Eyüp ÇETİN yazdı: “İnsanlığın Ortak Suçu: Struma Gemisi Faciası”

İnsanlık tarihinde yaşanmış bazı utanç olaylar ne bir millete ithaf edilebilir; ne de üstü tamamen tarihin tozlu sayfalarına gömülebilecek şekilde kapatılabilir.Struma Faciası’da tam olarak bu tanımlamaya uyar. Struma Faciası; İngiltere, Romanya, Almanya, Türkiye ve SSCB’nin ortak suçu olarak görülsede bir dünya vahşetidir.
1.Dünya Savaşı sırasında Romanya’da, Alman yanlısı bir hükümetin olması; Almanya’nın Romanya Hükümetine, Yahudiler konusunda bazı baskılar uygulaması, Yahudilerin, Romanya topraklarında vahşete uğramasına hükümetin destek vermesi üzerine Romanya içerisinde toplu Yahudi göçleri başlamıştır. Struma Gemisi de bu göç yollarından birisi için kaynak olarak görülmüştür. Struma Gemisi ile yola çıkan Romen Yahudileri’nin rotası Filistin topraklarında sonlanacaktı. Ana güzergah içerisinde ilk geçmeleri gereken ülke ise Türkiye’ydi. Romanya’da ki baskı ve kıyımdan kurtulmak ve Filistin’e gitmek isteyen Romen Yahudileri’nden 769 kişilik bir grup, Struma Gemisi ile 12 Aralık 1941 günü Köstence Limanı’ndan yola çıkarak 15 Aralık 1941’de İstanbul’a ulaşmıştır[1].Ancak İngiltere’nin engellemeleri ve Türk Hükümetine baskı kurması üzerine Struma Gemisi, İstanbul Boğazını geçip, yol güzergahını takip ederek Filistin topraklarına ulaşamamıştır. Gemi, İstanbul Boğazı’nın girişinde 70 gün boyunca yolcuları ile bekletilmiştir[2].Bu süre içerisinde gemiden 5 yolcu  ancak ayrılabilmiştir[3].70 gün sonunda Struma Gemisi Karadeniz açıklarına tekrar gönderilmiştir.25 Şubat 1942 günü sabahı İstanbul Yön Burnu’nun 4 mil açığında bir patlama sonucunda gemi batmıştır[4]. Batan gemiden sadece 1 kişi kurtulmuştur[5].

İLGİLİ  DEVLETLERİN  TUTUMU

Struma Olayının bütün boyutları ile kavrayabilmek için ilgili devletlerin o dönemde ki Yahudi politikalarını incelemek gerekiyor. Aksi takdirde Struma Olayı hakkında istenilen tüm sonuçlar elde edilemez. Politikaları incelenmesi gereken devletlerin başında İngiltere, Almanya, Romanya ve Türkiye gelir. Almanya’nın o dönemde Yahudilere uyguladığı insanlık dışı politikaları sorgulamak çok gereksiz olur. Çünkü tüm insanlık tarafından kabul edilmiş bir politika o dönemde güdülmüştür. Bu yüzden Almanya’nın Yahudiler ve Struma Gemisi üzerindeki yazgısı hakkında pek durulmayacaktır ki Almanya’nın doğrudan olaya müdahelesi de olmamıştır. Olayları anlamak için öncelikle İngiltere’nin Filistin politikası üzerinde durulmalıdır

İNGİLTERE’NİN  FİLİSTİN  POLİTİKALARI

Struma Olayı’nın iç yüzünü ortaya koyabilmek için 2 Kasım 1917 gününe kadar geriye dönmek gerekir.5Bu tarihte İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour’un Siyonist Dernekleri Federasyonu Başkanı Lord Roschild’e bir mektup yollağını biliyoruz. Bu mektuba daha sonra Balfour Bildirisi denilmiştir. Bu mektupta Yahudiler için yurt edinme hakkının tanınacağının; bu yurdun Filistin olacağı, Filistin’de yaşayan diğer halkların yurttaşlık ve din haklarına müdahale edilmeyeceği vurgulanmıştır. Balfour Bildirisi  ile Filistin’in Osmanlı Devleti’nden alınacağı daha 1. Dünya Savaşı sonunda kestirilmiştir. Ayrıca Balfour Bildirisi 2 Kasım 1917’den sonraki bütün Yahudi göçleri için kaynak olacaktır. İngiltere ve Fransa’nın savaştan sonra San Rome’de Arap topraklarının paylaşımı için yaptığı toplantıda Suriye ve Lübnan’ın Fransız;Ürdün, Filistin ve Irak topraklarının da İngiliz mandası olmasına karar verilmiştir. Bu karar Yahudilerin istediği bir karar olmuştur. San Rome kararları ile Arapların tepkisi yıllar geçtikçe dalga dalga büyümüştür. San Rome kararlarından sonra hızlı bir şekilde Yahudi göçleri Filistin topraklarına olmuştur. Araplar rahatsızlıklarını ilk başta gösteriler ile gösterse de gösteriler Yahudi ölümlerine dönüşmüş ve  İngiltere, Filistin topraklarına göç sınırlaması getirmiştir. İngiltere aynı amaçla 3 Haziran 1922’de Dünya Siyonist Teşkilatı’na bir ‘’açıklama’’ göndererek Filistin’in Yahudileştirilemeyeceğini, Yahudiler’in Araplar ile birlikte yaşamak zorunda olduğunu, Filistin’e Yahudi göçünün bölgenin ekonomik kapasitesi ile sınırlı olması gerektiğini belirtmiştir[6].Bu yazılı metinler aslında bugüne kadar ki Arap-Yahudi sorunun temelini oluşturmaktadır. Çünkü İngiltere Balfour Bildirisi’nden önce Mekke Şerifi Hüseyin ile İngiltere’nin Mısır’daki Yüksek Komiseri Hanry McMahon arasında Temmuz 1915’ten, Mart 1916’ya değin süren bir dizi yazışmada, McMahon Araplar’ın Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaları koşuluna bağlı olarak onlara bağımsızlık sözü vermiş ve Filistin’de kurulacak bu Arap krallığının sınırları içerisinde yer almaktaydı[7]. Balfour Bildirisi ile Araplar’a verilen söz tutulmamış ve üstüne Yahudiler’in Filistin topraklarına rahatlıkla göç etmesine imkan tanınmıştır. II. Dünya Savaşı’na kadar bu sebeplerden dolayı Araplar’ın Yahudiler’i öldürme oranları her geçen yıl artarak devam etmiştir. Naziler’in 1933 yılında iktidara gelmesi ile Arap-Yahudi çatışması Filistin’de derinleşecektir. Çünkü Naziler’in ırkçı yaklaşımından kaçmak isteyen Yahudiler vaadedilen ‘’yurda’’ yani Filistin’e gitmek isteyecektir. Bu bilgiler ışığında 1934’de Filistin’e  göç eden Yahudiler’in sayısına baktığımızda 42.539 olduğunu görüyoruz, 1935’te 62.000’e bu sayı yükselmiştir[8].Yahudiler için kötü bir haberde Hristiyan Araplar’dan gelmiştir. II. Dünya Savaşı sırasında Müslüman Araplar ile beraber örgütlenmişlerdir. Filistin’de 1933 ile 1939 yılları arasında çıkan çatışmalarda 3.000’den fazla Arap, Yahudi ve Hristiyan ölmüştür[9]. İngiltere bu ölümler üzerine Walter Shaw, Sir John Hope Simpson, Lord Passfield, William Rober Peel, Sir John Woodhead’a birere rapor hazırlatmıştır. Raporlarda ortaya çıkan ortak sonuç ise Filistin’de bir Arap ve birde Yahudi devletinin kurulmasıdır. Bu raporlar ışığında İngiltere Sömürgeler Bakanı Malcolm MacDonald’ın hazırladığı ve ‘’MacDonald White Paper’’ denen resmi belge ile bundan böyle Filistin’de izleyeceği siyaseti açıklamıştır. Bu belge ile Filistin’e 10 yıl içerisinde bağımsızlık verilmesi vaadedilmiştir ama bir şartta sunulmuştur. O şart ise Araplar ile Yahudiler’in aynı yaşam alanı içerisindeki uyumu olmuştur. Bu belge ile 5 yıl içerisinde Filistin’e sadece 75.000 Yahudi’nin göçüne izin verilmiş, Filistin topraklarının %5’inde mal edinme hakları Yahudiler’e tanınmıştır. Struma olayının temelinde aslında bu belge yatmaktadır. Bu belge ile o dönemde ne kadar vahşet dolu bir politika izlendiğini anlıyoruz. II. Dünya Savaşı sırasında 6 milyon Yahudi’nin öldürüldüğünü hatırlarsak, İngiltere’nin Yahudiler’i ne kadar acımasız bir karar ile yüz yüze bıraktığını anlamış oluruz. İngiltere’nin Araplar’a bu kadar taviz vermesini anlamak zor değildir aslında. Nazi Almanyasına karşı Araplar İngiltere’yi desteklemiştir. Bundan dolayı İngiltere Araplar’ı savaş süresi boyunca çok kez ödüllendirmiştir. Almanya bu durumdan rahatsız olmuş ve olaya müdahalede gecikmemiştir. Araplar arasında propaganda eylemlerine girişmiş ve bunu Arap toplumunda yaygın hale getirmiştir. Öyle ki Yüksek Arap Komitesi Başkanı olan ve Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni koyu bir Nazi yanlısı olmuştu. El-Hüseyni’ye göre kurtuluş Alman ve İtalyanlarda idi. Bu yüzden el-Hüseyni Roma’ya Berlin’e bu nedenle gidecektir. Hatta Berlin’de Hitler ile 28 Kasım 1941 günü yüzyüze görüşmüştür[10].İngiltere’nin ise böyle bir durumda Hitler’e karşı hem Araplar’ın desteğine ihtiyacı vardı hem de petrol kaynaklarını Arap topraklarından sağladığı için belli ödüller vermesi gerekiyordu. Üstelik savaş artık Arap topraklarında devam etmekteydi. Tüm  bunlara ek olarak İngilizler’de de belli ölçüde anti-semitizm bulunduğu ve hatta 1290 yılında İngiltere’den Yahudiler’i kovdukları ki, bu Yahudilerin Avrupa’da ki bir ülkeden ilk kovuluşlarıdır, anımsanmalıdır. Bu ortamda İngilizler’in Filistin Yüksek Komiseri Malcolm MacMichael’in Filistin’e kontenjan dışı Yahudi göçüne karşı izlediği tutumun ne kadar acımasız olduğu anlaşılacaktır. Öte yandan İngiliz hükümeti Malcolm MacMichael tarafından öngörülen önlemlerin gerçekleştirilmesi ile bir Nizamname çıkarılmştır. 29 Şubat 1940 günü bu Nizamname kabul edilecektir[11].Nizamname ile Yahudiler’in mal edinme haklarına sınırlama getirilmiştir. Araplar buna sevinirken Siyonist Komite 24 saatlik açlık grevine gitmiştir. 8 Mart 1940’da ise Yahudiler’in Kudüs’te yaptıkları gösteriler üzerine Filistin Yüksek Komiserliği saat 18:00’den sonra sokağa çıkma yasağı koyacaktır. Aynı gün Londra’da Avam Kamarası’ndan Arap topraklarının Yahudiler’e satılmasını kısıtlayan kararın görüşülmesine devam edilmekteydi. Muhalefet’te ki İşçi Partisi’nden Noel Barker’ın hükümeti sert biçimde eleştirerek Yahudiler’e verilen sözleri tutmamakla suçlaması üzerine de Sömürgeler Bakanı MacDonald, Barker’e verdiği yanıtta İngiltere’nin Filistin’de yalnız Yahudiler’in değil, fakat Araplar’ın çıkarlarınıda korumak zorunda olduğunu bildirerek: ’’Eğer Araplar’a haksızlık edecek olursak bu yeni tahrikata meydan verecektir ki bunun akisleri İran’a, Irak’a, Mısır’a ve Hindistan’a kadar sirayet edecektir.’’[12]

İşte Struma, İngiltere’nin Filistin’e Yahudi göçüne ilişkin tutumu bu çizgide iken, Filistin’e gitmek üzere Romanya’nın Köstence Limanı’ndan yola çıkacaktır.

FB_IMG_1494355247038.jpg

ROMANYA VE ROMEN YAHUDİLER

Faşizan bir siyaset izleyen Romanya Kralı Karol, 1937’den sonra Almanya’ya daha çok yakınlaşmış bulunuyordu. Ancak dış siyesette takındığı tavır ile bir tutarsızlık sergiliyordu. Ardından SSCB’nin Beserabya’yı Haziran 1940’ta alması, almasına engel olamaması üzerine, General Ion Antonescu’nun baskısı ile oğlu Mihai-l lehine tahtını bırakmıştır. Böylece Romanya’da yönetim fiilende olsa Antonesco’nun eline geçmiştir. Antonescu orduya dayanarak‘’conducator’’,yani yönetici ünvanı ile tek söz sahibi kişi konumundaydı. Başlangıçta dayandığı başka bir güçte Demir Muhafızlar adını taşıyan yarı askeri faşist örgüttü ama bir süre sonra bu örgütü de etkisizleştirerek tümüyle orduya dayalı faşist bir rejimi yerleştirmekte gecikmeyecekti.1941 Haziran’ında Almanya ile birlikte SSCB’ye saldıran Romanya, Beserabya’yı geri aldı. Bu olay Romanya Yahudileri bakımından çok özeldir. Çünkü o bölgede ki Yahudiler büyük çoğunlukla Sovyetler Birliği’ni desteklemiştir ve şimdi Romenler’in Yahudi karşıtı tutumlarının yanı sıra bu nedenle de onlardan öç almaları söz konusuydu. Bu arada 8 Ekim 1940’da Alman birlikleri petrolleri korumak bahanesi ile Romanya’ya girmiş, 12 Ekim 1940’ta Alman Askeri Heyeti Bükreş’e gelmiş ve  bunu Alman birlikleri izlemiştir[13].23 Kasım 1940’ta Romanya Üçlü İttifak’a(Mihver’e) katılmıştır.7 Aralık 1941 tarihinden başlayarak İngiltere, Almanya’nın yanında savaşa katıldığı gerekçesi ile Romanya ile diplomatik ilişkilerini kesmiş ve savaş ilan etmiştir. Bu gelişmeler çerçevesinde 9 Eylül 1940’da anti-semitik yasalar devreye konulmuştur. Yapılan yeni düzenlemeye göre Yahudiler artık işyeri ve apartman sahibi olamayacaktı.1941 yılının başına gelindiğinde Bükreş’te Demir Muhafızlar, birçok Siyonist’i öldürdü. Haziran 1941’de Kuzey Romanya’da, Yaş’ta Yahudi katliamı gerçekleştirildi bu katliam neticesinde 4000 kişi öldürüldü.Trenlere konularak Güney Romanya’ya sürülen binlerce Yahudi’de bu sırada tren içerisinde öldü. Aynı ay içerisinde Romanya’da yaşayan Yahudiler’in kollarına sarı bant takma zorunluluğu getirildi. Tüm bu gelişmelere karşın, Romanya’dan Yahudiler’in göç etmesine ses çıkarılmıyordu. Bu da Yahudi Sorununun başka bir çözüm şekliydi. Romanya’da 1943 yılının sonlarına kadar Yahudi göçlerini engellemek önemli bir sorun olmayacaktır. Struma gemisinde ilanla yolcu taşınmasını, geminin bakımının yapılmamasını, alabileceğinden fazla yolcu almasını bu açıdan değerlendirmek gereklidir.

TÜRKİYE’NİN  O DÖNEMDE YAHUDİLERE KARŞI TUTUMU

Tarihsel bir perspektiften bakıldığında Anadolu topraklarındaki Türk devletleri Yahudiler’e kapılarını sürekli açmıştır. Osmanlı Devleti’ne 1492 yılında İspanya’dan gelen Yahudiler, Cumhuriyet döneminde Nazi zulmünden kaçan Yahudiler’e kucak açan bir hükümet vardı.Bununla birlikte 1924 Anayasasına göre 1312 sayılı, 23 Mayıs 1928 tarihli Türk Vatandaşlığı Kanunu, Türkiye sınırları içinde ve dışında bulunan T.C.Devleti vatandaşları arasında etnik köken bakımından hiçbir ayrım gözetmiyordu ve Türkiye’nin koruması altındaydılar[14].O dönemde Nazi zulmünden kaçan Yahudiler’in ilk sığındığı ülkelerden birisi Türkiye olmuştur. Çünkü savaşın hiçbir tarafı Yahudiler’i topraklarında istemiyordu.Bazı Yahudiler Avrupa ana kıtasından ABD’ye göç etmek istemiştir. Bunun için kullanabilecekleri ülke ise Batı Avrupa’nın en uç noktası Portekiz olmuştur. Batı Avrupa’da ki tek kaçış yollarından başlayarak ABD’ye varan Yahudiler’i de zor günler beklemekteydi. Çünkü sıkı denetim altında ABD’de de yaşıyorlardı. Portekiz’in 22 Ekim 1940’da, ülkesinden Yahudiler’in geçmesini, topraklarını bir kaçış yolu olarak kullanılmasını yasaklaması ile Yahudiler’in Batı Avrupa’dan da kaçma şansları kalmamıştır[15].Bu durumda Avrupa Yahudileri için tek kaçış yolu Türkiye’ydi. Savaş yıllarında Filistin’e ulaşan birçok Yahudiye bu imkanı sağlayan ülke Türkiye’dir. Türkiye on binlerce Yahudi’nin Filistin’e ulaşmak için kullandığı bir köprü olmuştur. Türkiye’den geçerek Filistin’e ulaşmaya çalışan Yahudiler’in büyük kısmı gemileri kullanmıştır. Savaş döneminde yaklaşık 40 gemi İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı geçerek Filistin’e ulaşmıştır. Struma Gemisi’de bunlardan birisi olacaktı. Türkiye’nin tutumu Struma Gemisi olayında da değişmemiştir. Geminin boğazdan geçmesi beklenirken İngiliz hükümetinin olaya müdahil olması ile gemi 70 gün boyunca boğazın girişinde beklemiştir.

Exodus-56a48db03df78cf77282f07b

STRUMA GEMİSİ

Batması sonucu mürettebatının ve 763 yolcusunun ölümüne sahne olan Struma Gemisinin yapısına bakılacak olursa

Yapım yılı, 1830

Boyu, 476 metre; eni, 5.70 metre; ağırlığı, 180 ton

Makineleri bez firması tarafından imal edilmişti. Ancak, bu makineler Tuna’da batan bir gemiden sökülüp Struma’ya takılmıştır.

Bükreş’te bağlı olduğu acenta, Compania Meditereanea de Vapores Limitada idi.

Sırası ile Yunan ve Bulgar şirketlerine bağlı olarak çalışmıştır. Yunanistan şirketindeyken adı ’’Makedonia’’ , Bulgar şirketinde adı ise ‘’Struma’’idi. Gemi adını burada almıştır. Gemide yeterli su stokları ve  yemek stokları yapılacak alan mevcut değildi.Yalnızca 1 tuvalet ve 4 lavabosu vardı. Geminin doktoru yoktu. Bu görevi gemide yolcu olan doktorlar üstlenmiştir. Gemi kapasitesinin çok üzerinde yolcu ile  yola çıktığından tersane çalışanları açık denizde geminin batacağını düşünmüş hatta bu yüzden Romen makamlara rüşvet vererek yolculuk için izin almıştır. Yola çıktıktan sonra geminin havalandırma sistemi bozulacaktır bu yüzdende yolcuların bir kısmı yetersiz oksijen yüzünden solunum rahatsızlıklarına yakalanacaktır. Elektrik motorlarında yol boyunca arızalar oluşacaktır.

STRUMA’YI KİM BATIRDI?

Bu konuda mütabık kalınamamıştır. Çünkü farklı tezler mevcuttur. Kimileri İngilizler’in emri ile Türk denizaltısının batırdığını söylerken;kimisi Türk Hükümeti’nin daha fazla risk almamak için kendi denizaltıları ile gemiyi batırdığını söylüyorken, kimisi de SSCB’ye ait bir denizaltının gemiyi batırdığını düşünmektedir. İlginç olan İngiltere’nin bu suçu Türkiye üzerine yıkmaya çalışmasıdır. Struma’yı kimin batırdığını söylemek bugün için imkansız olsa da Türkiye’nin batırmadığı çok bariz ortadadır. Türkiye’nin o dönemde Yahudiler’e uyguladığı politikalara bu olayın ters olması ayrıca Struma’nın batırıldığı gün, Türk bandıralı, 200 tonluk Çankaya motoru da kimliği belirsiz bir denizaltı tarafından batırılması olayda Türkiye lehine yorumlanabilir. Struma ve Çankaya’nın aynı gün aynı sularda bir denizaltı tarafından batırıldığı çok bariz ortadadır. Bu olgunun ortaya koyduğu sonuçlar şunlardır;

A-Aynı sularda 2 gemiyi de 2 farklı denizaltının batırmış olması mantığa uygun olmadığına göre aynı denizaltı tarafından batırılmış olmaları çok büyük bir ihtimaldir.

B-Bir Türk denizaltısının Türk sularında bir Türk gemisini batıracağı ve gemi mürettebatına ateş açacağı pek mantıklı bir olanak değildir. Bu yüzden denizaltının yabancı bir devlete ait olması büyük bir ihtimaldir. Öte yandan başta Mefkure olmak üzere Yahudi mültecileri taşıyan başka Türk gemilerinin batırılmış olduğu da başka bir gerçektir.

     Almanya’ya gelince  her şeyden önce, bu ülkenin Filistin’e gidecek Yahudiler yüzünden İngilizler ve Araplar’ın arasını açmayı planladığını biliyoruz. Struma’nın yoluna devam etmesi Almanya’nın çıkarları gereğiydi. İkincisi, Romanya Almanya denetiminde olduğu için Struma gemisi üzerinde Almanya politikasından farklı bir politika izlemeyecektir.

Kimileri ise Struma’yı bir SSCB denizaltısının batırıldığını söylesede bu gerçekçi bir olgu değildir. Çünkü;

1-Bir denizaltının bir ticari gemiyi batırması için geminin düşman gemisi olması gerekir. Kendi ülkesinin veya Müttefik bir ülkenin ticari gemisini batırması mantık dışıdır ki Struma Gemisi Panama bayrağı taşıyordu ve Panama, SSCB’nin müttefik devletlerinden birisiydi. Kesin olan ise Struma’nın alınyazısı ile baş başa kaldığıydı…

 

SONUÇ

769 kişiden oluşan Struma Gemisi 12 Aralık 1941 günü Köstence Limanı’ndan yola çıkarak 15 Aralık 1941’de İstanbul’a ulaşmış ve acımasızlığın zirveye ulaştığı bir anda hangi devletin denizaltısı olduğu bilinmeyen bir denizaltı tarafından vurulmuş ve o 763 kişi Karadeniz’in soğuk sularında ölmüştür. O zamanın kış şartlarını düşünürsek, geminin kapasitesinin çok çok üzerinde yolcu aldığını bilindiğine göre, geminin yetersiz ve kalitesiz donanıma sahip olduğunu da unutmaz isek yaşanan vahşetin ne denli acı olduğu ortaya çıkar. İşin garibi Filistin’e gitmek isteyen 769 Yahudi’yi engellemek için Türkiye’ye son derece katı bir tutum uygulayan İngiltere’nin olayın suçunu yine Türkiye üzerine yıkmaya çalışmasıdır. Denizaltının kime ait olunduğu bilinmesede, suçu hiçbir devletin kabul etmemesi de mevcut olsa da bu bir ortak insanlık suçu olarak dünya tarihine geçmiştir.

DİPNOTLAR

 

[1] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.5-6

[2] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.6

[3] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.6

[4] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.6

[5] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.6

[6] ARMAĞANOĞLU Fahir, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları(1948-1988), Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1989,s.65

[7] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.13

[8] ARMAĞANOĞLU Fahir, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları(1948-1988), Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1989,s.47

[9] ARMAĞANOĞLU Fahir, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları(1948-1988), Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1989,s.69

[10] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.19

[11] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.22

[12] ARMAĞANOĞLU Fahir, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları(1948-1988), Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1989,s.73

[13] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.26

[14] LEVİ Avner, Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler- Hukuki ve Siyasi Durumlar; Redoksiyon; Rıfat BALİ, İletişim Yayınları, İstanbul, 1992,s.36

[15] YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002,s.41

KAYNAKÇA

ARMAĞANOĞLU Fahir, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları(1948-1988), Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1989

AYTUL Turhan, Milliyet Gazetesi, 30 Haziran1985

ÇAPAN Halit, Milliyet Gazetesi, 6 Temmuz 1985

GALANTİ Avram, Türkler ve Yahudiler Tarihi, Siyasi Tetkik, 2. Basım, İstanbul, 1947

GÖKAY Bülent, Belgelerle Struma Faciası (25 Şubat 1942), Tarih ve Toplum Dergisi, C. XX(1993), s. 106-109

İKDAM GAZETESİ, ‘’Çankaya Motoru Boğaz dışında batırıldı?Meçhul denizaltı motordan sonra Filikayıda topa tutmuş.’’ , 26 Şubat 1942

KOÇ Vehbi, Hayat Hikayem, İstanbul, 1983

LEVİ Avner, Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler- Hukuki ve Siyasi Durumlar; Redoksiyon; Rıfat BALİ, İletişim Yayınları, İstanbul, 1992

NEUMARK  Fritz, Boğaziçine Sığınanlar-Türkiye’ye İltica Eden Alman İlim, Siyaset ve Sanat Adamları(1933-1953), Çev. Şevik Alp BAHADIR, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 1982

YETKİN  Çetin, Batılıların Kirli Yüzü Struma, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2002

İNTERNET KAYNAKLARI

htpp:/www.jewishgen.org/romsig/newsletter/vol5/struma.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s