Cihan KARZA yazdı: ” Cezayir’in Bağımsızlık Mücadelesi Üzerine Realist Eleştirel Bakış”

A.GİRİŞ

Fransa, Cezayir’ de egemenliğini adım adım gerçekleştirmiştir.1835 yılına kadar sınırlı bir işgal siyaseti izleyen Fransa daha çok deniz kıyısındaki kentlere ve çevresindeki topraklara yerleşmiştir. Ülkeyi 1830’dan 1870’e kadar askeri yönetimle idare eden Fransa, 1834 yılında ilan ettiği krallık kararı ile savaş bakanlığına bağlı bir askeri sömürge haline getirirken , Cezayir’i 9 Aralık 1848’de resmen Fransız toprağı ilan etmiştir.

Başlangıçta askeri ve ekonomik düzenini oturtmaya çalışan Fransa , 1845’ e kadar Osmanlı’nın kurduğu ekonomik düzene dokunmamış , vergi sistemi önceden olduğu gibi yerli şefler aracılığıyla yürütülmüştür . 1845’ten itibaren yerel yönetimler bir merkeze bağlanarak askerler, yöneticiler , memurlar ,yargıçlar , teknik danışmanlar doğrudan askeri büroların emrinde çalışmıştır. Zamanla kadı mahkemelerinin yerini Fransız mahkemeleri almıştır.

1852’den sonra Cezayir’de yönetim tamamen orduya bırakılmıştır. Kolonileştirme hız kazanmıştır . 1857’de Avrupalı göçmenlerin sayısı yüz seksen dokuz bine çıkmıştır.* Bu sayının arttırılmasıyla birlikte el konulan toprak miktarı da gün geçtikçe artmıştır. Yeni nüfusa yer açmak, köyler kurmak için koloni şirketleri kurulmuştur. III.Napoleon 1857’de Cezayir Bakanlığı kurarak önceki yönetimi ortadan kaldırmış , yerli halka karşı daha da ılımlı bir siyaset izlemeye başlamıştır . Böylece amacı Cezayir’de örnek bir sistem geliştirerek diğer Arap ülkelerini de egemenliği altına almaktı.

1860 yılında bir ziyaret sırasında yerli şefleri de yanına almış ve Avrupalı göçmenlerle yerli halkın aynı hakka sahip olduğunu öne atmıştır. Ancak 1864’te bu durumu kabullenmeyenler büyük bir ayaklanma çıkarmıştır. Uled Sidi Şeyh liderliğindeki ayaklanma bütün batı Cezayir’e yayılmıştır. 1870’e kadar bastırılamayan bu ayaklanma Arap krallığı fikrini uygulama şansı bulamadan ortadan kaldırılmıştır.*

Bu ayaklanmadan sonra Napolyon yönetimi düşmüş II. Cumhuriyetle birlikte Cezayir için 32 maddelik bir kanun metni hazırlanmıştır. Bu kanunla sömürgeci yönetim anlayışı resmiyet kazanmıştır. 1881’de ise Yerli Kanunu çıkarılarak Cezayir doğrudan Fransa İçişleri Bakanlığı’na bağlanmıştır. Bütün bu kanunlar topraklarına el konulan yerlilerin yararına bir şey getirmemiştir. Avrupalı göçmenlerin mülkiyet hakkını düzenleme bahanesiyle topraklara el koyma işlemi hızlanmış, 1871’den 1919’a kadar topraklara el konulmaya devam edilmiştir. Böylece yerli otoriteler ve önderlerin güçleri sindirilmiş oldu.*

 

Fransa’nın uyguladığı adaletsizliklerden biri de askerlik ve vergi alanlarında olmuştur. Bu  çerçevede Cezayirliler Avrupalı göçmenlerden daha fazla askerlik yapmış ve onlardan farklı olarak ‘Araplara mahsus vergi’ adıyla bilinen iki kat vergi ödemek zorunda kalmıştır. Aynı şekilde Kur’an kursaları dışında arapça eğitim yapan okul açamamışlar , yerel dilde gazete çıkaramamışlar.*

Cezayirli Avrupalıların I. Dünya  Savaşı’ndan sonra kısmen iyi durumu 1929 ekonomik buhran sonrası sorunlarla karşılaşmıştır. Tarımın önemini yitirmesiyle köyden kente göç başlamıştır. Müslüman nüfus 5 milyondan 7 milyona çıkmıştır.*

1936’da Fransa’ da sol partiler birleşmiş ve hükümete gelen Blum Violet hükümetiyle 24 bin Cezayirli’ye seçme hakkı tanınmıştır. Ancak  yaklaşık 7 milyon olan Cezayirli yerliye karşılık 1 milyon Avrupalı göçmene 200 bin oy hakkı verilmiştir. Bu gelişmeler Cezayir’de bir ulusal bilincin oluşmasına yardımcı olmuş ve bir bağımsızlık sürecine girmesine önayak olmuştur.*

B.CEZAYİR’DE SİYASAL GELİŞMELER

1.Ulusal Bilincin Gelişmesi

Kısıtlı da olsa Fransız eğitimi alan yerli müslümanlar  ve ekonomik durumu nispeten iyi olan yerliler uygulanan vergi sisteminin hafifletilmesi , kanun önünde eşitlik gibi bazı isteklerde bulunmuştur. 1911 yılından itibaren Müslümanların askere alınması ve Avrupalı göçmenlere göre iki kat fazla askerlik yapması bazı sorunları ortaya çıkarmıştır. 1914 yılında ‘Genç Cezayirliler Derneği’ kanun önünde eşitlik ve Müslümanların temsil hakkının verilmesinde ısrar etmeye başlamıştır. Ancak dernek ikiye bölünmüştür. Bir tarafı Fransız kültürünün özümsenerek Müslüman Fransız olmayı , diğer kısmı ise yerli Müslümanlara tüm hakların verilmesi yönünde fikir ayrılığına düşmüştür. Bu olay siyasal tartışmaların başlaması açısından önemli bir gelişmedir.

I.Dünya Savaşı’nda Fransa’da silah fabrikalarında çalışan işçiler orada aldıkları eğitimi kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmişlerdir. Fransa’ya çalışmaya giden 100 bin civarında Müslüman orada ya silah fabrikalarında çalışmış ya da Fransız ordusunda yer almıştır. Adeta kendi bağımsızlıklarını kazanma adına Fransa’da staj yapan Cezayirliler , bu vasıtayla dış dünyayı  tanımış, dernekleşme ve siyasal faaliyetler konusunda önemli tecrübeler kazanmıştır.I.Dünya Savaşı sonrası Cezayir’e döndüklerinde de bu tecrübelerini kullanmaya başlamışlardır.*

Dış dünyada gelişen konjonktürün de yine bu ulusal bilincin gelişmesine destek verdiğini görmek mümkündür. 1918 de ABD Başkanı T. Wilson’un ‘halkların kendi kaderini belirleme hakkını’ ifade etmesi ve Sovyet Rusya’nın sömürge halklarını destekleyeceklerini belirtmesi Cezayir’de bağımsızlık umutlarının yeşermesine sebep olmuştur. Ayrıca Çanakkale Zaferi ve Anadolu’da Milli Mücadelenin başarısı da Cezayir halkında büyük bir sevinç meydana getirmiş ve bağımsızlık duygularını tetikleyen bir faktör olmuştur.*

ALGERİE.jpg

Cezayir’de bağımsızlık mücadelesi genelde Fransız kültürüyle yetişmiştir. Batı medeniyetini tanıyan aydınlar tarafından başlatılmıştır. Bunlardan bir kısmı önce  Fransa ile beraber demokratik kurumları oluşturmak gerektiğini savunurken daha sonra Fransız olamayacaklarını anlayarak milliyetçilik ve bağımsızlık mücadelesine yoğunlaşmıştır.*

algeria_cezayir_1.jpg

Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasında etkili olanlar Emir Halid, Messali Hadj, Abdülhamid Ben Badis, Ferhat Abbas gibi isimlerdir. 1923 yılında Emir Halid Genç Cezayir Örgütü’nün lideri konumundayken sürgün edilmiştir. Bu olay bağımsızlık mücadelesinin başlaması için ilk tohum olmuştur. 1926 yılında Fransa’ya işçi olarak götürülen Cezayirliler tarafından Messali Hadj liderliğinde ‘Kuzey Afrika Yıldızı’ (ENA) partisi kurulmuştur. Bağımsızlık  talepleriyle birlikte ekonomik ve siyasal reformlar da ilk defa bu partiyle dile gelmiştir . Ancak 1937 yılında Fransa tarafından kapatılmıştır.*

1931 yılında yılında bu kez  A.Ben Badis  tarafından kurulan Cezayirli Genç Müslüman Alimler Cemiyeti Avrupalılarla eşit hak talebinde bulunmuştur. Ben Badis Fransızlaşmaya karşı çıkarak Arap ve İslam Kültürüne bağlı kalınması gerektiğini savunmuştur.1940 yılında öldüğünde başlattığı hareket uyanışa sebep olmuş ‘ Dinimiz İslam, Dilimiz Arapça, Vatanımız Cezayir’ diyerek ulusal bilincin gelişmesinde bağımsızlık süreci için önemli bir adım atmıştır.*

2.Setif Olaylar

Fransa, Nazi Almanya’sına teslim olunca Naziler, partileri kapatmış ve birçok Cezayirli milliyetçiyi de toplama kamplarına ve hapishanelere atmıştır. Fransa da bu dönemde oldukça zayıflamıştır. II. Dünya Savaşı’nda hürriyeti reddeden Nazilere karşı bir buçuk milyon Cezayirli hürriyet mücadelesi için Fransızların yanında savaşmıştır. 1942 yılı bütün Afrika için bir ümit yılı olmuştur. Bu sebeple Cezayir’deki Fransız işgalinin son bulması için Ferhat Abbas liderliğindeki bir grup Şubat 1943’te “Cezayir Halkının Manifestosu” (Manifeste du Peuple Algérien) adıyla bir bildiri yayınlamıştır.

 

Bu bildiride Cezayir’de sömürgeciliğin sona erdirilmesi, yerli halka kendi geleceğini tayin hakkı, savaş sonrası bağımsız bir devlet kurulması, siyasi tutukluların serbest bırakılması, demokratik bir anayasa hazırlanarak seçimlerin yapılması ve Müslümanlarla Avrupalıların eşit haklara sahip olması gibi talepler dile getirilmiştir. Bu manifestoyu pek ciddiye almayan Fransa, doğal olarak sonuçlarını da tahmin edememiştir. II. Dünya Savaşı sonrası Cezayirli liderler güçlerini birleştirmek için 1944’de ‘Özgürlük ve Manifesto Dostları Birliği’ adı altında örgütlenmiştir. Artık herkes Fransa’nın güç kaybına uğradığını görmüştür. Bu da Cezayirlilerin bağımsızlık yolundaki gayret ve isteklerini artırmıştır. Ancak Fransa, gelişmelerden rahatsız olmaya başlamıştır. Meydana gelebilecek bir takım olayların önünü kesmek için önce Ferhat Abbas’ı, sonra da 25 Nisan 1945’te Brazzaville şehrinde Messali Hadj’ı tutuklamıştır.

Nazi Almanya’sının yenilgisini ve savaşın bitişini, sömürgeciliğin sona ermesi yolunda önemli bir aşama olarak değerlendiren Cezayir halkı bu olayı kutlamak için 8 Mayıs 1945’te, Setif kenti başta olmak üzere birçok şehirde izin alarak gösteri yapmak istemiştir. Gösterilerde Cezayir bayrağı açılmayacak, hiçbir partinin de bayrak ve pankartı kullanılmayacaktır. Sidi Bel Abbas gibi şehirlerde izin alınmasından dolayı herhangi bir olay yaşanmamıştır; ancak Setif, Kharat ve Guelma gibi şehirlerde meydana gelen gösterilerde şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Bu şehirler, Avrupalı Cezayirlilerin de yoğun oturduğu yerlerdir. Buralarda 8.000 kadar Fransa, İngiltere ve Rusya bayrağı kullanıldığı belirtilmektedir. Bir müddet sonra zaferden dolayı sevinç gösterilerinde bulunan kalabalık, hapiste olan Messali Hadj’ın da serbest bırakılması için “Messali Hadj’a Özgürlük”, “Yaşasın Bağımsız Cezayir”, “Eşitlik ve Adalet İstiyoruz”, “Hürriyet” gibi pankartlarla sloganlar atarak yürümeye başlamıştır. Kalabalık Fransa Oteli’ne kadar geldiğinde polis olaya müdahale etmiş ve pankartları toplamıştır. Meydana gelen kargaşada polis bir anda kalabalığa silah çekmiş ve çok büyük katliamların yaşanmasına sebep olmuştur. Fransa, isyanı bitirmek için sadece asker kullanmamış, aynı zamanda tank ve savaş uçaklarıyla da kalabalığın üzerine ateş açmıştır. Olaylar Konstantin, Blida, Oran (Vahran), Guelma gibi başka şehirlere de sıçramıştır. Olayda Messali Hadj’a göre 100 Avrupalı, 40.000 de Cezayirli öldürülmüştür. Fransız General Tubert’e göre 15.000 kişinin öldüğü belirtilirken, Cezayir resmi rakamlarına göre ise en az 45.000 kişinin öldüğü açıklanmıştır. Dönemin Amerikan Konsolosluğu kayıtlarına göre ise yaklaşık 40.000 kişi öldürülmüştür. Bu durum, Fransa’da geniş tepkilere yol açmış, olayların bu safhaya gelmesi ve bu kadar kan dökülmesi karşısında Fransız aydını sessiz kalmamıştır*. Fransız fikir adamlarından Jean Paul Sartre da L’Expresse gazetesinde yapılan işkencelerden dolayı Fransa’yı kınamıştır. Yaşanan bu acı tablodan dolayı 1945 Setif katliamı Cezayirliler tarafından “soykırım” olarak anılmaktadır. 1954 bağımsızlık hareketinin kaynağı ve başlangıç noktası sayılan bu olay, Fransa için bugün de zor bir sınav olmaya devam etmektedir. Çünkü Cezayirlilerin hafızalarında bugün bile unutulmaz izler bırakan olaydan dolayı Cezayir, Fransa’yı özür dilemeye zorlamaktadır. Setif olayından sonra bağımsızlık mücadelesi daha da hızlanmıştır.

2149cezayir-bagimsizlik-savasi-the-battle-of-algiers-izle-jpg-203x300

C.BAĞIMSIZLIK SÜRECİ

Setif olayı sonrası Cezayirli milliyetçilerin bir kısmı tutuklanmış, siyasi örgütler de kapatılmıştır. Cezayir Halk Partisi ise faaliyetlerini gizli bir şekilde yürütmeye başlamıştır. Mart 1946’da Ferhat Abbas liderliğindeki Milliyetçiler “Cezayir Manifestosu Demokratik Birliği (UDMA)”ni kurmuştur. Kasım 1946’da da “Demokratik Özgürlüklerin Zaferi İçin Hareket” adlı milliyetçi bir parti kurulmuştur. “Cezayir Halk Partisi (PPA)”nin devamı niteliğinde olan bu parti Fransa’dan ayrılıp bağımsız olmak istemektedir. Ancak bağımsızlık yerine 1947’de Cezayir’de “Le Statut” (Statü)  uygulanmaya başlanmıştır*. Bu uygulama her ne kadar Cezayir’e mali özerklik verse de uygulamayla Cezayirliler, Fransız vatandaşı sayıldığından ceza kanunu onlara da işlemeye başlamıştır. Bu yüzden milliyetçilik ve bağımsızlık adına yapılan konuşmalar “Fransa’nın bütünlüğünü bozmak”tan dolayı yargılanmış ve on yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Artık Cezayirliler, bağımsızlık kelimesini kullanamaz hale gelmiştir. Bu yüzden Fransa’nın kendilerine bağımsızlık verme niyetinde olmadığını ve kendi isteğiyle de bu topraklardan gitmeyeceğini anlayan Cezayirli milliyetçiler, ülke genelinde bir mücadeleye ve ortak demokratik bir cephe kurmaya karar vermişlerdir. “Ulusal Kurtuluş Cephesi” adıyla oluşturulan bu cephe bağımsızlık mücadelesini başlatmış, faaliyetleri Cezayir ve Kahire olmak üzere iki merkez tarafından yürütülmüştür. Önce Fransızlara karşı ülke içinde mücadele edecek gerilla grupları oluşturulmuş, sonra da halkın da içinde yer aldığı silahlı bir ayaklanma tasarlanmıştır. “Demokratik Özgürlüklerin Zaferi İçin Hareket”in sol kanadı, Mart 1954’de “Birlik ve Eylem İçin Devrimci Komite” adlı gizli bir örgüt kurmuştur. Bu örgüt, Cezayir’i altı bölgeye ayırmış ve başlarına da bir komutan atamıştır. Bu komutanlar şu isimlerden oluşmuştur: Larbi Ben M’Hidi, Didouche Mourad, Rabah Bitat, Krim Belkacem, Mohamed Boudiaf ve Mostefa Ben Boulaïd. Kahire’de ise sorumluluğu Hocine Aït Ahmed, Ahmed Ben Bella ve Mohamed Khider üstlenmiştir. Bütün milliyetçi güçler bu çatı altında toplanmıştır. Örgüt 1 Kasım 1954 gecesi halkı ayaklanmaya çağırmıştır.

1 Kasım 1954’te Azizler Bayramı’nda Cezayir sabaha karşı patlamalarla uyanmıştır. Ulusal Kurtuluş Cephesi, Konstantin’den Oran /Vahran’a kadar, Cezayir, Boufarik, Bouira, Batna, Khenchela gibi otuz şehirde koordineli ve eşzamanlı bir şekilde askeri hedefler ve polise karşı saldırılar düzenleyerek bağımsızlık savaşını başlatmıştır*. 1 Kasım ayaklanması daha öncekilere benzememektedir. Münferit olaylara bağlı olmadığı gibi belli bölgelerle de sınırlı kalmamıştır. Bu yüzden adeta topyekûn bir milletin ayaklanması gibidir. Kadını, çocuğu, genci, yaşlısıyla bütün millet savaşmaktadır. Zamanlama açısından da uygun bir dönem yakalanmıştır. Çünkü II. Dünya Savaşı’ndan ekonomik olarak zayıf çıkan Fransa, iç ihtilaflarla da zor durumda bulunmaktadır. Aynı zamanda Fransız askeri, uzun ve neticesiz savaşlardan yorulmuş, artık barış istemektedir. Diğer taraftan Cezayir halkının da Fransa’ya artık tahammül edecek hali kalmamıştır. Nefret çok yüksek seviyeye ulaşmıştır. Ancak Fransa’da kimse, 1 Kasım’da Fransa’nın ciddi bir savaşa girdiğini düşünmemiştir. Bu saldırıların da daha öncekiler gibi küçük çapta saldırılar olduğunu sanmıştır. Cezayir’in bağımsız olabileceği ihtimalini hayal bile etmemiştir. Bundan dolayı Cezayir Valisi Roger Leonard ve Emniyet Müdürü Jean Vaujour’un bir ayaklanma ihtimaline karşı daha önceden hükümeti uyarmalarına rağmen, “bir avuç asi”nin işi olduğu düşünülerek önemsenmeyen olaylar giderek ciddi boyutlara ulaşmış, 1954’de 3.000 kişi olan gerillacılar, dört yıl içinde 130.000’i bulmuştur. Bundan dolayı Fransa, Cezayir’de olağanüstü hal ilan etmek zorunda kalmıştır.

266540-FRANCE-ALGERIE-GUERRE

Fransız yöneticiler, 1954’ten 1958’e kadar Cezayir’e bakışlarını “Fransız Cezayiri” olarak kalıplaştırdıkları ifade ile anlatmaya çalışmışlardır. Bunun üzerine baskı rejimini daha da sertleştiren Fransa, 5 Kasım 1954’de Cezayir’deki askeri gücünü artırmıştır. 1955’te 200.000 olan askerini savaşın sonuna doğru 800.000’e kadar çıkarmıştır. Daha sonra operasyonlara hız veren Fransa, 15 Ocak 1955’de giriştiği bir çatışmada FLN’nin Konstantin sorumlusu Didouche Mourad’ı öldürmüş, bir ay sonra da, 11 Şubat’ta, FLN’nin Aures sorumlusu Mostefa Ben Boulaid’i tutuklamıştır. Bir taraftan askeri gücünü artırma ve askeri operasyonları hızlandırmanın yanında, diğer taraftan da Cezayir’de önemli reformlar yapmanın gerekli olduğuna inanan Fransa Hükümeti, 1955 yılı Ocak ayında bir program geliştirmiştir. Bu programa göre yönetici yetiştiren okullar açılacak ve buraya Cezayirli Müslüman öğrenciler de alınacaktır.

Cezayirlilerle Avrupalıların maaşlarındaki farklar azaltılacaktır. Ayrıca büyük çapta bir imar ve bayındırlık çalışması başlatılacaktır. Ancak bu program, tartışılmış olmakla beraber, 5 Şubat 1955’te, Fransa’da Pierre Mendès Hükümeti’nin devrilmesi sebebiyle uygulanamamıştır. Ardından Mendès kabinesinin düşmesiyle 11 Şubat’ta Edgar Faure Hükümeti’nde Cezayir valisi olarak Jacques Soustelle atanmıştır. Soustelle, 1955 yılı ortalarına kadar Müslüman halkın sıkıntılarını anlamak için Ferhat Abbas ve dini liderlerle görüşmüş ve savaşa giden yolun önünü tıkamaya çalışmıştır. Ama artık çok geçtir. 8 Mayıs 1945 Setif olaylarından on yıl sonra, 20 Ağustos 1955’ten itibaren Konstantin, Guelma gibi birçok yerde isyanlar artmıştır. FLN’nin silahlı kanadı olan “Milli Kurtuluş Ordusu” tarafından şehirlere sızılarak, asker ve jandarma merkezlerine saldırılar düzenlenmiştir. Birçok yerleşim yerinin kontrolünü de ele geçiren FLN, halktan da çok büyük destek alarak gücünü kanıtlamıştır. Cephe, bağımsızlık mücadelesini Bandoeng Konferansı’yla uluslararası platforma da taşımayı başarmıştır. 30 Eylül 1955’te de “Cezayir Sorunu” Birleşmiş Milletler gündeminde yer almıştır.* Bunun üzerine 24 Ağustos 1955’te yeni terhis olan 60.000 genç tekrar askere çağrılmıştır. Ancak 2.000 genç savaşa gitmeyi reddetmiştir. Olay, iç siyasette de sıkıntılara yol açmış ve 29 Kasım’da Edgar Faure Hükümeti güvenoyu kaybederek hükümetten düşmüştür. Pierre Mendès Fransa devlet başkanlığı görevinden istifa etmiştir. Sonra gelen sosyalist hükümet ise savaşa atılmıştır. 7 Ocak 1957’de 8.000 paraşütçünün şehre inmesiyle Cezayir Savaşı başlamıştır. Meydana gelen patlamalarda halk büyük panik yaşamıştır. FLN, 8 gün süren genel grev ilan etmiş; ancak ordu grevi kırmıştır. 17 Şubat’ta FLN liderlerinden Larbi Ben M’Hidi tutuklanmış, sonra da intihar etmiştir. Abbane Ramdane liderliğindeki FLN güçleri, başkenti terk etmek zorunda kalmıştır. FLN dağılmış, binlerce Cezayirli tutuklanmış veya kaybolmuştur. Binlerce insan toplama kamplarında ölmüş, yüz binlercesi de Fas ve Tunus’a kaçmıştır. Dokuz milyon nüfusa sahip olan Cezayir’de 1.500.000 insan böylece ortadan kaldırılmıştır. Ancak bu zafer ciddi bir ahlaki krizi de beraberinde getirmiştir. 12 Eylül 1957’de 3.024 kişinin kaybolması neticesinde, Cezayir Polisi Genel Sekreteri Paul Teitgen, Massu’nun uygulamalarını protesto etmek için istifa etmiştir. Bu “işkence sorunu” Fransa’yı bölecektir.

algeria2.jpg

1955’te Cezayir’e vali olarak atanan Jacques Soustelle’in olağanüstü durum ilan ederek terörü yaygınlaştırması üzerine Fransız halkı 2 Ocak 1956’da Cezayir Savaşı’nı bitireceğine söz veren partileri iktidara getirmiştir. İktidara gelen Guy Mollet Hükümeti Soustelle’i valilikten uzaklaştırıp birtakım reformlar denese de savaşı bitirememiştir. Sonrasında kurulan Pflimlin Kabinesi ise savaşta kararlı olduğunu göstermiştir. Ancak Cezayir’de Paris’teki hükümete başkaldıran askeri bir diktatörlüğün oluşması, 28 Mayıs’ta Pflimlin’in de istifasına yol açmıştır. Ardından olağanüstü yetkilerle De Gaulle iktidara gelmiş ve o da savaşı sürdüreceğini belirtmiştir. Fransızlar, Cezayir’in kaybedileceğini hiç düşünmemişlerdir. Çünkü onlara göre Dışişleri Eski Bakanı Georges Bideau’nun ifadesiyle “Cezayir’i kaybetmek Paris’i kaybetmekten daha fecidir.” Generallere göre Cezayir’i her gün biraz daha kaybetmeye sebep olan hadise Fransa’da yaşanan kabine buhranlarıdır. Cezayir’i kazanmak için bu problem çözülmelidir. Bunun için de en akıllı çözüm daha önce de başarılı olan De Gaulle’ün iktidara gelmesidir. Fransa’da De Gaulle büyük iddialarla iktidara gelmiştir. De Gaulle’ün iktidara gelmesi, FLN liderlerini endişelendirmiştir. Çünkü 2 Ekim 1958’de Konstantin’de halka konuşan De Gaulle, bağımsızlık isteklerini engellemek için Cezayirlilere Fransızlarla eşit haklar tanımak, toprak vermek, ücret artışı yapmak, emeklilik hakkı ve yerlilerin memuriyete alınması gibi bir takım reform vaadlerinde bulunmuştur. Aslında daha önce iktidara gelenler de aynı şeyleri söylemişler ama vaadlerini yerine getirmemişlerdir. Bu açıdan De Gaulle’ün sözlerinde yeni bir şey yoktur. Ancak Cezayir Milli Kurtuluş Cephesi, De Gaulle’e cevap vermekte gecikmemiştir. Onlar, dört yıldan beri Fransız vatandaşı olmak için savaşmadıklarını, bağımsızlık dışında hiçbir vaadi kabul etmeyeceklerini açıklamışlardır. De Gaulle’ün kendilerini fransızlaştırmaya çalıştığını, iki yılda boşuna 500.000 şehit vermediklerini bildirmişlerdir.Bu durumdan rahatsız olan FLN liderleri, daha fazla zaman kaybetmemek için 19 Eylül 1958 tarihinde Kahire’de “Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti”ni kurmuşlardır. Geçici hükümetin devlet başkanlığını da Ferhat Abbas üstlenmiştir. Daha sonra Ağustos 1961’de Ben Khedda bu görevi yürütmüştür. Geçici Hükümet zafere kadar önce Kahire’de sonra Tunus’ta faaliyetlerini sürdürmüştür.* Daha sonra 16 Eylül 1959’da De Gaulle, BM’de yaptığı konuşmada “Cezayir’e, kendi geleceğine karar verme hakkının tanınacağını açıklamıştır. Ancak bunun uygulaması ertelenmiştir. 1960 yılı Afrika’daki sömürgelerin çözülmeye başladığı bir yıl olmuştur. Artık mali sermaye sömürgeleri taşıyamaz hale gelmiştir. Bunun için de, bağımsızlıkları kabul etmek tek çıkar yol olarak görünmüştür. Bu durum Cezayir’e yerleşen Avrupalılar için çok zor olmuştur. Durumu kabullenmek istemeyen Avrupalı Cezayirliler, sömürgeciliğin devam etmesini istemişlerdir. Bunun için de gerek Cezayir’de gerekse Fransa’da çeşitli siyasi girişimlerde bulunmuşlardır. De Gaulle, General Massu’yu görevinden alarak hem Cezayir’deki Avrupalıları susturmuş hem de daha önce “asiler” olarak adlandırdığı Cezayirli milliyetçilerle anlaşma yanlısı olduğunu göstermiştir. Taraflar, 25 Haziran 1960’ta Fransa’nın Melun kentinde masaya oturmuştur. Ne var ki şartları kayıtsız kabul etmeleri istenerek adeta bir tutsak muamelesine tâbi tutulan Cezayirliler, masadan kalkmıştır. Bunun üzerine Cezayir’de, olayı protesto gösterileri başlamıştır.

Taşkınlıkları önlemek için Fransa hükümeti, Ocak 1961’de Cezayir’de halkın kendi geleceğini özgürce tespit etme hakkı verilinceye kadar bir devlet iktidarının kurulması hakkında referanduma gitmiştir. Ne kadar süreceği belli olmayan böyle bir Fransız yönetimini halk kabul etmemiştir. Bu durumda Fransa, 1961’de Cezayirli liderlerle görüşmeleri tekrar başlatmak zorunda kalmıştır. Ancak görüşmelerin tekrar başlamasından rahatsız olan aşırılar, “Gizli Ordu Örgütü” adıyla silahlı gizli bir örgüt kurmuşlardır. Örgütte yer alan Salan, Jouhaud, Chelle ve Seller gibi generallerin darbe girişimleri demokratik güçlerin engellemesiyle başarısız olmuştur. Diğer taraftan Ulusal Kurtuluş Cephesi de Fransa’da birtakım eylemlerde bulunmaya başlamıştır. Ağustos ayında gerçekleştirilen bir eyleme, Fransız polisi müdahale ederek 12 Cezayirliyi öldürmüş, 17’sini de yaralamıştır. Olayların artması üzerine, polis arama ve kontrolleri daha da sıklaştırmıştır. Cezayirlilerin mahallelerinde yapılan aramalar sonucu insanlar kaybolmaya başlamıştır. Daha sonra ise Seine Nehri üzerinde Afrikalı insan cesetlerinin yüzdüğü görülmüştür. Ayrıca Paris’te Kuzey Afrikalı Müslümanlara yönelik gece sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlanmıştır. Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin bu durumu protesto etmek için Cezayirlileri organize etmesine karşılık, Fransız polisi 10.000’den fazla göstericiyi gözaltına almıştır. Bunlardan bir kısmı yedikleri dayak sonucu gözaltında vefat etmiştir. Sorgulama sonrasında suçlu bulunanlar ise mahkeme kararıyla Cezayir’e gönderilmiştir.*

Evian’da tekrar başlayan görüşmelerde Fransa, diplomatik oyunlarla Cezayirlilerin zaferini boşa çıkarma gayretine girmiş, ama görüşmelerin üç defa kesilmesi sonucu anlaşma yapmaktan başka çıkar yol olmadığını görmüştür. 18 Mart 1962’de Antlaşma imzalanmasıyla, sekiz yıl süren mücadele tamamlanmıştır. Sonrasında çıkarılan afla da hapishanede olan veya Cezayir’den kaçan Cezayirliler hürriyetlerine kavuşmuşlardır. 1 Temmuz 1962’de Cezayirliler ülkelerinin bağımsızlığını ilan etmiştir. De Gaulle tarafından 3 Temmuz 1962’de tanınan Cezayir’in bağımsızlığı 5 Temmuz 1962’de resmen ilan edilmiştir. Cezayir Geçici Hükümeti’ni 33 ülke resmen tanımış ve tebrik telgrafları göndermiştir. Türkiye ise biraz gecikmeli olarak 31 Temmuz 1962’de tanımıştır. Cezayir’de başbakanlığa 26 Eylül 1962’de ilk olarak Ahmed Ben Bella getirilmiştir.

SONUÇ

Yaklaşık olarak 200 yıldan fazla bir süre için Fransa’nın egemenliği altında bulunan Cezayir toprakları İslam coğrafyasının yayılmaya başladığı Afrikanın Kuzey tarafında yer almıştır. Jeopolitik konumu ve rastladığı pek çok medeniyet yüzünden Batılı devletlerce bir sömürü merkezi haline gelmiştir. Özellikle sanayi devriminden sonra ortaya çıkan ham madde ve  pazar arayışı kapitalist devletlerin ilgisini Afrika’nın bereketli topraklarına kaydırmasına sebep olmuştur . Bunu sadece Fransa-Cezayir üzerinde görmek olayın dar bir kapsamda değerlendirilmesine sebep olur. Realist bir bakış açısı üzerine Fransa’nın kendince haklı sebepleri olduğunu düşünebiliriz. Gelişen  toplumlarda hele ki sanayi ve teknolojik gelişmelerin önem kazandığı 19-20. Yüzyıllarda sömürü bir gereklilik haline gelmiştir . Savaşlar ve ekonomik kayıplar pek çok insana yetmeyen kıt kaynaklarla üretim alanının gelişmesi ve her geçen gün insan (köle) ve ham madde  arayışı yeni yeni savaşlara sömürgelere yol açmıştır. Cezayir özelinde bu konuyu ele alırsak eğer,  ki gerçekten bir kimlik inkarı söz konusu ve yerinden alınıp getirilen Avrupalıların iskanı, yerli Cezayir halkı için uygulanan vergi, askerlik ve diğer bütün devletin imkanlarından yararlan(a)mama hali hiçbir etik kuralına konu olamaz. Nitekim Fransa  vahşice katlettiği milyonlarca yerli halkın hesabını vermedi ve bunu yargılayacak herhangi bir kurum organ veya organizasyon yaratılamadı . Cezayir’in bağımsızlık hareketi birlikte bir milletin işgal altında kendisine dayatılan düzenin dışına çıkmayı başarmış ve kendi başarısını sağlamıştır.

DİPNOTLAR

1.Cristian,Mearau; l’Historie Algerie Fraçaise  S.45 Sonchap Didro, Mart 2003.

2.Michel ,Battesti , Guerre d’Algerie S.1 2002.

3.Ageron , Charles R., Tarihu’l Cezayir el-Muassır  ,Paris 1982.

4.Ataöv , Türkkaya, Afrika Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri, Ankara Üniversitesi SBF. Yayınları,Ankara 1975.

5.Bernard , Draz ,Evelyne Lever Historie de la D’Algerie , Paris 1982.

6.Patrick, Weil,  Le Statut de Musluman en Algerie Coloniale , Florance 2003.

7.Önal , Gençosman, Cezayirin Bağımsızlık Sürecinde Fransızların Yürüttüğü Siyaset ve Uygulamalar , TC . KHO Savunma Bilimleri Enstitüsü Basılamamış YL. Tezi Ankara 2008.

8.Sönmez ,Şinasi, Cezayir Bağımsızlık Hareketi ve Türk Kamuoyu, Hacettepe   Üniversitesi Atatürk ilke ve İnkılapları Tarihi Enstitüsü Basılmamış dok.tezi ,Ankara 2007

9.Deniz Ferhat , Cezayir Nereye? Geliyorum Diyen İslam Devrimi, Denge yay., 2002.

10. Ataöv. Age. s.147.

11.Deniz age. s.43

12. Çeviker, Avni, Hür Cezayir, Kültür Matbaası, Ankara 1958.

13.Ataöv, a.g.e., s. 149. 20 Eylül 1947’de uygulamaya konulan “Le Statut” (Statü) Cezayir’e “mali özerklik ve özel bir örgüt” kazandırmıştır. Eskisinden çok da farklı olmayan bu durumda, 120 üyeli meclis iki dereceli seçimle kurulacaktır. Yine bütün yetkiler Genel Vali’nin elinde olup meclis ona danışmanlık görevi yapacaktır. Seçimin birinci derecesine 370.000 Avrupalı ve 60.000 seçkin Cezayirli, ikinci derecesine de 1.300.000 yerli katılıyordu. Statü ile Arapça da Fransızca gibi resmi bir dil olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, bu sayede ülkenin güneyindeki askeri rejim kaldırılmış, kadınlara oy hakkı tanınmış, İslam dini devletin denetiminden çıkarılmış ve Cezayirliler artık Fransız vatandaşı sayılmıştır. Ancak bu durumda Fransız Ceza Kanununun M. 80/1’i Cezayirlilere de uygulanmaya başlanmıştır. Bundan dolayı Cezayirlilerin hakları konusunda söylenen her söz ve yazılan her yazı “Fransız topraklarının bütünlüğünü bozmak” olarak değerlendirilmiş ve bu kişiler on yıl hapis çarptırılmıştır. Bu sebeple 30,000 kadar Cezayirli mahkûm olmuştur. Böylece siyasi partiler, sendikalar ve basın, Cezayir’in bağımsızlığı konusunu ağızlarına alamaz olmuşlardır.

14.Stora, Benjamin, Histoire de l’Algérie Coloniale (1830-1954), Hibre Editione, Paris 2004.

15.Stora, a.g.e., (1954-1962), s. 14-18. Ataöv, a.g.e., s. 155

16. Ataöv, a.g.e., s. 156

17. Sönmez, a.g.e., 77-79; Fransa 51 yıl aradan sonra o gün yaşanan bu olayları resmen tanımıştır. Fransa siyaset tarihinde “17 Ekim 1961 dramı” olarak anılan ve Paris’te Cezayir’in bağımsızlığını isteyen göstericilerin protestosunun kanla bastırılması gerçeğini Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, 17 Ekim 2012 tarihinde resmen tanıdığını açıklamıştır. Hollande yazılı açıklamasında, “17 Ekim 1961 tarihinde, ülkelerinin bağımsızlığı için gösteri yapan Cezayirliler kanlı bir şekilde bastırıldı ve öldürüldü. Cumhuriyet açıklıkla bu gerçeği tanır. Ardından 51 yıl geçen bu dramda hayatını kaybeden kurbanları saygıyla anıyorum” ifadesini kullanmıştır. Fransız tarihçiler, polis tarafından gerçekleştirilen kanlı baskınlarda yüzlerce Cezayirlinin yargısız infaz sonucu hayatını kaybettiklerini düşünmektedir. Oysaki Fransız resmi tarihi bu olaylarda sadece 3 Cezayirlinin öldürüldüğünü iddia etmişlerdi. Ayrıca gelecek hafta da Fransa Senatosunun konuyla ilgili bir karar tasarısını oylamaya sunacağı bildirilmiştir.

KAYNAKÇA

Ageron, Charles R., Tarihu’l-Cezayir el-Muasır, çev. Aicha Asfour, Manchourat Awidet, Paris 1982.

Ataöv, Türkkaya, Afrika Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1975.

Bernard , Draz ,Evelyne Lever Historie de la D’Algerie , Paris 1982.

Cristian,Mearau; l’Historie Algerie Fraçaise  S.45 Sonchap Didro, Mart 2003.

Çeviker, Avni, Hür Cezayir, Kültür Matbaası, Ankara 1958.

Deniz, Ferhat, Cezayir Nereye? Geliyorum Diyen İslam Devrimi, Denge Yayınları, 1992.

Michel ,Battesti , Guerre d’Algerie S.1 2002

Önal, Gençosman, Cezayir’in Bağımsızlık Sürecinde Fransa’nın Yürüttüğü Siyaset ve Uygulamalar, T.C. Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2008.

Patrick, Weil,  Le Statut de Musluman en Algerie Coloniale , Florance 2003.

Sönmez, Şinasi, Cezayir Bağımsızlık Hareketi ve Türk Kamuoyu (1954- 1962), Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, Ankara 2007.

Stora, Benjamin, Histoire de l’Algérie Coloniale (1830-1954), Hibre Editione, Paris 200

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s