Tolga GEMİCİ yazdı: “Uzlaşmazlık İçindeki Piyon: Türkiye”

 Uluslararası Politika Açısından Türkiye’de Konuşlandırılan Jüpiter Füzelerinin Küba Krizindeki Yeri

Eisenhower  yönetimi, 1957 yılında Sovyetlerin ilk yapma uydu Sputnik’i uzaya fırlatmak ve kıtalararası füzelere sahip olmak suretiyle (ICBM) kaydettikleri teknolojik ilerlemeleri dengelemek üzere Avrupa’ya orta menzilli füzeler – Jüpiter ve Thor -konuşlandırmaya karar vermiştir. ABD’nin bu kararına olumlu yanıt sadece 3 NATO ülkesinden – İngiltere, İtalya ve Türkiye ‘den- gelmiştir. İngiltere’ye 60 Thor füzesi konuşlandırılırken, İtalya ve Türkiye’ye toplam 45 adet Jüpiter füzesi gönderilecektir. Türkiye’ye 15 adet Jüpiter füzesi konuşlandırılmasına ilişkin Türk-ABD antlaşması 28Ekim 1959’da imzalanmıştır. Küba krizinde de Sovyetlere diğerlerine göre coğrafi yakınlığından olsa gerek Türkiye’ye yerleştirilen bu Jüpiterler daha çok gündeme gelecektir.

Ekim 1959 ABD-Türkiye antlaşması uyarınca İzmir-Çiğli’de konuşlandırılan orta menzilli 15 Jüpiter füzesi, gerek Küba bunalımının patlak vermesinde gerek çözümlenmesinde önemli bir etken olarak gündeme gelmiştir. Günümüz değerlendirmelerinde, Sovyetlerin Küba’ya füze konuşlandırma kararının ana nedeni değilse de önemli nedenlerinden biri olarak Türkiye’ye yerleştirilen bu füzeler gösterilmektedir. Özellikle Sovyet kaynakları Küba’ya füze konuşlandırma kararının arkasında ABD’nin Küba’yı işgalini önleme kaygısını ve SSCB’nin nükleer vuruş kapasitesini artırma amacını iki önde gelen sebep olarak sıralarken, Sovyetleri yakından çevrelemeleri itibariyle Jüpiter füzelerini de, konuşlandırma kararında üçüncü bir etmen olarak, özellikle psikolojik açıdan, hesaba katıyorlar.

Bu bağlamda da Jüpiterlerin söz konusu krizde, kapasitelerinin ötesinde, işlevselliklerini aşan bir rol oynadıkları görülüyor; zira Jüpiterlerin savunma silahı olarak ciddi zafiyetleri olduğu bilinmektedir. Füzelerin yüzeyleri çok ince ve en ufak darbede delinmeye müsait, ateşlemeleri saatler alıyor, isabet oranları düşük ve sadece ilk vuruş için uygun olduklarından da saldırıyı önlemekten ziyade kışkırtıcı, adeta saldırıya davetiye çıkaran bir özellik taşıyorlardır. Bu özellikler göz önüne alındığında ABD’nin Jüpiterleri yerleştirme kararı almasında bu füzelerin askeri yararlılıklarından ziyade başka etmenlerin rol oynadığı ortaya çıkıyor. Eisenhower yönetimi 1957 yılında Sovyetlerin Sputnik ve kıtalararası füzelerde (ICRB) elde ettiği üstünlüğü zaman kaybetmeden dengeleme zorunluluğu hissediyordu. Aksi takdirde Amerikan ve dünya kamuoyu Sovyetlerin bu gelişkin vurma kapasiteleri karşısında Washington’u aciziyet içinde görecek, ABD’nin prestiji ve güvenilirliği zedelenecekti. Bu durumda Eisenhower yönetimi uzun menzilli füzelere sahip oluncaya kadar Sovyetlerle arasındaki füze boşluğunu Avrupa’ya yerleştireceği orta menzilli füzelerle gidermeyi yeğlemiştir. Görülüyor ki bu kararıyla yönetim iç ve dış kamuoyunda prestij kaybetme kaygısıyla hareket ederek, füzelerin askeri bakımdan zafiyetlerini göz ardı ediyor ve dolayısıyla da ‘siyasi ve psikolojik’ bir karar almış oluyordu.

Alınan bu karar doğrultusunda ABD, Başkan Eisenhower’ın da katıldığı 16-19 Aralık 1957’deki tarihi NATO Paris zirvesinde orta menzilli füzeleri Avrupa’ya konuşlandırma kararını müttefikleri nezdinde gündeme getirmiştir. Türkiye hariç katılımcıların bu öneriye tepkisi pek de yüreklendirici olmamıştır. IRBM’ler konuşlandırılacakları ülkeyi hedef haline getireceğinden ve de bu füzeleri ateşlemede kimin yetkili olacağı sorusu kafaları kurcaladığından ABD önerisine müttefiklerin genel tepkisi nötr ya da olumsuz olmuştur. Bu genel tepkide Sovyet tutumunun da etkisi olduğu söylenebilir. Nitekim bu konuşlandırma önerisinin hemen öncesinde SSCB bir zirve önerisinde bulunarak müttefikler nezdinde konuşlandırmanın tansiyonu artırabileceği imajını yaratmış, bununla da yetinmeyip söz konusu füzeleri topraklarına kabul edecek ülkelere yönelik tehditler savurmayı da ihmal etmemiştir.

images

Müttefiklerinin mesafeli tepkisine karşın IRBM’lerin Avrupa’da bir an önce konuşlandırılması, Amerika’nın vuruş kapasitesini artıracak olan uzun menzilli füzelerin ancak Haziran 1959’da, Akdeniz’de konuşlandırılacak olan Polaris füzesi taşıyacak denizaltılarının da 1960 sonlarında operasyonel hale gelebileceği düşünüldüğünde ABD için hayati bir önem taşıyordu. Bu nedenle Eisenhower yönetimi önce Fransa sonra da İtalya ile IRBM’ler konusunda görüşmelere başlamıştır. Müttefikler arasında konuşlandırmaya en istekli görünen ülke Türkiye olsa da, çeşitli nedenler dolayısıyla Türkiye olası ev sahipleri listesinde liste başı olamayacaktır. Her şeyden önce gerek NATO Müttefik Kuvvetleri Başkomutanı Lauris Norstad gerek Amerikan Dışişleri Bakanlığı’ndaki yetkililer IRBM’leri öncelikle Sovyetlerle sınırdaş olan Türkiye’ye yerleştirmenin Moskova’da şiddetli bir tepkiye yol açabileceğini, bunun da, Avrupa’daki huzursuzluk ve tansiyonu artıracağını öngördüler. Bunun yanı sıra Türkiye’ye füze konuşlandırmada öncelik verildiği takdirde ittifak içerisinde Türklerin bu füzelerle tehlikeli bir şekilde cüretkâr ve dövüşken olabileceğine inanan Norveç gibi bazı ülkelerde vardı ki, bunlar da Türkiye’yi yanlış bir seçim olarak görüyorlardı. Bu koşullar altında Türkiye istekliliğine rağmen orta menzilli Jüpiterlerin konuşlandırılmasında ilk öncelikli ülke olamayacaktır. Jüpiterlere ilişkin ilk görüşmeler Fransızlarla başlamıştır. 1958’in hemen hemen ilk yarısı Fransızlarla yapılan sonuçsuz görüşmelerle harcanmış ve nihayet De Gaulle yönetimindeki Fransa ile Fransız topraklarındaki tüm nükleer silahların ulusal kontrolünü savunan bir yönetimle anlaşılamayacağı kavranmış ve Fransa’nın Jüpiterlere ev sahipliği olasılığı ortadan kalkmıştır. Fransa’dan sonra İtalya ile başlayan görüşmeler de gerek iç muhalefet gerekse sürekli değişen koalisyonlar nedeniyle gecikmeler yaşansa da İtalya ile Jüpiterlerin konuşlandırılmasına ilişkin antlaşma nihayet Mart 1959’da tamamlanmıştır. Türkiye ile görüşmelere gelince, 2 Ocak 1959’da, NATO Müttefik Kuvvetler Başkomutanı Norstad, Türkiye ile IRBM’ler konusunda diyaloğa girmek istediğini bildiriyordu. Aynı istek Yunanistan ve Türkiye arasındaki kemikleşmiş zıtlaşma, özellikle Kıbrıs konusunda göz önüne alınarak aynı tarihte Yunanistan’a da götürülmüştür. Ancak Atina’nın yanıtı bir dizi görüşmeden sonra gerek iç muhalefet gerekse Kıbrıs konusunda ödün koparma isteği sonucunda olumsuz olacaktır. Türkiye ile olan görüşmelerde ise diğer aday ülkelerden farklı olarak Türkiye’den değil fakat Amerikan bürokrasisinden ve teknik sorunlardan kaynaklanan gecikmeler yaşanmıştır.

tarihi_olaylar_kuba-fuze-krizi-jpg_402768158_1433079950.jpg

Konuşlandırma ile ilgili antlaşmalar Aralık 1957 NATO toplantısından hemen hemen iki yıl sonra İtalya ve Türkiye ile sırasıyla nihayet 1959’da imzalanacaktır. Ekim 1959’da imzalanan Türk-ABD antlaşmasına göre füzelere Türkiye sahip olurken, nükleer füze başlıkları ABD’nin olacaktır. Füzelerin ateşlenmesi ancak Türk ve Amerikan taraflarının onayıyla Avrupa Yüksek Müttefikleri Komutanının emriyle olacaktır. Füze üssünde hem Türk hem de Amerikalı askerler görev yapacaktır. Bütün bu süre zarfında Eisenhower yönetiminde konuşlandırmaya ilişkin çekinceler Başkan Eisenhower da dahil üst yönetimdeki pek çok kişi tarafından çeşitli kereler dile getirilmiş ancak karar alındıktan sonra geri adım atmanın Sovyetler nezdinde ve dünya kamuoyu önünde zafiyet olarak algılanacağı düşünülerek askeri açıdan birçok çekincelere rağmen siyasi bir karar olarak IRBM’Ierin konuşlandırılması politikası uygulanmıştır.

Jüpiterlerin hangi ülkelere yerleştirileceği konusu Başkan Eisenhower döneminde çözüme kavuşurken, bunların operasyonel hale gelmeleri ise ancak Kennedy döneminde gerçekleşecektir. Başkan Kennedy iktidara geldiğinde, 1959 yılında Eisenhower döneminde imzalanan ABD-Türkiye antlaşması uyarınca konuşlandırılacak olan 15 Jüpiter füzesinin Türkiye’ye gönderilmemesi yönündeki düşünceler ABD yönetiminde ağırlık kazanmıştır. Buna bağlı olarak Ulusal Güvenlik Konseyi’nin 29 Mart 1961 tarihli oturumunda Başkan Kennedy Dışişleri Bakanlığından, Savunma Bakanlıkları ve CIA’den temsilcilerin oluşturduğu komiteden Türkiye’ye Jüpiterlerin konuşlandırılması meselesini inceleyip görüşlerini kendisine rapor etmesini istemiştir. İptal kararı hem SSCB hem de müttefikler nezdinde ABD’nin zafiyeti ve ürkerek geri adım atması şeklinde yorumlanabilir; bu da ABD’nin prestijini sarsabilir şeklindedir. Bu gerekçelerle NATO kuvvetleri Başkomutanı Norstad da iptal kararına karşı kesin bir tavır alıyordu. Komite raporunda Türk tarafının muhalefetini de iptalden vazgeçilmesinde önemli bir etmen olarak sıralamıştır. Bu görüşler ışığında Kennedy yönetimi, eğer Jüpiter projesi iptal edilirse, kendilerinin Türkiye nezdinde sözünden dönmüş müttefik konumuna düşeceklerini ve bunun da sadece Türk-Amerikan ilişkilerini değil, tüm NATO-ABD ilişkilerini etkileyebileceği kararına varmıştır. Görülüyor ki, Jüpiterleri operasyonel hale getirme çalışmalarına devam kararında Viyana zirvesinde ortaya çıkan uzlaşmaz görünüm temel nedeni oluşturduysa da, Türkiye’nin muhalefeti de ikincil bir neden olarak gündeme gelmiştir. Bu görüşler doğrultusunda komitenin iptale karşıt önerisini destekleyen Başkan Kennedy, Eisenhower yönetimi gibi stratejik yararlılıkları konusundaki ciddi çekincelere rağmen Jüpiterlerin konuşlandırılmasına siyasi kaygılarla yeşil ışık yakacaktır.

indir

Operasyonel hale gelir gelmez de bu füzeler beklenildiği gibi işlevselliklerinin ötesinde bir Sovyet tepkisiyle karşılaşacaktır. Zaten Eisenhower yönetimi 1959 Ekim’inde Jüpiter füzelerini Türkiye’de konuşlandırmak üzere antlaşmaya vardığında bunun Sovyetlerce kışkırtıcı bulunacağını düşünüyordu. Zira kapasitesi ne olursa olsun Sovyetler Birliği kendisine bu denli yakın konuşlandırılan füzelerden doğal olarak rahatsız olacak belki eş güdümde bir düzenlemeye girişecektir. Nitekim bu öngörü Khrushchev’in Küba’ya füze yerleştirme kararının Türkiye’deki Jüpiterler’in operasyonel hale gelmesiyle aynı zamanlara rastlamasıyla büyük ölçüde doğrulanmış oluyordu. Buna bakarak Sovyetlerin Küba’ya füze konuşlandırma kararını sadece Türkiye’deki Jüpiterlere bağlamak abartılı bir çıkarım olsa da Jüpiterlerin Khruschev’in konuşlandırma kararını almasında önemli bir faktör olduğu sonucuna rahatlıkla varabiliriz.

Yeni Bulgular Işığında 1962 Küba Krizi Ve Türkiye

Jüpiterler, Küba krizinin nedenlerinden, en azından krizi ağırlaştıran sebeplerden biri olarak değerlendirilebilse de, asıl rolleri krizin sonuçlandırılmasında gündeme gelmiştir. Daha Sovyet füze rampalarının Küba’da hava fotoğraflarıyla saptanıp, 16 Ekim 1962’de kriz patlak vermeden hemen önce Türkiye’deki Jüpiter füzelerinin Sovyetlere Küba’yla giderek artan askeri ilişkilerinde ve silah yardımında bir örnek teşkil edeceği buna bağlı olarak da füzelerin Sovyetlerce bir pazarlık konusu yapılabileceği ABD yönetiminde giderek artan ölçüde tartışılmıştır. Böylesi bir pazarlık olasılığından tedirgin olan Başkan Kennedy bunalımın hemen öncesinde, 23 Ağustos 1962’de Savunma Bakanlığından Türkiye’deki Jüpiterlerin kaldırılması konusunda neler yapılabileceğini araştırmasını talep etmiştir. Daha bu araştırmaya bağlı olarak Jüpiterler konusunda bir karara varılmamıştır ki, Küba’da SSCB füzelerinin varlığı tespit edilmiş ve bir dünya krizi patlak vermiştir.

Krizin hemen başından itibaren ABD yönetimi hem SSCB’nin bu füzeleri Avrupa’ya yerleştirilen füzelerle pazarlık etmesinden çekinecek, hem de bizzat kendisi son yıllarda açığa çıkan bilgilerden anlaşılıyor ki daha krizin ilk günlerinden itibaren bir füze pazarlığıyla bunalımın çatışmaya dönüşmeden çözülebilme ihtimali üzerinde duracaktır. Henüz daha Khrushchev, 27 Ekim 1962’deki mesajıyla dünya kamuoyu önünde Türkiye’deki Jüpiterleri Küba’daki füzelerinin kaldırılmasına karşılık pazarlık konusu yapmadan, ABD kapalı kapılar ardında böyle bir pazarlığın olası olduğunu düşünüyordu. Krizin çözülmesine ilişkin Kennedy’ye yazdığı 26 Ekim tarihli ilk mektubunda, Khrushchev, ABD’nin Küba’yı işgal etmemesine karşılık kendisinin Küba’ya silah sevkiyatını durduracağını belirtmekle yetinmiş, bunu izleyen 27 Ekim tarihli mektubunda ise Küba’daki Sovyet füzelerinin çekilmesine karşılık Türkiye’deki Jüpiterlerin kaldırılmasını talep etmiştir. Bu noktada Jüpiterlerin bunalımın çözümünde nasıl ortaya çıktığı sorusu gündeme geliyor. Konuyu gündeme getiren 27 Ekim tarihli mesajıyla Khrushchev gibi görünse de, son yıllarda ABD’nin bu Jüpiter pazarlığını istediği hatta kendisini krizi çözmede ilk kez gündeme getiren taraf olduğu tartışılıyor.

27 Ekim tarihli Jüpiterlerin pazarlık konusu yapılmasına dair Khrushchev’in mesajı Washington’a ulaştığında artık pazarlık dünya kamuoyuna mal olmuştur ki, bu da, müttefikler nezdindeki durumu düşünüldüğünde Amerikan yönetiminin isteyeceği belki de en son şeydir. 27 Ekim’de Kennedy’ye gönderdiği mektubunda Khruschev, ABD’nin Türkiye’deki Jüpiter füzelerini söktüğü takdirde kendisinin de Küba’daki benzer füzeleri sökeceğini ve Sovyetler Birliğinin Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve hükümranlığına saygı göstereceğini, içişlerine karışmayacağını ve işgal etmeyeceğini belirtmiş ve Küba’daki füzelerin sökülmesi için ABD’nin de aynı güvenceleri vermesi gerekeceğini eklemiştir. ABD yönetimi bu pazarlığı dünya kamuoyu önünde kesin bir dille reddetmiştir. Oysa kamuoyuna yansıyan bu tavrının aksine 27 Ekim tarihli mesajın Washington’a ulaştığı günün akşamında, gizli Robert Kennedy-Dobrynin görüşmesinde, ABD daha önce yeşil ışık yaktığı bu pazarlığı kapalı kapılar ardında onaylayacak, füzelerin krizden sonra birkaç ay gibi kısa bir süre içinde kaldırılacağı güvencesini yazılı bir antlaşma olmaksızın Sovyetlere verecektir. Son yıllarda açığa çıkan belgelerden anlaşılıyor ki, ABD, eğer SSCB bu gizli antlaşmaya yanaşmasaydı da aynı öneriyi bir BM önerisi gibi dünya kamuoyu önünde tekrar ettirecekti ve bunun için hazırlıklar tamamlanmıştı. Zira Jüpiterleri pazarlık etmek gibi nispeten kabul edilebilir bir zararla çatışmadan kurtulmak konusunda Kennedy yönetimi çok kararlıdır.

27 Ekim akşamı yapılan bu tarihi gizli görüşmeden çok az kişi haberdar olmuş ve uzun yıllar bu görüşmenin varlığı bilinmemiştir. Bu nedenle de Küba bunalımı uzun süre Kennedy’nin kriz yönetimindeki üstün başarısı şeklinde lanse edilmiştir. 26 Ekim tarihli R.Kennedy-Dobrynin görüşmesini yok saysak dahi, Sovyet yönetimi pazarlık önerdikleri 27 Ekim tarihli mesajlarının öncesinde ABD’nin Jüpiterleri pazarlık konusu yapabileceğini gayet iyi biliyordu; zira ABD’nin bu füzeleri kaldırmaya birkaç kez teşebbüs ettiğinden haberdardı. Bunun yanı sıra ABD’nin önde gelen gazetelerinde Küba’daki Sovyet füzeleriyle Türkiye’deki Jüpiterler arasında paralellik kuran çeşitli yazılar da Sovyetleri böylesi bir pazarlık talebine yönlendirmiş olabilirdi. Füze pazarlığına yol açan neden ne olursa olsun pazarlık gündeme geldiğinde özellikle ABD açısından önemli riskler taşımıştır. Bu pazarlığın dünya kamuoyunca bilinmesi özellikle müttefiklerince duyulması ABD’ye önemli ölçüde prestij kaybettirebilir, ABD’nin Sovyetler karşısında zafiyet göstermesi şeklinde yorumlanabilirdi. Bu nedenle de bu pazarlıktan, Kennedy yönetiminde, krizi yöneten gruptan bile sadece çok az sayıda kişi haberdar olmuştur. Khrushchev, ABD’ce zaten kaldırılması düşünülen, stratejik olarak pek çok zaafı bulunan Jüpiterlerin kaldırılmasını talep ederek, Kennedy de öte yandan zaten Polaris füzeli denizaltılar devreye girdiğinde kaldırmayı düşündüğü füzeleri Sovyet talebi karşısında sökmeyi dünya kamuoyu önünde reddederek, krizi çözme aşamasında ödün vermeyen, güçlü lider imajını pekiştirme olanağı bulmuşlardır. Böylece özellikle ABD, kriz öncesinde çeşitli kereler konuşlandırmaktan vazgeçtiği Jüpiterler yüzünden kendini dünya kamuoyu önünde bir pazarlık içinde bulmuş fakat aynı zamanda yine bu aynı füzeler kendisine krizden savaşa girmeksizin sıyrılmak için bir kapı aralamıştır.

KAYNAKÇA:

MAY, Ernest, Kennedy Tutanakları ve Türkiye Üzerine Gizli Pazarlıklar, Sabah Yayınları , 1999

PEHLİVANOĞLU, Öner, Küba Krizi ve Nükleer Savaş Eşiğinde Türkiye, Kastaş Yayınları 1988

TUNÇKANAT, Haydar, İkili Anlaşmaların İçyüzü, Kaynak Yayınları 1970

YAVUZ, Turan, Satılık Müttefik – Gizli Belgeler Işığında 1962 Küba Füze Krizi Ve Türkiye, Doğan Kitap, 1999

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s