Sinan Özgün ÖZDEMİR yazdı: “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Süreci”

GİRİŞ

Günümüzde devletler nükleer enerjiyi ve nükleer silahları saygınlık ve güç olarak görmektedir. Nükleer enerji ve nükleer silahları kullanabilmek için bilimsel birikim ve ileri teknoloji gerekmektedir. 70 yıllık geçmişi olan bu alan birincil enerji kaynağı olmasına rağmen, bazı dönemlerde ve bazı ülkelerde siyasal tercihler sonucu bir kenara itilmesi sebebiyle, kısmen de bilgi eksikliği nedeniyle nükleer enerji zaman zaman “alternatif enerji“[1] olarak tanımlanmıştır. İster barış için ister askeri amaçlar için olsun, kapsamlı ve etkili kullanıldığında nükleer güç, hemen her alanda en temel güç kaynağı haline gelmektedir. Bu sebeple birçok devlet nükleer teknolojilere ve nükleer silahlara sahip olma isteği içindedir.

Ancak, nükleer güç ve nükleer silahlara sahip olmak için bilimsel ve teknolojik alt yapıyı geliştirmek gibi uzun süreli ve bir o kadar da masraflı faaliyetlerin yanı sıra bu yöndeki bazı siyasal engelleri de aşmak gerekmektedir. Ayrıca, birçok alanda ülkeler arasında bilimsel ve teknolojik işbirliğine gidilmesine karşın nükleer teknoloji aktarımı ya da bilimsel paylaşım konularında, siyasal bazı değerlendirmelere bağlı olarak ciddi sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Sorunların altında ülkelerin nükleer güce sahip oldukları zaman, bu alandaki imkan ve kabiliyetlerini hangi amaçlar peşinde kullanacakları sorusu yatmaktadır. Barışçıl amaçlar için kullanıldığı zaman elektrik enerjisi üretmek, tıpta teşhis ve tedavide kullanmak ve tarımda verimliliği arttırmak nükleer enerjinin sağladığı imkanlar arasında sayılmaktadır. Askeri amaçlar dahilinde kullanıldığı takdirde ise, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir yıkım gücü ve yaydığı radyasyon nedeniyle telafisi mümkün olmayan çevresel etkiler görülmüştür.

Bu yazıda yukarıda anlatılanların çerçevesinde son dönemde adını sıkça nükleer füze denemeleriyle duyduğumuz Kuzey Kore’nin ve onun konumundaki küçük devlet psikolojisi yaşayan diğer devletlerin nükleer güç ve nükleer silah sahibi olma arzusunun sebebine ve sahip olma sürecine değinilecektir. Aynı zamanda büyük devletlerin bu süreçlerdeki rolü incelenecektir.

KUZEY KORE’NİN NÜKLEER SİLAH İSTEĞİ

Nükleer silahların önemi 20. yüzyılın ortalarında yaşanan İkinci Dünya Savaşı sonrasında devletlerin, asıl gücün nüfus sayısı ya da asker sayısı değil de büyük hasarlar veren ve çok sayıda insanı çok kısa sürede öldürebilen nükleer silahlar olduğunu anlamasıyla nükleer teknolojinin önemi ve devletlerin bu teknolojiye yaklaşımı değiştmiştir. ABD’nin iki atom bombası ile Japonya’yı maddi ve manevi açıdan çökertmesi ile dünyada hegemon güç haline gelmesi hem devletleri korkutmuş hem de buna şahit olan devletlerin savunma ve saldırı stratejilerini tamamen değiştirmiştir.

Kuzey Kore lideri Kim II-Sung’un, adeta can düşmanı konumundaki sömürgeci devlet olan Japonya ile onlarca yıl kendi topraklarında gerilla savaşı yapmış ve çoğu savaşı hüsranla sonuçlanmıştır. Kuzey Kore iki nükleer bomba karşısında Japonya’nın madden ve manen yerle bir olup ABD’ye diz çökmesine şahitlik etmesi ile bu olaylar sonrasında Kuzey Kore’nin “Mutlaka bu silahlara sahip olmalıyız.” düşüncesi doğmuştur. Bununla birlikte Kuzey Kore 1950-1953 yılları arasında ABD ile girişilen savaş sonrasında açığa çıkan resmi belgelerde, Amerikalı yöneticilerin zaman zaman Kuzey Kore’ye karşı nükleer silah kullanımı ciddi bir şekilde düşünmüş olduklarının anlaşılması, Kim II-Sung’un söz konusu silahlara sahip olma isteğini daha da körüklemiştir. Süper Güç ABD’nin hedefinde olduğunu bilen ve küçük ülke psikolojisi ile hareket eden Kuzey Kore yönetimi, “mutlak silah” olarak da nitelendirilen nükleer silah kapasitesine sahip olmak konusundaki kararlılığını daha da artırmıştır.

439800d0-150c-4338-b2d7-05d3477e7ac5.jpg

O dönemde yakın ilişkiler içinde bulunduğu Sovyetler Birliği ile nükleer bilim ve teknoloji alanında işbirliği alanında girişimleri öncelikle bu alanda kullanılan madenler açısından zengin olan Kore’den bu ülkeye satışı ile başlamıştır. 1956 yılında Sovyetler Birliği ile yeni bir anlaşma imzalanma aşamasına gelinmiştir. Anlaşma gereği Kuzey Koreli bilim insanları ve uzmanlar Sovyetler Birliği’nde nükleer teknoloji alanında yeni ve kapsamlı bilgilerle donatılacaktır. Bununla beraber Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da bir araştırma reaktörü kurulacaktır. Öte yandan Çin ile de nükleer alanda iş birliğine girilmiş ve bu ülkeye de uzmanlar, teknisyenler ve bilim adamları gönderilmiştir. Bu süreçte Kim II-Sung Ulusal Üniversitesi’nde Nükleer Fizik Bölümü ve Kim Cha’ek Endüstri Koleji kurularak nükleer alanda geniş bir bilimsel birikim kadrolaşması sağlanması amaçlanmıştır.[2]

KUZEY KORE’NİN İLK NÜKLEER KAZANIMI

“Kuzey Kore’nin ilk elle tutulur nükleer kazanımları 1960’larda Yongbyon bölgesinde, Sovyetler Birliği tarafından Kore Bilimler Akademisi gözetimi altında, nükleer araştırma kompleksi kurulması ile başlamıştır. İlk kurulan tesisler içinde 1967 yılında işletmeye açılan Sovyet IRT 2000 tipi 2 megavat termal  (MWt) araştırma reaktörü bulunmaktadır. Biraz zaman sonra Kuzey Koreli bilim insanları ve teknisyenler kendi imkanlarıyla tesisin gücünü 8 MWT kapasiteye çıkartmayı başarmışlardır. Enerji üretim amaçlı olarak plütonyum üretilmesinde de önemli bir yer tutmaktadır.”[3]

A.NÜKLEER TEKNOLOJİNİN GELİŞTİRİLMESİ

         Kuzey Kore’nin nükleer silah geliştirme hedefine varmasını sağlayacak tipte ve çapta tesislerin kurulması süreci 1970’ler ve 1980’lerde de devam etmiştir. Kuzey Koreli bilim insanları nükleer yakıt geliştirme tesisi üzerinde çalışmışlar ve başarılı olmuşlardır. Bu gibi girişimler, nükleer yakıt bakımından dışa bağımlı olmak istemeyen ülkelerin genel tercihidir. Gerek uranyum zenginleştirme, gerek nükleer yakıtın atığı içinde bulunan plütonyum kimyasal işleme tabi tutularak ayrıştırılması, o dönemlerde nükleer silah projesi olan ülkeler için vazgeçilmez girişimlerdir. Nükleer silah geliştirmenin olmazsa olmaz koşulu, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyuma ya da plütonyuma sahip olmaktır. ABD ya da Sovyetler Birliği gibi çok miktarda nükleer silah sahibi olmak durumunda olan ülkelerin geliştirdiği ve son derece yüksek teknoloji, bilimsel birikim ve büyük masraf gerektiren bu tipteki tesislerin küçük ölçeklerde kurulması bir nevi mütevazı nükleer silah gücüne sahip olmak isteyen ülkelerin zorlanarak da olsa, tabi dışarıdan destekle, sağlayabilecekleri imkan ve kabiliyetler arasına girmiştir.

“Kuzey Kore yönetimi 1984 yılında dışarıdan yardım almadan tamamen kendi imkanlarıyla kendi reaktörlerini kurma kararı almış ve aynı yıllarda Yongbyang bölgesinde 200 MWT çapında güç reaktörlerini kurmaya başlamıştır.[4] Bununla birlikte atıkların da ayrıştırılacağı bir tesis kurulmaya da başlanmıştır. Tüm bu faaliyetlerde 150 kadar üst düzey bilgiye sahip bilim insanı, 2500 kadar uzman ve teknisyen görev aldığını bildirmiştir.”[5]

KUZEY KORE VE ULUSLARARASI PLATFORM

Kuzey Kore nükleer teknoloji açısından süregelen yıllarda etkili kararlar alarak kendisini geliştirmiştir. ABD ve diğer güçlü diyebileceğimiz devletler tarafından siyasi ve ekonomik anlamda Uluslararası platformda yalnız konumda bırakılmıştır. Fakat bundan rahatsız olduklarını söyleyemem. Gerek başkanları, gerek halk, dünyada biz de varız demişlerdir.

Birincil yaklaşım; Kuzey Kore’ye karşı hep havuç-sopa taktiği uygulanmaktadır. Bunun dışında Kuzey Kore’nin barış, istikrar ve zenginlik içinde bir ülke olarak yaşamasını öngörememektedir. ABD ve müttefikleri sadece kendi çıkarlarına ters olan nükleer silah ve füzeler gibi tehditleri her ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Halbuki Richard Folk’un da belirttiği gibi BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi (ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa) nükleer silahlara sahipken, ekonomik birer dev olan Japonya ve Almanya’nın bu silahları elde edebilecek kapasitesi mevcuttur.[6]

Bu açıdan uluslararası ahlakın daima karşı olduğu kitle imha silahlarına büyük devletler sahip olduğu halde başka devletlerin bu tür silahları elde etmeye çalışmasını engellemeye çalışmak makul gözükmemektedir.7

Büyük devletlerin, başka devletlerin barış, huzur ve refah içinde yaşaması gibi bir kaygıları bulunmamaktadır. Sadece uluslararası ortamda istikrarın tesisi ve devamı büyük devletler açısından gerekliyse bu yönde gayret gösterebilirler. Büyük devletler genelde uluslararası meşruiyet ve ahlak temelinde hareket etmeye çalışırlar. Ancak bu devletler kendi çıkarları gerektirdiğinde, bu kuralları çiğnemekten de kaçınmazlar.[7]

356804.jpg

BENZER SEBEPLERLE NÜKLEER SİLAH ÜRETEN DİĞER ÜLKELER

Yüzyıllardır süregelen savaşlar, kendi topraklarında özgürce yaşamalarına izin verilmeyen insanlar, özgürlük ve toprak uğruna ölen insanlar, yok edilmeye çalışılan ırklar. Bilindiği üzere İsrail, İran, Pakistan, Irak, Japonya, Güney ve Kuzey Kore nükleer silah sahibi ülkelerdir. Hepsinin bir ortak yanı vardır. Kanlı savaşlar, katliamlar, büyük yıkımlar görmüş ülke olmaları ortak yanlarıdır. Hitler tarafından 6 milyon Yahudi’nin öldürülmesi İsrail’in nükleer silah üreterek kendini koruma çabasını açıklayabilir. Çünkü artık rakipleri nükleer silah sahibidir. Pakistan, yıllarca kendi topraklarında ABD ve NATO ile mücadele etmiştir. 11 Eylül sonrası daha da karışan Ortadoğu topraklarında var olabilmek için İsrail gibi onlarda nükleer silah sahibi olmuşlardır. Japonya verebileceğimiz en büyük örnektir. 360.000 insanın iki adet nükleer bomba ile yok olması ve o toprakların kullanılamayacak olması bu insanlara her şeyi hak kılar. Nükleer teknolojilerinin yanında sanayi 4,0’ı kullanan Japonya teknolojinin de başkenti olmuştur diyebiliriz. Bu da gösteriyor ki Japonya da kendini korumak için elinden geleni yapıyor.

kore-gunesgunu-epa.jpg

SONUÇ

Kılıç, ok, mızrakla başlayan kanlı savaşlar barutun keşfiyle daha da kanlı hale gelmiştir. Baruta sahip olma isteği beraberinde büyük toplara sahip olma isteğini getirmiştir. Bu döngü gelişen silahlarla devam etmiştir. Sürekli çıkar savaşları, toprak savaşları, intikamlar, dini savaşlar karada, denizde ve havada ölümle biten insan hayatlarını bize okutmuş ve yaşatmıştır. ABD’nin elinde bulundurduğu 1 milyon 360 adet Hiroşima yaşatabilecek nükleer bomba, Rusya, Fransa, İngiltere, Çin, İsrail, İran, Pakistan gibi devletlerin yanı sıra bunların yanına eklenebilecek birçok küçük devlet psikolojisi yaşayan ülke, patlak verebilecek bir savaşta belki ülkenin kendisini korumak için belki de dünyaya kendisini kanıtlamak amacıyla kanla sulamaktan bıkmadığımız toprakları tamamen kan gölüne çevirecek teknoloji ve güce sahiptirler. Albert Einstein’ın  “Üçüncü Dünya savaşını bilmiyorum ama Dördüncü Dünya Savaşı taş ve sopalarla olacak.” sözünü bilirsiniz. Belki de Dördüncü Dünya Savaşı’nı yapacak taş ve sopa dahi bulunamayacak. Yazımda ele aldığım Kuzey Kore sadece gözümüze çok batırıldığı için, görmemiz ve ona tepki göstermemiz istendiği için görüyoruz, izliyoruz, okuyoruz ve kınıyoruz. Halbuki anlattığım bu süreçleri yaşayan birçok ülke var. Gerek Kuzey Kore, gerekse büyük devletler karşısında küçük devlet psikolojisi yaşayan, gelişme çabası içinde olan devletler bu sorunları yaşamaktadırlar. BM’nin kurucuları, NATO’nun bazı üyeleri ya da bu ülkeler tarafından kurulan diğer uluslararası örgütler insan sağlığı, toplum refahı, barış, huzur gibi vaatler arkasına sakladıkları “Göze batanların göz önünden kaldırılması.” fikriyle masada söz sahibi olabilecek devletlere kapitülasyonlar uygulayarak ekonomik anlamda sıkıntılar yaşatma, çeşitli bölgelerde dine ve ırka dayalı terör savaşlarına sebep ya da destek olma gibi engellerle kendilerine ait bir dünya için çaba sarf etmişlerdir ve sarf edeceklerdir. Bırakalım 4. Dünya Savaşı olmasın. Yok olalım anlamında değil. Biz de güçlü olalım, onca zorluğa rağmen kendisi için bir şeyleri başarmış Kuzey Kore gibi olalım ve kimse devlet işlerimize, yapmak istediklerimize engel olamasın. Bunları başaramazsak eğer ne özgürlüğümüz kalır ne de kendi topraklarımızı yönetecek gücümüz kalır.

DİPNOTLAR

[1]KİBAROĞLU, Mustafa, Enerji Mi? Silah Mı? Nükleer’ in İki Yüzü, s:1

[2]Bu konularda bkz. Joseph S. Bermudez, “North Korea –Set to join the “ Nuclear Club”, Jane’s Defense Weekly 23 Eylül 1989, s. 549-597.

[3] Mustafa Kibaroğlu, “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Programı: Sebepler ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler, Cilt. 1, Sayı. 1, Bahar 2004, s. 1

[4]Bkz. “IAEA Director General Completes Official Visit to the DPRK”, lAEA Press Release PR 92/25, 15 Mayls 1992.

[5] Kibaroğlu, Mustafa, “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Programı: Sebepler ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler, Cilt. 1, Sayı. 1, Bahar 2004, s. 158-160.

[6]Richard Falk, Yırtıcı Küreselleşme, (İstanbul: Küre Yayınlar, 2001), s. 193

[7] Çolakoğlu, Selçuk. Uluslararası İlişkilerde Kuzeydoğu Asya, (Ankara: Uluslararası Stratejik araştırma Kurumu, 2009), s. 207

KAYNAKÇA

Kibaroğlu, Mustafa, Enerji Mi? Silah Mı? Nükleer’ in İki Yüzü

Bermudez, Joseph S., “North Korea –Set to join the “ Nuclear Club”, Jane’s Defense Weekly 23 Eylül 1989

Kibaroğlu, Mustafa “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Programı: Sebepler ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler, Cilt. 1, Sayı. 1, Bahar 2004, s.194

Bkz. “IAEA Director General Completes Official Visit to the DPRK”, lAEA Press Release PR 92/25, 15 Mayls 1992.

Kibaroğlu, Mustafa, “Kuzey Kore’nin Nükleer Silah Programı: Sebepler ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler, Cilt. 1, Sayı. 1, Bahar 2004, s. 158-160.

Richard Falk, Yırtıcı Küreselleşme, (İstanbul: Küre Yayınlar, 2001)

Çolakoğlu, Selçuk Uluslararası İlişkilerde Kuzeydoğu Asya, (Ankara: Uluslararası Stratejik araştırma Kurumu, 2009), s.207

Çolakoğlu, Selçuk. Uluslararası İlişkilerde Kuzeydoğu Asya, (Ankara: Uluslararası Stratejik araştırma Kurumu, 2009), s.207

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s