ali Rıza Altınok, Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa ilçe başkanı, 24 Haziran 1980, evinde eşi ve kızıyla birlikte öldürülmüştür.
– Abdurrahman Köksaloğlu, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili, 15 Temmuz 1980, Şişli, işyerinde öldürülmüştür.
– Nihat Erim, Eski Türkiye Başbakanlarından, 19 Temmuz 1980, İstanbul, Dragos Deniz Kulübü’nden çıkarken öldürülmüştür.
– Kemal Türker, DİSK[28] ve Maden-İş Sendikası Genel Başkanı, 22 Temmuz 1980, Merter

images

12 EYLÜL 1980

12 Eylül 1980 Cuma. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 11 Temmuz’da yapılması planlanan fakat Demirel Hükümeti’nin güvenoyu alması ile askıya alınan darbe planı gerçekleştirilmiştir. Kod adı “ Bayrak Harekâtı” olan darbe saat 03.00 civarlarında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Millî Güvenlik Konseyi tarafında TRT’de yayınlanmıştır. Kenan Evren ve Milli Güvenlik Konseyi[29], İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.[30] Bu şekilde yapılan darbe meşrulaştırılmak istenmiştir.[31] Bu harekâtın amacının açıklaması yapılmış ve gerçekleştirilen darbenin ülkenin içinde bulunduğu iç karışıklıklar, demokrasinin engellenmesi, muhtemel olarak görülen iç savaşın engellenmesi, kardeş kavgasının engellenmesi gibi nedenlerle yapıldığı açıklanmıştır. Açıklanan bildiri ile birlikte ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı getirilmiş, gerekli açıklamanın saat 13.00’da Kenan Evren tarafından yapılacağı belirtilmiş, parlamento feshedilip parlamento üyelerinin dokunulmazlığının kaldırıldığı bildirilmiştir.[32] Ülkede resmi olarak sıkıyönetim ilan edilmiştir.

Sıkıyönetim ilan edilip parlamentonun feshi açıklandıktan sonra sabaha karşı 05.30’da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alpaslan Türkeş’e Genelkurmay başkanı Kenan Evren tarafından “”Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur. Hükümetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz.” ifadelerinin yer aldığı bir tebliğ gönderilmiştir. Bunun ile birlikte gidecekleri adresler belirtilmiş, Demirel ve Ecevit Gelibolu’ya gönderilirken Erbakan’a ise İzmir’e gideceği belirtilmiştir.[33] Türkeş ise adresinde bulunamamış ve kendisi için bir tebliğ daha yayınlanıp eğer teslim olmazsa suçlu durumuna düşeceği belirtilmiş bunun üzerine Türkeş teslim olmuş ve İzmir’e Erbakan’ın yanına gönderilmiştir.[34]

12 Eylül tarihinde yapılan ikinci bildiride 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atanmıştır.[35] Bir diğer bildiriyle sendikalar ve derneklerin faaliyetlerinin durdurulduğu duyurulmuş, polis teşkilatı Jandarma Genel Komutanlığının emrine verilmiştir. Darbe günü Emniyet ve Millî İstihbarat Teşkilatı üst düzey yöneticileri Genelkurmay Başkanlığına davet edilmiş ve TRT ile PTT Genel Müdürleriyle beraber tecrit edilmişlerdir.[36] 20 Eylül’de ise Kenan Evren eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülend Ulusu’yu başbakan olarak görevlendirmiştir.[37]

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askerî yönetim, Millî Güvenlik Konseyi adıyla 1983 genel seçimine kadar Türkiye’ye ilişkin tüm kararları almışlardır.

Son dakika haberleri ile darbeyi haber alan dönemin ileri gelen gazeteleri ise aynı tarihte atılan manşetler ile darbeyi duyurmuşlardır. Milliyet ve Tercüman gazetesi “Parlamento ve hükumet feshedildi, bütün yurtta sıkıyönetim ilan edildi…” başlığı ve büyük harflerle “Silahlı Kuvvetler Yönetime El Koydu” manşetiyle duyurmuş, Hürriyet “Bütün yurtta sıkıyönetim uygulandı, ordu yönetime el koydu”, Cumhuriyet ise “Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu” başlıklarıyla duyurmuştur.[38]

Darbeden sonra 9 Ekim 1980 tarihinde önce sol görüşlü Necdet Adalı ardından da ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edilmiştir. Daha sonrasında ise Erdal Eren davası görülmüş ve Milli Güvenlik Konseyi’nin kararı ile yaşı 18’i geçmeyen Erdal Eren’in yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980’de Erdal Eren idam edilmiştir. Kenan Evren, 3 Ekim 1984’deki Muş gezisi sırasında yaptığı konuşmada Erdal Eren’in idamına ilişkin şunları söylemiştir: “Şimdi ben, bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım. Bu vatan için kanını akıtan bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz?”

1981 yılında çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile ülkemizdeki bütün yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) çatısı altında toplanmıştır.[39] Bundan sonrasında 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile Genelkurmayın açıklamalarına göre toplam 4891 kamu personeli görevden alınmış ve 38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent görevinden olmuş ve bu personellere 1402’lik denmiştir. Fakat bu yasa ile görevinden alınmak istemeyip istifa yolunu seçenleri de düşündüğümüzde bu sayının 20.000 civarında olduğu düşünülmektedir.

12 EYLÜL 1980’İN BİLANÇOSU

Darbeler, topluma ve sosyal hayata derin ve kapatılması zor yaralar açmışlardır. Darbelerin toplumda açtığı yaraların izlerini toplumun birçok köşesinde görmek mümkündür. 12 Eylül 1980 darbesinin toplumda ve sosyal hayatta yarattıkları bu derin yaraları anlamamız için sayısal verilere bakmak ve darbenin halkın içinde neden olduğu bilançoyu görmek bunu anlamamızı sağlayabilir. 1980 darbesinin bilançosu ve yarattığı yıkımların sayısal verileri şu şekilde olmuştur[40]:

– 12 Eylül 1980 darbesinde, 650.000 kişi gözaltına alınmıştır.
– 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiştir.
– Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılanmıştır.
– 7 bin kişi için idam cezası istenmiş, 517 kişiye idam cezası verilmiş, haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asılmıştır. (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1’i Asala[41] militanı)
– 71 bin kişi TCK’nin[42] 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılanmıştır.
– 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılanmıştır.
– 388 bin kişiye pasaport verilmemiş, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarılmış, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitmiştir.
– 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atılmıştır.
–  300 kişi kuşkulu bir şekilde ölmüş, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelenmiştir.
– 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklanmıştır.
– 23 bin 677 derneğin faaliyeti durdurulmuştur.
– 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verilmiştir.
– 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istenmiş, gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verilmiştir. 31 gazeteci cezaevine girmiş, 300 gazeteci saldırıya uğramış, 3 gazeteci silahla öldürülmüştür.
– Gazeteler 300 gün yayın yapamamış, 39 ton gazete ve dergi imha edilmiştir. Aralarında Hürriyet, Millî Gazete ve Ortadoğu’nun da olduğu 13 büyük gazete için 303 dava açılmıştır.
– Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirmiştir.
– 14 kişi aynı dönem yapılan açlık grevlerinde ölmüştür.
– 16 kişi kaçarken vurulmuş, 95 kişi çatışmada ölmüş.
– 73 kişiye doğal ölüm raporu verilmiş, 43 kişinin intihar ettiği bildirilmiştir.

YENİ ANAYASANIN HALKOYLAMASINA SUNULMASI

            Anayasayı halkoylamasına sunan metin, Anayasanın Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun’dur.[43] Bu kanunda iki hükmün özellikle dikkat çektiği görülmüştür. Bunlardan ilki, 70 sayılı karar çerçevesinde anayasa tasarısının açıklanması ve tanıtılmasının serbest olması, eleştirilmesine ise izin verilmemesidir (madde 5). Bir diğeri ise oy kullanmayanların beş yıl süreyle seçme ve seçilme haklarından yoksun bırakılmalarıdır ( madde 12 ). Bu son maddenin sessiz direniş ya da protestoların önünü kesmek içindir.[44] Bu tartışmaları kısıtlayan ve eleştirilerin önünü kesen bir diğer madde ise 71 No’lu karar ile getirilmiştir. Karar şu şekildedir: “ Anayasa tasarısı (…) çok geniş ölçüde serbest ve demokratik biçimde eleştirilmiştir. Parlamenter demokratik rejime sağlıklı ve güvenli bir biçimde süratle geçebilmeyi sağlamak amacı ile düzenlenmiş olan Anayasanın geçici maddeleri ile Devlet Başkanının Radyo – Televizyonda ve yurt gezilerinde yapacakları Anayasayı tanıtma konuşmaları hiçbir suretle eleştirilemez ve bunlara karşı yazılı veya sözlü herhangi bir beyanda bulunulamaz.”[45] Önlemlerin bunlardan ibaret olmaması işin bir diğer boyutunu gözler önüne sermektedir. Anayasanın reddi durumunda bir belirsizlik söz konusu olacağı için Anayasanın kabulü kesin olarak görülmek durumundaydı.

1982 Anayasası, 7 Kasım 1982 yılında yapılan Halkoylamasıyla %91.37 evet oyuna karşılık, %8.63 hayır oyuyla kabul edilmiştir. Oy kullanırken iki renk kullanılmış, mavi renk hayır, beyaz renk evet anlamında pusulaya eklenmiştir.

            1982 ile 1961 Anayasaları Aralarındaki Benzerlik ve Farklılıklar[46]

Nedenler
27 Mayıs 1960: DP’nin baskıcı bir rejime sahip olması, Atatürkçülükten ödünler verilmesi, orta sınıfın zayıflaması.
12 Eylül 1980: Anarşi, terör ve aşırı akımların yükselmeye başlaması, irticai fikirlerin varlığı, devlet organlarının ataleti.

Hedefler
27 Mayıs 1960: Hürriyet, demokrasi, hukuk devleti: iktidarın sınırlandırılması, devrimlerin korunması ve sosyallik.
12 Eylül 1980: Devlet otoritesini kurmak ve bu otoriteyi güçlendirmek.

Yapılış
27 Mayıs 1960: 38 kişiden oluşan orta rütbeli askerlerin toplanarak hiyerarşi olmayan bir düzende bir darbe yapmışlardır.
12 Eylül 1980: 5 yüksek rütbe sahibi komutanın bulunduğu üst komuta heyeti oluştururarak hiyerarşik bir şekilde darbe gerçekleştirilmiştir.

Meşruluk
27 Mayıs 1960: DP iktidarının meşruluk kaybı ve direnme hakkı, “Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumak” (Ordu Dahili Hizmet K.)
12 Eylül 1980: Devletin ve milletin parçalanmasını önlemek ve 1960 darbesi ile aynı olarak “Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumak” (Ordu Dahili Hizmet K.)

Müttefikler
27 Mayıs 1960: 1960’da darbeci grubun müttefik kuvvetleri dönem gençliği, üniversiteler, basın, aydınlar, ilerici kamuoyu ve CHP’dir.
12 Eylül 1980: 1980’de ise bu durum fazlasıyla değişmiş ve muhtemelen sessiz çoğunluk olarak görülen vatandaş, sermaye güçleri ve merkez sağ düşüncedir.

İktidar
27 Mayıs 1960: MBK[47] “ Türk milleti adına hâkimiyet hakkını kullanmıştır.”, TBMM’nin yetkileri MBK’ye verilmiştir. Devlet başkanı vardır fakat başbakan yoktur. DB, bakanlar kurulunun da başıdır. İktidar, Temsilciler Meclisi ile paylaşılmıştır.
12 Eylül 1980: 1960’ta görev alan MBK yerine 1980’de MGK[48] kurulmuş ve yetkiler 1960’dakilere oranla daha geniş bir ölçüde MGK’ye verilmiştir. Devlet başkanı ve başbakan ayrı kişiler olarak görev almışlardır. İktidar, Danışma Meclisi ile paylaşılmamış bu meclis sadece danışma için kullanılmıştır.

Yargı
27 Mayıs 1960: Yüksek Adalet Divanı vardır, olağanüstü yargı mevcuttur.
12 Eylül 1980: Sıkıyönetim ve Askeri Mahkeme’nin yetkisi genişletilmiştir.

Rejim
27 Mayıs 1960: Liberalizme ve sola açık, kitle canlılığını teşvik eden, partilere açık bir rejim mevcuttur.
12 Eylül 1980: Sola kapalı ve merkez sağa açık, baskıcı, bütün yurtta sıkıyönetim ilan eden, kapalı ve kapatıcı bir rejimi vardır.

Anayasa
27 Mayıs 1960: Devleti ve İktidarı sınırlamalıdır.
12 Eylül 1980: Devlet otoritesini pekiştirmeli bir anayasadır.

İsimleniş
27 Mayıs 1960: Devrim
12 Eylül 1980: Harekât, Bayrak Harekâtı

SONUÇ

12 Eylül 1980 darbesi girişte de belirttiğimiz gibi Türkiye’de gerçekleşmiş ikinci büyük darbe olarak Türkiye tarihinde yerini almıştır. Darbe öncesi ortamda darbeye giden yol incelendiğinde, mevcut durumda ülkedeki huzur ortamının büyük ölçüde yok olduğu, demokrasi kavramının değer kaybettiği, siyasi huzursuzlukların deyim yerinde ise kol gezdiği bir ortam olarak önümüze çıkmaktadır. 1980 darbesi her ne kadar gerçekleştiği dönemde bazı kişi ve kuruluşlar tarafından ülkenin içinde bulunduğu durumdan kurtuluşu anlamına gelmişse de askeri darbelerin bir millet için hiçbir zaman güzel şeyler doğurmadığı hâlihazırda bir gerçektir. Bir ülkedeki darbe ortamı; demokrasinin o ülkede tam olarak benimsenemediğinin en önde gelen kanıtlarından birisidir. İncelediğimiz 1980 döneminin getirilerini ve götürülerini, 27 Mayıs 1960 darbesi ile olan benzerliklerini ve farklılıklarını, 1961 Anayasasının ortaya çıkardığı ortamı ve bu ortamın 1980 darbesi için oluşturduğu alt yapıyı olabildiğince ele almaya çalıştık. Askeri darbelerin hiçbir zaman bir kurtuluş olmadığını, kısa vadede önemli ölçüde getirileri var gibi görünebilse de uzun vadede bu getirilerin zarara döneceğini, demokrasinin bir milletin geleceğini belirlemesi için en güzel rejim olduğunu unutmamak gerekir.

12-eylul-darbesi-nin-bilinmeyen-fotograflari_56691_b

DİPNOTLAR

[1] 27 Mayıs 1960 tarihinde Demokrat Parti hükümetini askeri darbe ile devirerek siyasî iktidarı ele alan ve sonradan başına Orgeneral Cemal Gürsel’in getirildiği Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne mensup 38 kişilik bir cuntadır.

[2] Demokrat Parti

[3] TANÖR, Bülent, Osmanlı–Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat 2017, 28. Baskı, s. 376

[4] Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi

[5] ÖZBUDUN, Prof. Dr. Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2016, 16. Baskı, s. 46

[6] Türkiye Cumhuriyeti tarihinde meydana gelen dördüncü; başarılı olmuş ikinci; ve emir-komuta zinciri içerisinde yapılmış ilk askeri darbe eylemidir.

[7] ÖZBUDUN, Prof. Dr. Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2016, 16. Baskı, s. 46-47

[8] TANÖR, Bülent, Osmanlı–Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat 2017, 28. Baskı, s. 407

[9] ÖZBUDUN, Prof. Dr. Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2016, 16. Baskı, s. 47

[10] Asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir.

[11] Türk hukuk sistemine ilk kez 1961 Anayasasına 1973 yılında eklenen bir maddeyle girmiş, bir dönem “cumhuriyeti ve devletin iç ya da dış güvenliğini ilgilendiren” davalara bakmış olan mahkemelerdir.

[12] ÖZBUDUN, Prof. Dr. Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2016, 16. Baskı, s. 47

[13] 1961 Anayasasında, üniversitelere, Yargıtay’a, Danıştay’a ve Yüksek Seçim Kurulu’na, kendi alanlarına dahil olan düzenlemeler ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açabilme yetkisi veren dava hakkıdır.

[14] ÖZBUDUN, Prof. Dr. Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2016, 16. Baskı, s. 47

[15] ÖZBUDUN, Prof. Dr. Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2016, 16. Baskı, s. 47

[16] Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, milletvekillerince başbakana ya da bakanlardan birine bir sorunla ilgili olarak sorulan ve görüşmeler sonunda o konuda soruşturma açılması istenebilen soru.

[17]YALTIRIK, Ünal, 11’ler Olayı, İleri Yayınları, 2005

[18] Maraş Katliamı nedir? Maraş Katliamı nasıl gerçekleşti? 19 Aralık 2017

[19] http://web.archive.org/web/20120920114439/http://www.belgenet.com/parti/chpkurultay1.html

[20] A.g.e.

[21] Uluslararası Para Fonu

[22] http://web.archive.org/web/20120920114439/http://www.belgenet.com/parti/chpkurultay1.html

[23] BİRAND, Mehmet Ali, 12 Eylül Saat 04:00, Karacan Yayınları, Temmuz 1985, 12. Baskı, s. 33

[24] A.g.e.

[25] A.g.e.

[26] Çorum’da Alevilerin Katledilişinin 34. Yılı, Cumhuriyet, 28 Mayıs 2014

[27]12 Eylül 1980 için konulan kod adı.

[28] Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu

[29] 12 Eylül Darbesi ile ülke yönetimine el konulmasından sonra yasama yürütme ve yargı yetkilerini kullanmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanınından oluşan cuntadır.

[30] http://web.archive.org/web/20120201190012/http://www.belgenet.com/12eylul/12091980_01.html

[31] TANÖR, Bülent, YÜZBAŞIOĞLU, Necmi, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, Ekim 2016, 16. Baskı, s. 4

[32] http://web.archive.org/web/20120201190012/http://www.belgenet.com/12eylul/12091980_01.html

[33] http://web.archive.org/web/20120610234546/http://www.belgenet.com/12eylul/12091980_07.html

[34]http://web.archive.org/web/20120704110706/http://www.belgenet.com/12eylul/13091980_01.html

[35] http://web.archive.org/web/20120120174657/http://www.belgenet.com:80/12eylul/12091980_02.html

[36] BİRAND, Mehmet Ali, 12 Eylül Saat 04:00, Karacan Yayınları, Temmuz 1985, 12. Baskı, s. 277

[37] A.g.e., s. 213

[38] http://web.archive.org/web/20140329205347/http://www.haksozhaber.net:80/12-eylul-darbesi-gazete-mansetleri-50g-p1.htm

[39] http://www.yok.gov.tr/web/guest/tarihce

[40]Türkiye Büyük Millet Meclisi resmi internet sitesi: Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun 2 Mayıs 2012 – 28 Kasım 2012 arasında yaptığı çalışmanın sonucunda yayınlanan rapor:  https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss376_Cilt1.pdf

[41] 1975 ve 1985 yılları arasında, Türkiye dahil 16 farklı ülkede Türk ve diğer mülki ve diplomatik hedeflere karşı eylemlerde bulunmuş solcu ve aşırı milliyetçi örgüt.

[42] Türk Ceza Kanunu

[43] 2707 – 24.9.1982 ( RG. 25.9.1982 – 17823).

[44] TANÖR, Bülent, YÜZBAŞIOĞLU, Necmi, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, Ekim 2016, 16. Baskı, s. 18

[45] Karar No: 71 (RG. 21.10.1982 – 17845)

[46] TANÖR, Bülent, YÜZBAŞIOĞLU, Necmi, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, Ekim 2016, 16. Baskı, s. 11-12

[47] Milli Birlik Konseyi

[48] Milli Güvenlik Kurulu

KAYNAKÇA

TANÖR, Bülent, Osmanlı–Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Şubat 2017, 28. Baskı

ÖZBUDUN, Prof. Dr. Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2016, 16. Baskı

YALTIRIK, Ünal, 11’ler Olayı, İleri Yayınları, 2005

BİRAND, Mehmet Ali, 12 Eylül Saat 04:00, Karacan Yayınları, Temmuz 1985, 12. Baskı

TANÖR, Bülent, YÜZBAŞIOĞLU, Necmi, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, Ekim 2016, 16. Bask

GAZETE ve İNTERNET KAYNAKLARI

“Maraş Katliamı nedir? Maraş Katliamı nasıl gerçekleşti?”, Sözcü, 19 Aralık 2017

Belge Net, Arşiv, http://web.archive.org/web/20120920114439/http://www.belgenet.com/parti/chpkurultay1.html

“Çorum’da Alevilerin katledilişinin 34. Yılı”, Cumhuriyet, 28 Mayıs 2014

Belge Net, Arşiv, http://web.archive.org/web/20120201190012/http://www.belgenet.com/12eylul/12091980_01.html

Belge Net, Arşiv, http://web.archive.org/web/20140329205347/http://www.haksozhaber.net:80/12-eylul-darbesi-gazete-mansetleri-50g-p1.htm

YÖK, http://www.yok.gov.tr/web/guest/tarihce

Türkiye Büyük Millet Meclisi resmi internet sitesi: Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun 2 Mayıs 2012 – 28 Kasım 2012 arasında yaptığı çalışmanın sonucunda yayınlanan rapor:  https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss376_Cilt1.pdf

GÖRSEL KAYNAKÇALARI

http://fotogaleri0.haberler.com/12-eylul-darbesi-nin-bilinmeyen-fotograflari/resim-9/

https://paratic.com/12-eylul-1980-askeri-darbesi/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s