İlayda ÇELİK yazdı: “3. Kuşak Feminizm”

GİRİŞ

Kadın ve erkeğin varoluşundan itibaren kadın, erkeğin bir basamak altında, bir adım gerisinde görülmüştür. Kadının doğuştan sahip olduğu haklar elinden alınmış, istemediği sorumluluklar toplum tarafından dayatılmıştır. Kadına söz hakkı verilmemiş, maddi ve manevi yönden bağımsızlığı kısıtlanmıştır. Bu koşullar altında yaşayan kadınlar 19. yüzyılda kendilerine yapılan haksızlığı fark etmişlerdir ve bu duruma karşı hareket etmeye başlamışlardır. Zamanla bu hareket organize hale gelmeye başlamıştır. Oluşan ve organize hale gelen bu harekete “Feminizm” ismini veren kişi sosyalist filozof Charles Fourier olmuştur. Bunun öncesinde 17. ve 18. yüzyıllarda kadın haklarına dair ufak dokundurmalar yapılmıştır. Aydınlanma çağında özgür düşünürlerden Lady Marry Montagu ve Marquis de Condorcet kadınların eğitim haklarını savunmuştur. Bununla birlikte feminizm algısı felsefik bir hale bürünmüştür. Feminizmin bir yayın organı olarak hayatımıza ilk girmesi ise İngiliz kadın yazar Mary Wollstonecraft’ın A Vindication of the Rights of Woman[1] kitabı ile olmuştur. Ardından 20. yüzyılda meydana gelen Birinci Dünya Savaşı ile kadın hakları açısından bir devrim niteliğinde olan oy kullanma hakkı kadınlara verilmiştir.

Günümüzde birçok insan feminizmi “erkek düşmanlığı” olarak algılamaktadır. Bunun aksine feminizm ne erkek düşmanlığını ne de kadın üstünlüğünü savunmamaktadır. Feminizmin tek ve yegâne amacı vardır o da tüm dünyada kadın-erkek eşitliğini sağlayabilmektir. Kadın-erkek eşitliği ideolojisinin organize halini 3 dalgada işlemek mümkündür.

DALGA FEMİNİZM

Bu dönemde feminizm, genelde 3 görüş üzerinde yoğunlaşmıştır. Kadınlar için eğitim, oy ve mülkiyet hakkı. Kadınların yaşam hakları ve özgürlükleri, oy verme hakkı, yönetimde yer alma hakkı, eğitimde fırsat eşitliği hakkı gibi talepleri içeren birden çok bildiri ve eser[2] ortaya konmuştur. Birinci Dünya Savaşı sona erdiği süreçte ABD, Rusya, İngiltere, Almanya ve 21 ülke kadınlara oy hakkını koşulsuz olarak tanımıştır.[3] Fransa’da ise, kızların eğitiminde fırsat eşitliğine, kadınların kamusal alanda çalışmalarına ve eşit iş ve ücret hakkı üzerine birçok reformist düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Birinci dalga feminizmde en önemli sonuç ataerkil toplum yapısına karşı direnmek, “cinsel devrim” olarak adlandırılan hareketin toplumsal statü, rol ve zihinsel yapı alanlarını etkide bulunacak, değişimi meydana getirecek anlayışların temelini atmak ve reaksiyoner bir şekle bürünmesini sağlamak olmuştur.[4] “On dokuzuncu yüzyıl feministleri, kendi egemen beyaz erkeklerin ve onların devletinin önyargılarını (ve daha da fazlasını) keşfediyorlardı” [5] ve bu dönemden sonra feministler farklı sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki taleplerde bulunmaya, erkek ile kadının kamu ve özel alanlarda eşitlikçi ve daha özgür haklara sahip olunması yolunda mücadeleye girişmişlerdir.

r1

 Mary Wollstonecraft, A Vindication of the Rights of Woman: with strictures on political and moral subjects.

2.DALGA FEMİNİZM

Batıda gerçekleşen gelişmeler, doğum kontrolünü güvenli hale getiren ve kolaylaştıran yöntemler geliştirilmesine sebep olmuştur. Bu durum, kadınların hamilelik riski olmadan cinsellik yaşayabilecekleri anlamına gelmektedir. Doğum kontrolü için, yasal olduğu ülkelerde kürtaj, yasal olmayan ülkelerde ise gizli gerçekleşen, tehlikeli, kısırlığa ve hatta ölümlere sebep olan çocuk düşürme yöntemleri dışında da alternatifler üretilmiştir. Ancak bu uygulama ve ilaçlar pahalıydı. Kadınlar, bu olanakların tüm kadınların hizmetine sunulması ve pek çok ülkede geçerli olan baskıcı yasaların ortadan kaldırılması için mücadele etmeye başlamışlardır. 2. dalganın başlamasında ve teorisinde çok önemli bir etkisi olan Simone de Beavoir, “Kadınların kurtuluşu, karınlarından başlayacak.” diye yazmıştır, İkinci Cins isimli üç ciltlik kitabında. Kitap, yıllardır süren kadın mücadelesinin en önemli öğesine, aile ve toplumsal cinsiyete yöneliktir. Simone de Beavoir, özellikle bir tespitiyle (bu tespit daha sonra popüler bir slogan olacaktı) 2. dalga feministlerin hem ideolojik hem pratik olarak yollarını çizmiştir. “Kadın doğulmaz, kadın olunur” bu tespitin özeti olmuştur. İkinci Cins[6]’in üç cildi de dişi cins olarak doğmuş bir insanın, yıllar içinde nasıl eğitilip “kadın” olduğuna ilişkindir. Bütün kitap, cinsiyet rollerinin doğal değil, öğretilmiş olduğunu kanıtlayan bilgi ve deneyimler içermektedir. Bu teori bir kavramın ortaya çıkmasına yol açmış, doğal olan ve doğumla beraber belirlenen cinsiyet (sex) ve doğduktan sonra aile ve toplumun etkisiyle şekillenen toplumsal cinsiyet (gender). Beauvoir, kadın siyasetini ve feminizmi derinden etkilerken, feministler kürtaj ve doğum kontrolünün yasallaşması için mücadeleye devam etmişlerdir. Bu mücadeleler özellikle Kuzey Avrupa ve ABD’de güç kazanmıştır. Fransa’da feministler, 14 yıl süren zorlu bir mücadele vermişlerdir ve 1967’de doğum kontrolü yasallaşmıştır.

ABD eyaletlerinin çoğunda doğum kontrolü yasallaşmıştır. Genel olarak aşırı muhafazakâr kesimler hariç herkes doğum kontrol yöntemlerinin kullanılmasına sıcak bakmıştır. Ancak, bugün bile hiçbir doğum kontrol yönteminin gebelikten yüzde yüz korunma sağlayamadığını düşünürsek, kadınların “cinsellikle doğurganlığı birbirinden ayrıştırmak için” kürtaj hakkını kazanmaları gerekiyordur. Kaldı ki, daha önce de bahsettiğimiz gibi, kürtajın yasak olduğu ülkelerde kadınlar tehlikeli yöntemlere başvurmuşlar ve bu yöntemlerin kadının hayatını kaybetmesiyle bile sonuçlanabilmiştir. Feministler İngiltere’de 1967 yılında kürtaj hakkını kazanmışlardır.

Türkiye’de 2. dalga feministler 80 sonrasında gerek politikada, gerek kamuoyu gündeminde yer almaya başlamışlardır. Feminist kadınlar, 12 Eylül sonrasındaki sessizliği bozan ilk hareket olmuştur. 80 öncesinde İKD (İlerici Kadınlar Derneği) kadın hakları için çalışan bir organizasyondur ancak temel aldıkları ideoloji sosyalizmdir. Yine de İKD sadece kadınların katıldığı bir dernek olmuştur ve kadın kadına mücadele açısından Türkiye’deki ilk deneyimdir. Zaten önceden İKD’li olan birçok kadın, 80 sonrasında feminist hareket içinde yer almıştır.

Türkiye’de feministler önce Somut gibi sol dergilerde yazmaya ve feminist fikirlerin tohumlarını yaşadıkları ülkede atmaya başlamışlardır. Ancak ilk feminist örgütlenme 1984 yılında kurulan Kadın Çevresi olmuştur. Kadın Çevresi feminist bir yayınevidir ve feminist bir literatür oluşturmak için kitap basmıştır. Bununla beraber Kadın Çevresi sadece bir yayınevi olarak kalmamıştır. Aynı zamanda feministlerin ve feminizm üzerine düşünmeye başlayan kadınların birbirini bulduğu bir örgütlenme haline gelmiştir. Daha sonra bilinç yükseltme toplantılarını, feminist dergileri ve kampanyaları örgütleyecek olan kadınlar burada tanışmış ve aktif olarak feminist siyaset üretmeye başlamışlardır. Kadın Çevresi’nde tanışan kadınların ilk çıkardıkları yayın Feminist olmuştur. 87-90 yılları arasında çıkan Feminist, hem şekilsel hem içerik olarak daha önce Türkiye’de yayınlanmış hiçbir dergiye benzememiştir. Gerek boyutları, gerek kullanılan renkler, gerek iç tasarımı ama daha önemlisi içeriğidir. Feminist, teorik bir dergi değildir, ancak feminist teori açısından çok doğru bir dergi olmuştur. Dergide sadece yorumlar değil, kişisel deneyimler de anlatılmış ki bu da özel alanın politikasının yapılmaya başlanması anlamına gelmiştir.

Feminist’i çıkaran kadınlar kendilerini çeşitli sol siyasi görüşlere yakın hissetseler bile, bu dergide sadece feminizmle ilgili yazılar yayınlanmıştır. Daha sonra Kadın Çevresi’nden ayrılan bir grup Sosyalist Feminist, Kaktüs Dergisi’ni çıkarmaya başlamıştır. Bu dergiyle diğer feminist gruplardan ayrılmışlardır. Bu dönemde Türkiye’de çeşitli kampanyalar oluşturulmuş, kampanyalar sonucunda Mor Çatı[7] kurulmuştur.

3.DALGA FEMİNİZM

3. dalga feminizmde 1970 ve sonrasında doğan kadınlar feminizmi kısmen yanlış anlamış, erkek nefretine, saldırganlığına ve lezbiyenliğe yönelmişlerdir. Bu durum elde edilen güç ve hakların kaybına yol açmıştır. Bunun yanında muhalif politikalar ise kimlik ve farklılıklar gibi konularda söz etmeye başlamıştır. O yüzden feminizme ilgili birçok kadın kimlikçi bir feminizme yakınlık duymaya başlamışlardır. III. dalga feminist akım herhangi bir politik kimliği reddeden postmodernist ve sosyalist grup içinde yer aldıklarını dile getirir ve aynı zamanda bu dönemde feministlerin kendi içinde liberal hümanist teori ile kültürel feminist veya kadın merkezli teori arasındaki çarpışmalara sahne olduğunu ileri sürmektedir.[8] 3. dönemde kadınların sorunlarıyla genel ve yüzeysel ilgilenmek yerine bireysel ve detaylı bir inceleme yapılmıştır aynı zamanda toplumsal cinsiyet, ırk, etnisite, cinsellik, milliyetçilik gibi konular üstünde durulmuştur. Kadınların birçok alanda aktivite yelpazesini genişletmek, özellikle eğitim alanındaki eksikliklerini gidermek amaç edinilmiştir. 1990 sonrasında feminizm uluslararası alanda yaygın hale gelmiş birçok kadın hak ve özgürlüklerinin farkına varmışlardır. Bu dönemde yazılan “Das Unbehagen der Geschlechter” [9](Cinsiyetlerin Huzursuzluğu) kitabı cinsiyeti toplumsal cinsiyet ve biyolojik cinsiyet olarak ikiye ayırmıştır. 3. dönem ve 2. dönem arasında ideolojik benzerlikler olsa da birçok yönden farklılık bulunmaktadır. Bunlardan biri taciz ve tecavüze karşı olan tutumdur. Kadınlar daha başkaldırıcı ve net görüşlü olmuşlardır. Bir bütün olmaya ihtiyaç olduğunu düşünmüşler ve bir kadının yaşadığı sorunu bütün kadınlar sorun haline getirmişlerdir. Organize olmanın feminizmi büyüteceğine ve kadınların sesini duyurmalarını kolaylaştıracaklarına inanmışlardır. Fakat bu sorunları çözmeye yönelik bir bütünlük sağlayamamışlardır. Günümüzde hala kadına yönelik şiddete, haksızlığa çözüm bulunamamıştır. Çözüm bulunamamasıyla birlikte şiddet ve kısıtlama gün geçtikçe artmaktadır. Başkaldıran-başkaldırmayan, hak ve sorumluluklarının farkında olan-olmayan birçok kadın ataerkil düzenin kurbanı olmuştur. Boşanmak, ayrılmak isteyen kadınlar eşleri veya sevgilileri tarafından dövülmüş, öldürülmüştür.

r2

Onedio kadına şiddet oranı

Kadın cinayetlerinin aylara göre dağılımına bakıldığında; 2016 yılının kara ayı Şubat’ta kadın cinayetlerinin 31’i silahla olmak üzere toplam 41 vakayla tavan yaptığı görülmektedir.

En çok kadın cinayetinin işlendiği ikinci ay ise Ocak. Ocak ayında 36’sı silahlı toplam 40 kadın cinayeti basına yansımıştır. En az kadın cinayetinin basına yansıdığı ay ise Mayıs. Bu ayda 23’ü silahlı 27 kadın cinayeti işlenmiştir. Kadın cinayetlerinin 96’sı tüfeklerle, 90’ı tabancalarla, 8’i beylik silahlarıyla, 123’ü de bıçak, satır, balta, keser gibi kesici aletlerle olmak üzere 317’si yani yüzde 80’i silahlarla işlenmiştir. Yüzde 20’sinde ise yani 80 kadın ise dövülerek, boğularak, yüksekten atılarak katledilmiştir. Eşlere fiziksel şiddet uygulama oranı en yüksek olan bölge Güneydoğu Anadolu (Gaziantep, Adıyaman, Kilis, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) olmuştur. Bu bölgede erkeklerin %8,6’sı, kadınların %7,5’i eşlerine fiziksel şiddet uygulamıştır. Ocak ayında öldürülen kadınların %31’i boşanmak istediği için, ilişkisini sonlandırmak istediği için, kendi hayatına dair karar vermek istediği için öldürülmüştür. Öldürülen kadınların %8’i ise şiddete maruz kalan başka bir kadını korumaya çalıştıkları için hayatlarını kaybetmişlerdir.[10] Ve bu verilere rağmen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na göre Türkiye’deki kadın sığınma evlerinin sayısı yalnızca 137’dir.

Diğer bir sorun ise çocuk yaşta evliliktir. Ne yazık ki özellikle doğu bölgelerinde her 3 kız çocuğundan biri erken yaşta para uğruna kendilerinden yaşça büyük insanlarla evlendirilmek zorunda kalıyordur. Huque, Türkiye’deki araştırmalarında, 2011 yılında 20 bin ailenin, 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için dava açtığını ve yine Türkiye’de 18 yaş altı ‘Çocuk evlilik’ oranı ortalamasının yüzde 28 olduğunu bildirmiştir.
Zahidul Huque, DHA muhabirine, Türkiye’de yaptırdıkları araştırmalarda çok ilginç sonuçlarla karşılaştıklarını bildirmiştir. Türkiye’de her üç evlilikten birinin çocuk yaşta yapıldığına dikkati çeken Zahidul Huque, “Çocuklarımız büyümeden önce eş sonra anne oluyor. Sizin yavrunuz çocuk gelin olmasın, elde değil evde büyüsün.” demiştir. Erken yaştaki evliliklerin dünyanın her bölgesinde görüldüğünü ancak, küresel ölçekte kabul edilen görüşe göre 18 yaş altındakilerin “çocuk” olduğunu vurgulayan Huque şunları söylemiştir:
“18 yaştan önce yapılan evlilikler de ‘erken evliliktir’. Çocuk yaşta evlilikler ‘insan hakları ihlalidir. Çocuğun erken yaşta nişanlanması veya evlenmesi hiçbir şekilde yasal sayılmayacaktır. Türkiye’nin taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin[11] 16.2 sayılı maddesinde ‘Çocuğun erken yaşta nişanlanması veya evlenmesi hiçbir şekilde yasal sayılmayacak ve evlenme asgari yaşının belirlenmesi ve evlenmelerin resmi sicile kaydının mecburi olması için, yasama dahil gerekli tüm önlemler alınacaktır’ denilmekte ve bu görev devletten beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde her 3 kız çocuğundan biri 18 yaşından önce evlendirilmektedir. Önümüzdeki 10 yıl içinde 100 milyon kız çocuğu çocuk yaşta evlendirilecektir. Erken yaşta evlendirilen kız çocuklarının yüzde 14’ü 15 yaşın altındadır. Erken evlilikler kız çocuklarının eğitim hakkını tehlikeye sokmaktadır. Çocuk gelinler doğurmak ve ev işlerini yapmak üzere okulu terk etmeye zorlanmaktadır. Erken yaşta hamilelik risklerle dolu bir olgudur. Oysa genç kızlar eş ve anne olmaya ne psikolojik olarak hazırdır ne de bunun için gerekli fiziksel olgunluğa sahiptirler. Hamilelik ve doğumun yol açtığı sorunlar 15-19 yaş arası genç kızlarda birinci ölüm nedenidir. Türkiye’de de erken yaşta evlilikler yaygın olarak görülmektedir.” Huque, Türkiye’deki her 3 evlilikten 1’isinin ‘Çocuk evliliği’ olduğunu, 18 yaş altı evlilik
oranı ortalamasının yüzde 28 olduğunu belirterek, “Araştırma verilerine göre Türkiye genelinde 181 bin 36 çocuk gelin bulunuyor. Kız çocukları ailelerde ekonomik bir yük olarak görülmektedir. Aileler başlık parası yoluyla gelir getirmek için kızlarını çocuk yaşta evlendirmektedirler.” diye konuştu.[12]

r3

TÜİK’in  çocuk gelin haritası

SONUÇ

Sonuç olarak feminizm sosyo-ekonomik yönden haklarını elde edebilmek uğruna zaman zaman yanlış yöne sapsa da amaç olarak kadın erkek eşitliğini savunmuştur. Geçmişte ve günümüzde feminizmi yanlış anlamış ve anlayacak birçok insan olacaktır. Kadınlar ataerkil toplumda haklarını savunduğu ve birbirilerine destek olduğu sürece haksızlıkların, şiddetin önüne geçebileceklerdir.

DİPNOTLAR

[1]1. Dalga feminizmi başlatan eser

[2] Seneca Falls Bildirileri, The Course of Popular Lectures Konferans Bildirileri, On The Nature of Knowledge (Bilginin Doğası Üzerine) adlı Konferans’ın bildirileri, Letters on Equality (Eşitlik Üzerine Mektuplar), Adress to the New York State Legislature (New York Eyaleti Kanun Koruyucuları Üzerine Söylevler), Solitude of Self (Benliğin Yalnızlığı), Akron Women’s Rights Convention (Akron Kadın Hakları Toplantısı), Women in the Nineteenth Century (19. Yüzyılda Kadın)

[3] 21 ülke içinde Türkiye Cumhuriyeti de yer almaktadır. Hatta Türkiye süreç bakımından önceliğe de sahiptir. Türkiye’de kadınlar 20 Mart 1930 yılında yerel seçimlerde oy kullanma hakkı tanınmış ve 5 Aralık 1934’te de anayasada yapılan değişiklik ile parlamento seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkı elde etmiştir.

[4] (Millett, 2000:63)

[5] (Mitchell, 1985:31)

[6] Bu kitapla beraber Simone de Beauvoir varoluşçu bir feminist anlayışın temellerini ortaya koymuştur.

[7] Şiddetle yüz yüze olan kadınlarla dayanışmayı sürdürmek, aile içindeki şiddete karşı mücadeleyi yaygınlaştırmak amacıyla 1990’da kurulan vakıf.

[8] (Donovan, 2001:351-352)

[9] 3. Dalga feminizmin başlangıcı

[10] Onedio 8 Mart’a özel haber

[11] (CEDAW)

[12] DHA’nın çocuk yaşta evlilik röportajı

 

KAYNAKÇA

Beauvior, S. (2010). The Second Sex (C. Borde, Trans.)

TAŞ, Gün, (2016). Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel Süreçleri ve Dönüşümleri

YANIK Aygül, HANBABA Zeynep, SOYGÜR Sevinç, AYALTI Büşra, DOĞAN Meral, (2014). Kadına Yönelik Şiddet Davranışlarının Değerlendirilmesi: Türkiye’den Kanıt

DİKİCİ, Öğr. Gör. Erkan, (2016). Three Maınstream Of Femınısm: Theory Of Lıberal, Marxıst And Radıcal Femınısm

İNTERNET KAYNAKÇALARI

http://www.anarsi.org/arsiv.php?id=325&isl=oku&tip=1&ust=147

http://arsiv.dha.com.tr/turkiyede-cocuk-evlilik-orani_373662.html

https://onedio.com/haber/turkiye-de-8-mart-14-ayda-395-kadin-olduruldu-iki-kadindan-biri-siddete-ugradi-meclis-te-ise-kadinin-adi-yok-760340

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/269956

GÖRSEL KAYNAKÇALARI

http://akademikperspektif.com/2013/11/09/yeni-toplumsal-hareketler-ve-feminizm/

http://jansopelo.weebly.com/bunlar305-da-seversiniz/feminizm-nedir-ne-degildir

https://www.netkadinlar.com/feminizm-hakkinda-ufkumuzu-genisletecek-20-ilginc-bilgi.html

 

Reklamlar