Cem Yılmaz DOĞAN yazdı: “Küba Füze Krizi Bunalım Dönemi”

GİRİŞ

İkinci Dünya savaşı sonrasında dünya iki kutuplu bir yapıya büründü. Doğu ve Batı Bloğu. Batı Bloğu ABD liderliğinde, Doğu Bloğu ise SSCB liderliğinde hareket etti.  Batı Bloğu NATO üyesi olan ve NATO üyesi olmayan diğer ABD ile müttefik kapitalist ve antikomünist ülkelerden, Doğu Bloğu ise Varşova Paktı’na üye olan komünist ve bu pakta üye olmayan diğer komünist ülkelerden oluşuyordu. İki blokta birbirini çevreleme politikası izledi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından birçok ülkede halk demokrasileri kurularak sosyalist düzene geçilmesi ve sosyalist hareketlerin birçok ülkede yayılması, ABD tarafından tepkiyle karşılandı. ABD Avrupa’da ve başka yerlerde Sovyet yanlısı Komünist partilerin iktidara gelmemesi için çeşitli girişimlerde bulundu. 1947 Mart’ında ABD Başkanı Truman, SSCB’nin tehdidi altında olduğu ileri sürülen ülkelere ekonomik ve askeri yardıma dayalı doktrini ilan etti. ABD, Truman Doktrini çerçevesinde, Batı Avrupa’nın SSCB’ye karşı korunması için büyük çaba harcadı. 1947 Mayıs’ını belirleyen asıl olay, Marshall Planı’nın açıklanması oldu. Uygulanan Marshall Planı ile Batı Avrupa ülkeleri ABD’nin nüfuzu altına girdi. Doğu Avrupa’daki yönetimler demokrasi ile yönetilen ülkeleri de kendine çekmeyi hedefledi lakin Doğu Avrupa ülkeleri Temmuz 1947’de Marshall Planı’nı reddetti. Daha sonra NATO kuruldu. Buna karşı SSCB’de Varşova Paktı’nı kurdu. Çin’de Sovyet yanlılarının iktidarı ele geçirmesi ile Soğuk Savaşı[1] daha belirgin hale getiren bloklar oluştu. Blokların belirginleşmesinin ardından çeşitli çatışma konuları ortaya çıkmıştır. Vietnam Savaşları, Berlin sorunu, 1956-59 yılları arasında Ortadoğu’da çekişme, U-2 casus uçağı olayı, Küba füze krizi gibi olaylar bu çatışmaların sıcak tarafını oluşturdu.

Küba, Sosyalist devrimden sonra Sovyetlerle yakınlaştı ve Doğu Bloğunun yanında yer aldı. Küba coğrafi bakımdan önemli bir yere sahipti. ABD’ye çok yakındı, bu ABD için büyük tehlikeydi. Sovyetler bunu fırsat bilip çeşitli politikalar izledi. Küba’ya silah, askeri teçhizat gibi çeşitli yardımlarda bulundu. Sovyetlerin Küba’ya nükleer füze sistemi kurmaya çalışması üzerine dünyayı neredeyse felakete sürükleyecek Küba Füze Krizi doğdu ve Soğuk Savaş’ın doruğu oldu. ABD ve SSCB savaşın eşiğinden döndü. Küba Füze Krizi, Doğu ve Batı Bloklarını derinden etkilemiştir. Bu olaydan sonra bloklarda derin çatlaklar doğmuştur.

Küba Füze Krizi, ABD’nin Türkiye’ye, SSCB’nin de Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlayan süreçtir. Bu bunalım, Ekim 1962’de dönemin iki süper gücünü ilk kez direkt olarak karşı karşıya getiren ve dünyayı nükleer savaş tehdidi altında bırakan bunalımdır. Bu iki süper güç birbirlerinin sınırlarına nükleer başlıklı füze yerleştirerek aleni bir şekilde birbirlerini tehdit etmişlerdir. Bu sürecin temelinde ABD’nin Küba’da devrim sonrası gelmiş Fidel Castro hükümetini devirme amacı yatmaktadır.

Amerika, devrim sonrası giderek sosyalist bir çizgi yakalayan Küba’ya karşı endişeli ve dikkatli bir tutum içerisine girmiştir. Çünkü ABD’nin isteyeceği son şey yanı başında kurulacak olan komünist bir rejimdir. Başlarda Amerika bu durumun en etkili çözümünün F. Castro’nun ortadan kaldırılması olduğunu düşünerek değişik suikast planları hazırlamıştır. Nitekim Castro’nun öldürülmesi için 638 tane suikast denemesi yapılmış ve bu suikastların 8 tanesi daha sonra CIA tarafından kabul edilmiştir. [2]

küba1.jpg

Amerika, Küba sorununa çözüm bulmak amacıyla, yeni bir strateji belirleyerek çıkarma yapmak için hazırlıklara başlamıştır. Devrim sonrasında Küba’dan kaçan yaklaşık 1500 Kübalı antikomünisti eğitip Küba’ya gönderen ABD bu kişilerin çıkaracakları isyanın Castro’yu devireceğini düşünmüştür. Tarihte Domuzlar Körfezi Çıkarması olarak bilinen bu olay ABD’nin planlarının suya düşmesiyle neticelenmiştir. 17 Nisan 1961 tarihinde başlatılan isyan Küba Ordusu ve halk tarafından bastırılmıştır. Castro, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda konuşma yaparak Küba’nın artık sosyalist bir ülke olduğunu dünyaya ilan etmiştir.

Bu bozgun ABD’yi sarsmıştır. Bozgundan hemen sonra adaya Amerikan askerleri çıkartılıp Küba’nın işgal edilmesi düşünülmüş ancak Başkan Kennedy bunu reddetmiştir. N. Khrushchev’in yanlış algılamasından ve Türkiye’de bulunan Jüpiter füzelerinden dolayı Sovyetler Birliği Küba’ya Sovyet nükleer silahlarının yerleştirilmesi için hazırlıklara başlamıştır. Sovyetler Birliği, Amerika’nın yanı başında elde edeceği bir üs ile nükleer yarışta ABD’den daha üstün bir konuma geçme planları yapmıştır. Anadyr adı verilen bir operasyonla tarım ürünleri taşıdığını iddia ettiği gemiler ile aslında Küba’ya 36 adet atom füzesi, 60 adet nükleer başlık, 800 askeri uzman ve 34.000 asker yollamıştır. SSCB Haziran 1962’den itibaren New York ve Washington’u hedef alan orta menzilli balistik füzeleri Küba’ya yerleştirme işine girişmiştir.[3] Küba’da Sovyet füze tesisleri ile ilgili gizli hazırlıkların, Haziran 1962’de başladığı varsayılmıştır. ABD’nin o dönemde sıkça kullandığı U-2 keşif uçağı üzerinden elde edilen fotoğraflar ile diğer kanallardan gelen bilgiler Sovyet füze tesislerinin bazılarının yerlerinin tespit edilmesine imkân sağlamıştır. Bu tespitler ışığında Küba’da yaklaşık 3500 Sovyet teknisyeninin görev yaptığı tahmin edilmiştir. ABD yapmış olduğu bu tespitlerin bir kısmını 4 Eylül 1962’de kamuoyu ile paylaşmış, ancak füze tehdidinden söz etmemiştir. 14 Ekim 1962 günü Küba üzerinde uçuş yapan Amerikan U-2 uçağı Küba’ya konuşlandırılmış, orta menzilli balistik füzelerin fotoğrafını çekmiştir. [4]

Fotoğraflar 16 Ekim günü başkan Kennedy’ye gösterildiğinde dünya en tehlikeli 13 güne başlamıştı. 16 Ekim günü Kennedy ulusal güvenlik konseyi olan Excomm’u toplamıştır. Genel olarak varılan kanıyla 17 Ekim günü Excomm’da iki seçenek üzerinde durulmuştur. Birincisi imhası için hava harekâtı, ikincisi ise Küba’ya yapılacak olan ablukadır.[5]

19 Ekim günü saldırı silahları ile abluka konusunda fikir birliğine varılmıştır. Abluka teknik olarak savaş başlangıcı sayıldığından plan abluka hareketi olarak adlandırılmıştır. 22 Ekim’de Başkan Kennedy radyo ve televizyondan yaptığı konuşma ile Küba’ya Sovyet füzeleri yerleştirildiğini ve bunun ABD için açık tehdit olduğunu belirtmiştir. Yapacakları ilk şeyin Küba’ya gitmekte olan tüm silah yüklü gemilerin geri çevrileceği bir abluka uygulamak olduğunu söylemiştir. İkinci olarak Küba’daki istihbarat birimlerini arttırdıklarını ve raporlara göre uygulanacak yöntemlerin hazır olduğunu belirtmiştir. Son olarak ise Küba’dan Batı’ya yapılacak herhangi bir saldırının Sovyetler tarafından ABD’ye yapılmış olarak kabul edileceğini eklemiştir. [6]

ABD tarafından hem iç hem de dış kamuoyuna açıklanan deniz ablukası 24 Ekim 1962’de resmen başlamıştır. Ablukanın başlaması ile Küba’ya yönelik seyreden 25 SSCB gemisinden 12’sinin geri döndüğü görülmüş, bu vaziyet Albay Penkovsky’nin vermiş olduğu bilgileri doğru çıkarmıştır. Çünkü mevzu bahis deniz ablukası Sovyetler açısından bir kırılma noktası olmuş ve SSCB tarafı geri adım atarak Amerikan yönetiminin elini güçlendirmiştir. Tarafların, Küba açıklarında, uluslararası sularda karşı karşıya gelmesi (ABD deniz ablukası ve SSCB’ye ait 25 geminin Küba’ya doğru seyri) nedeniyle BM devreye girmiş ve BMGK toplanmıştır. Bu toplantıda, ABD’nin BM nezdindeki temsilcisi, SSCB’nin BM nezdindeki temsilcisinden, Sovyetlerin Küba’ya orta menzilli füze yerleştirip yerleştirmedikleri sorusuna evet ya da hayır cevabı vermesini istemiş: Sovyet temsilcisi ise cevap vermeyi reddetmiştir. Sovyet temsilcisinin bu hareketi karşısında eli daha da güçlenen Amerikan temsilcisi Sovyetlerin Küba’ya yaptıklarını net bir şekilde ortaya koyan fotoğraf ve diğer belgeleri açıklamıştır. Yaşanan bu sürecin etkisinde BM Genel Sekreteri tarafından taraflara çağrıda bulunularak Sovyet yönetiminden Küba’ya yönelik silah sevkiyatının durdurulması, Amerikan yönetiminden ise deniz ablukasına son verilmesi istenmiştir. Bu çağrıya Sovyet yönetimi olumlu cevap verirken, Amerikan yönetimi Küba’daki silahların sökülüp götürülmeden deniz ablukasının kaldırılmayacağını ifade etmiştir. [7]

Tüm bunlar devam ederken başka bir gelişme yaşanmıştır. Washington’da SSCB Büyükelçiliği’nde danışman olarak görev yapan Formin ile Amerikalı televizyon muhabiri Seali bir öğlen yemeğinde buluşmuşlardır. Bu buluşmada, Formin tarafından, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması ve Küba’yı işgal etmeyeceğini resmen açıklaması karşılığında, SSCB’nin füzeleri Küba’dan çekebileceği önerisinde bulunulmuştur. Seali, bu öneriyi ABD yönetimine aktarmış ve ABD yönetimi de, ABD’nin bu öneriye ilgi duyduğunu karşı tarafa söyleme konusunda televizyon muhabiri Seali’yi yetkilendirmiştir. Bu dolaylı görüşme trafiği devam ederken, bir başka ilginç gelişme yaşanmış: ABD Dışişleri Bakanlığı’na Khruschev’den, Formin’in önerisini konu edinen ve başka yeni koşul içermeyen özel bir mektup gelmiştir. Ancak, bu ilk mektubun yazılmasından hemen sonra aynı konuda yazılmış, fakat birinciye göre daha sert ve saldırgan bir üslupla kaleme alınmış, ikinci bir mektup daha ABD Dışişleri Bakanlığı’na gelmiştir. Resmi kanallardan gelen bu ikinci mektup da Khruschev’e aittir. Mektuplarda, Küba’daki Sovyet füzelerinin karşılığında, ABD’den Türkiye’deki füzeleri geri çekmesi istenmiştir.[8]

27 Ekim 1962’de iki önemli gelişme meydana gelmiştir. Bunlardan ilki, Küba üzerinde seyir halindeyken fark edilen ABD’ye ait U-2 keşif uçağının, Sovyet füzeleri tarafından vurulup düşürülmesidir. ABD olay üzerine, benzeri uçuşların devam edeceğini belirtmiştir ayrıca Hava Kuvvetlerini göreve çağırmıştır. İkincisi ise Sovyet hava sahasında fark edilip düşürülmeyen bir başka U-2 keşif uçağıdır. Sovyetler önlem almakla yetinmiştir. Bu gelişmeler ve tarafların beyanları artık krizin sonlanmaya yaklaştığını göstermiştir.

küba2.png

28 Ekim 1962 tarihinde tarafların bir anlaşmaya vardıkları kamuoyuna açıklanmıştır. SSCB yönetimi, füze rampalarındaki çalışmaların durdurulması, malzeme ve teçhizatın sökülmesi, füzelerin SSCB’ye geri götürülmesi talimatını vermiş ve bu konuda ABD tarafını bilgilendirmiştir. Mevzu bahis sökme işlemi BM’nin nezaretinde gerçekleşmiş ve sökülen malzemelerin götürüldüğü gemilerin üzeri açık bırakılarak havadan fotoğraflanma yoluyla denetlenmiştir. Kasım 1962’de Sovyet füzelerinin Küba’dan götürülme işlemi tamamlanmıştır.[9]

Bu arada yapılan müzakerelerde pazarlık unsuru olarak Türkiye’deki ABD füzelerinin kaldırılma şartı ortaya atılmıştır. Başkan Kennedy, askeri olarak elde ettiği hamle üstünlüğünü diplomaside de zekice sürdürmüştür. Her ne kadar yapılan gizli anlaşmalarda Türkiye’deki füzelerin de söküleceği maddesi yer alsa da bu madde ifşa edilmemiştir. Böylelikle tarih bu hadiseyi Khrushchev’in başarısızlığı olarak kaydetmiştir. ABD de bir süre sonra tek taraflı bir karar ile Türkiye’deki füzeleri sökmüştür. Netice olarak, Khrushchev ülkesinde serüvenci olarak suçlanmış ve kısa bir süre sonra da iktidardan uzaklaşmak mecburiyetinde kalmıştır.

SOĞUK SAVAŞA ETKİLERİ

Küba füzeleri buhranı yalnızca ABD ve Sovyetler adına değil tüm dünya için büyük bir sınav ve çıkarılacak birçok dersin olduğu bir olay olarak tarihe kazınmıştır. Dünyayı savaşın eşiğine getiren olaydan dolayı bu krizin hem korkutucu hem de öğretici olduğu anlaşılmıştır. Bütün dünyanın kaderinin yalnızca iki kişinin elinin altında olduğunu bilmek yeterince çaresiz ve ürpertici bir gelişme olarak hafızalara kazınmıştır. Nükleer savaşın eşiğine gelinmesi kutup liderlerinin nasıl bir sınırda olduklarını bilmelerini sağlamış ve yumuşamanın gerekliliğini göstermiştir. [10]

Bu kriz doğal olarak Soğuk Savaş’a etki etmiştir. Bu olaydan sonra iki ülke birbirine karşı daha dikkatli davranmışlardır. Acil durumlarda başkanların doğrudan iletişim kurabilecekleri, yanlış anlaşılmaların ve anlaşmazlıkların önüne geçebilmelerini sağlayacak olan Kırmızı Telefon Anlaşması olarak bilinen Doğrudan Haberleşme Anlaşması imzalanmıştır.

Bu anlaşma yumuşama yönünde atılan ilk adımlardan birisi olmuştur. Yumuşama faaliyetleri için yapılan bir diğer çalışma ise daha geniş kapsamlı olup ülkelerin nükleer silahlarını ilgilendirmektedir. ABD ve Sovyetler Birliği Küba Krizi’nin korkutucu etkisiyle yüzleşmelerinin ardından İngiltere’nin de katılımı ile 5 Ağustos 1963 tarihinde Moskova’da Nükleer Denemelerin Kısmi Yasaklanması Anlaşması imzalanmıştır.[11] Bu nükleer silah denemelerinin kısıtlanması konusunda büyük bir adım olmuştur.

Bu anlaşmanın temeli 1955’te Sovyetlerin yaptığı teklife dayanır ve o zamandan beri süren çalışmalar sonuçlanmıştır. Anlaşmaya göre taraflar su altında, atmosferde ve uzayda silah denemesi yapamayacak ve bunu gerçekleştirenlere yardım edemeyeceklerdi.[12]

Krizin bir diğer sonucunda ise iki kutup içinde de ciddi hareketlenmeler olmuştur. Batı Bloğu içinde bulunan Türkiye bu krizden etkilenen ülkeler arasındadır. Çünkü ABD, Türkiye’de bulunan Jüpiter füzelerinin kaldırılması için Sovyetler Birliği ile pazarlık etmiştir. Buna Türkiye kesin olarak karşı çıkmıştır. Jüpiter füzeleri olası bir Sovyet işgali karşısında Türkiye’nin elindeki bir kozdur. Bu pazarlığın dünya kamuoyunca bilinmesi özellikle müttefiklerince duyulması ABD’ye önemli ölçüde prestij kaybettirebilir, ABD’nin Sovyetler karşısında zafiyet göstermesi şeklinde yorumlanabilirdi. Bu nedenle de bu pazarlıktan, Kennedy yönetiminde, krizi yöneten gruptan bile sadece çok az sayıda kişi haberdar olmuştur.[13] Bu füzelerin çekilmesi ABD’nin Türkiye’ye sırt çevirdiği ya da Türkiye’nin bir müttefik olarak önemini yitirdiği şeklinde yorumlanabilirdi ki, bu da, ülkede gücünü pekiştirmek isteyen askeri yönetim için pek istenecek bir şey değildir. Türkiye, krizin ortaya çıkmasıyla kendinden millerce ötede olan bunalıma taraf olmuştur. Taraf olmakla kalmayıp hedef haline geliyordur.[14]

Kriz patlak verdiğinde, krize ilişkin askeri çözümler üretildiğinde gerek SSCB gerek ABD Türkiye’yi Jüpiterler itibariyle ilk hedeflerden biri olarak belirlemişlerdir.

Türkiye öncelikli hedeflerden biri olmakla kalmıyor, bir ilk saldırı durumuyla karşılaştığında arkasında otomatik bir ABD desteği bulamayacağı da yine bu krizde çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyordur. Yani NATO müttefiki olmanın Türkiye’nin güvenliğini garantilemediği açıkça ortaya çıkıyordur. 27 Ekim tarihli krizden sorumlu Yürütme Kurulu toplantısının tutanaklarından anlaşılıyor ki eğer Sovyetler ilk hedef olarak Jüpiterleri vurursalar ABD’nin buna otomatik bir şekilde tepki vermesi söz konusu değildi. Belki de çalışmanın bu saldırıyla sınırlı kalması için tepki göstermeyebilecekti.[15]

küba.jpg

Bu durumda anlaşılıyor ki, Türkiye bu füzelerle güvenliğini artırmak bir yana büyük güvenlik riskleri de almış oluyordur. Diğer yandan Türkiye bu füzeleri ülkesine kabul ederken bunu güçlü Türk-ABD ilişkilerinin bir sembolü olarak düşünüyordu, oysaki, aynı füzeler yüzünden gizli bir ABD-SSCB pazarlığı gündeme gelecek, bu da, Türk-ABD ittifakının güvenini sarsacaktır. Küba’daki füzelerin kaldırılmasından sonra Türkiye’deki Jüpiter füzeleri kaldırılmıştır. Füzelerin kaldırılması Türkiye tarafında bir güvensizlik oluşturmuştur.

Doğu Bloğunda ise Sovyet-Çin anlaşmazlığı başlamıştır. Çin, Sovyetler Birliği’ni maceracılıkla suçlarken Sovyetler Birliği ise Çin’i davaya ihanet etmekle suçlamıştır.[16] Sovyetlerin kutup liderliği sorgulanmış ve Khrushchev devrilmiştir. Kutup liderliğinin sorgulanması iki taraf için de geçerli olmuştur. Çünkü krizde işin içine ulusal çıkar girmiştir. Örneğin Fransa Küba Krizi’nden gerekli dersleri çıkarmış ve ABD ile ilişkilerini yavaşlatma yoluna gitmiştir. Fransa’ya göre ABD, ulusal çıkarları söz konusu olduğunda en sert ve fevri kararları alacak kapasitede olduğunu göstermiştir. Bu bakımdan kendi yolunu çizmeye karar veren De Gaulle nükleer gücünü geliştirmeye odaklanmıştır. Fransa’ya ek olarak kriz boyunca ABD’yi destekleyen NATO üyesi batılı ülkeler de ulusal çıkarları hususunda ABD’nin kimseye danışmadan hareket ettiklerini anlamışlardır. Krizin galibi olarak lanse edilen ABD ise dünya kamuoyunda prestijini ve en güçlü ülke imajını güçlendirmiştir. Sovyetlerin Küba planı düşünülmeden uygulandığı için ABD’nin tacizlerine karşılık verememiştir. Bu olay sonrası Amerika’da Soğuk Savaş’ta ortaya çıkan antikomünizm çılgınlığı büyük propaganda malzemesi haline gelmiş ve diğer ülkelerde birçok sol rejim ABD ve CIA tarafından demokrasi bahanesiyle darbelerle yerinden edilmiştir. [17]

Füze krizinin Soğuk Savaşa etkilerini özet geçecek olursak:

1. Ekim Füzeleri bunalımı, biraz da çelişkili olarak, soğuk savaşın doruk noktasına vardığı bir dönemde “yumuşama” ve “görüşme” havası yaratmıştır. Nükleer savaşın eşiğine gelindiğini anlayan taraflar, bu bunalımdan sonra daha temkinli olacaklardır. (Örneğin ABD, Türkiye’deki Jüpiter füzelerini tek taraflı bir kararla sökmeye başlamıştır.)
2. NATO üyeleri, daha doğrusu NATO’nun Avrupa kanadı, böyle büyük bir bunalımda (kendilerini de tehlikeye atan bir durum olsa dahi) görüşlerinin alınmayacağını, ABD’nin tek başına hareket edeceğini anlamışlardır.
3. SSCB’de Khrushchev serüvencilik suçlamasıyla iktidardan düşürülmüştür.
4. Ekim Füzeleri bunalımı, o dönemki iki kutuplu dünya düzeninde, blokları oluşturan devler arasındaki ilişkileri de etkilemiştir. Doğu Bloğu içinde Çin-Sovyet anlaşmazlığı açığa çıkmış, Pekin, Moskova’yı “devrimci davaya ihanetle” suçlamıştır. Moskova ise Pekin’i serüvencilikle itham etmiştir. Batı Bloğunda Fransa iki süper devlet arasında denge kuracak bir “Batı Avrupa Koalisyonu” girişimi başlatmış ve ABD ile ilişkilerini gevşetme yönünde önemli adımlar atarak kendi nükleer programını başlatmıştır.
5.ABD ve SSCB tarafından Ekim Füzeleri bunalımından sonra nükleer silahların yayılmasını önlemek için Moskova’da 5 Temmuz 1963’te “Nükleer Silah Denemelerinin Kısmi Yasaklanması Anlaşması” imzalanmıştır. (Bu anlaşma atmosferde, uzayda ve denizaltında nükleer denemeleri yasaklıyor ancak toprak altındaki nükleer denemelere izin veriyordu.)
6.Ekim Füzeleri bunalımı, bölgesel bir çatışmada geleneksel (klasik) silahların önemini artırmıştır.
7.Herhangi bir bunalım sırasında Washington ve Moskova arasında doğrudan bir haberleşme hattının kurulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. İki başkent arasında anında haberleşmeyi sağlayacak telefon hattı (hotline) kurulmuştur.

 

Küba Füze Krizi dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirmiştir, bundan dolayı bu krizi incelerken Dehşet Dengesi* kavramı üzerinde durulmalıdır.

Dehşet Dengesi (Balance of Teror) ve İlk Vuruş Yeteneği

Soğuk savaş döneminin bir kavramı olarak “dehşet dengesi”[18], sahip oldukları nükleer silahların bir kez kullanılmaya başlandığında dünyayı defalarca patlatacak güce ulaşması nedeniyle süper güçler arasında nükleer bir savaşın olanaksızlığını ifade etmek için kullanılıyordu.

ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki dehşet dengesi, çok çeşitli imha silahları ve bunları taşıyacak füze sistemlerine sahip iki taraftan birinin ilk saldırısına, ötekinin vereceği yanıtın önlenemeyeceği anlayışı üzerine yatmaktadır. Ani bir saldırıda karşı tarafın çok iyi şekilde gizlenmiş olan nükleer silah kapasitesinin tam anlamıyla yok edilemeyeceğinin bilinmesi dehşet dengesinin yarattığı yıldırıyı arttırmaktadır. Dehşet dengesi bir yandan nükleer bir savaşı önlerken, diğer yandan da nükleer silahlanma yarışına yol açmıştır. İlk vuruş yeteneğiyle karşı tarafın tüm nükleer silahlarını imha edebilmek için, karşı tarafınkinden daha fazla sayıda nükleer silah üretmek gerekmiştir.

Dehşet Dengesi’nin varlığı Soğuk Savaş döneminde iki blok arasında bir topyekûn savaşı önlemişse de(Küba Füze Krizinde olduğu gibi), Kore ve Vietnam Savaşları gibi “sınırlı savaşlar” devam etmiştir. Dehşet Dengesi, “Karşılıklı Mahvolma” (Mutually Assured Destruction) olarak da anılır.[19]

Nükleer silahlanma ve dehşet dengesiyle alakalı bazı tarihler ve rakamlar:

Nükleer bomba ve savaş başlıkları

“1945 —> ABD (2), SSCB (0)
1950 —> ABD (450), SSCB (0)
1955 —> ABD (4750), SSCB (20)
1960 —> ABD (6068), SSCB (300)
1965 —> ABD (5550), SSCB (600)
1970 —> ABD (4000), SSCB (1800)
1975 —> ABD (8500), SSCB (2800)
1980 —> ABD (10100), SSCB (6000)
1985 —> ABD (11200), SSCB (9900)
1990 —> SSCB (10999), ABD (9680)”
[20]

Nükleer silahların verecekleri fiziksel zararlardan çok diplomatik pazarda oynayacakları rol önemlidir. Esasında “Dehşet Dengesi” kavramı bu mantık çerçevesi içinde vücut bulmaktadır. Nükleer silahların caydırıcı özellikleri askerî özelliklerinden fazladır. Zaman içinde nükleer stratejinin temel işlevi savaşa başvurmadan savaşı önlemek, bir tehdit aracı oluşturmak olmuştur. Bir başka ifadeyle nükleer silahların caydırıcılığı kullanımından daha önemli bir politik araç haline gelmiştir.

Zamanla nükleer silahlara ilişkin teknik bilgilerin artmasıyla dünyada devletler nükleer güce sahip olan ve olmayan devletler olarak ikiye ayrılmıştır. 1960’lara gelindiğinde ABD ve Sovyetler Birliği’nin stokları yüksek seviyelere ulaşmış ve bu seviyeye teknik olarak bir isim verilmiştir: “Dehşet Dengesi”.

Soğuk Savaş’ın en gergin olaylarından biri olan Küba Füze Krizi sırasında Dehşet Dengesi’nin önemi ortaya çıkmıştır. 1960’larda iki tarafında elinde dünyayı bir felakete sürüklemeye yetecek kadar nükleer silah vardır. Küba Füze Krizi bir nükleer savaş çıkmasına yol açacaktır ama Dehşet Dengesi sayesinde bu savaş çıkmamıştır. Çünkü eğer birinci vuruş ile karşı tarafın ikinci vuruş gücü tümüyle yok edilemez ise, saldıran tarafın kentlerini vurarak misilleme yapma olanağına sahip olacaktır. Bu ise, saldıran tarafı, bu riski göze alamamak dolayısıyla saldırıdan caydıracaktır.

SONUÇ

Küba Füze Krizi ABD’nin Türkiye’ye, SSCB’nin de Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlamış ardından ABD’yi ve SSCB’yi direkt olarak karşı karşıya getirmiştir. İki tarafta çeşitli politikalar izlemiştir. ABD yönetiminin izlemiş olduğu politikalar uluslararası siyasette önü açmıştır. Kriz öncesinde SSCB ve lideri N. Khrushchev iken, kriz sonunda konumlar tersine dönmüş ve ABD ve Başkan Kennedy’nin prestiji artmıştır. ABD yönetimi Soğuk Savaş sürecinin en önemli olaylarından biri olan Küba Krizi’nde rasyonel hareket ederek SSCB ile olan süper güç olma yarışında rakibine büyük darbe vurmuştur. Kendi devlet bekası ve daha da güçlenmek adına amaçladığı süper güç olma imajına ise büyük katkı sağlamıştır. [21]

13 günlük bu krizde dünya felaketin eşiğinden dönmüştür. İki kutup lideri ilk kez bu kadar net bir şekilde karşı karşıya gelmiş ve sıcak çatışmaya ilk kez Küba Füze Krizi’nde bu kadar yaklaşılmıştır. Bu kriz diplomasinin önemini çok net bir şekilde ortaya koymuştur.

DİPNOTLAR

[1] Soğuk Savaş, iki süper güç olan ABD önderliğinde Batı Blok’u ile Sovyetler Birliği’nin önderliğinde Doğu Blok’u ülkeleri arasında 1947’den 1991’e kadar devam etmiş olan uluslararası siyasi ve askeri gerginliktir.

[2] Haydar Çakmak, Türk Dış Politikasında 41 Kriz, Birinci Basım, Ankara, Kripto Basım Yayım Dağıtım, 2012, s.95

[3] https://www.academia.edu/30172199/1962_K%C3%BCba_F%C3%BCze_Krizi.doc

[4] Özkan Koçak, ‘Küba Füze Krizi’, İstanbul: TC İstanbul Medeniyet Üniversitesi Yayınları Haziran 2013, ss.5

[5] Pehlivanoğlu, op. cit., s.88

[6] http://www.americanrhetoric.com/speeches/jfkcubanmissilecrisis.html, (e.t.16.05.2014)

[7] https://www.academia.edu/30172199/1962_K%C3%BCba_F%C3%BCze_Krizi.doc

[8] Yavuz Turan, Satılık Müttefik: Gizli Belgeler Işığında 1962 Küba Füze Krizi ve Türkiye, Birinci Baskı, İstanbul, Doğan Kitapçılık A.Ş. , 1999, s.117

[9] Metin Öztürk, Dış Politikada Kriz Yönetimi, İkinci Basım, Ankara, Odak Yayınevi, s.89

[10] Armaoğlu, op. cit. , s. 165.

[11] http://www.state.gov/t/isn/4785.htm, (e.t.19.05.2014).

[12]http://www.msb.gov.tr/asad/AskeriMevzuat/Uluslararasi_Antlasmalar/Silahli_Catisma_Hukuku/SCH19.html,(e.t.25.05.2014).

[13] http://www.politics.ankara.edu.tr/dergi/pdf/52/1/41_aysegul_sever.pdf

[14] A.g.e

[15] Doc.49: Transcript of the Executive Committee meeting. October 27. 1962. Chang and Kornbluh. ANatlonal Security Archive Documents Reader. s.214; A Marc Trachtenberg. ‘Commentary: New Light on the Cuban Missile Crisis?’, Dlplomatlc HIstor~ Vo1.14. 1990. s.243 .

[16] Armaoğlu, op. cit. , s. 601.

[17] Sander, Türk-Amerikan İlişkileri: (1947-1964) , op. cit., s.219.

[18] Dehşet Dengesi, Terör Dengesi ya da Karşılıklı Mahvolma politikası, Nükleer güce sahip devletler arasında olası bir nükleer savaşta ortaya çıkacak topluca yok olma korkusu doğrultusunda doğan denge.

[19]  www.gorgoda.com/dehset-dengesi-balance-of-terror.html

[20] Faruk Sönmezoğlu, “Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi”, Filiz Kitabevi, 1989, s.274-275.

[21] https://www.academia.edu/30172199/1962_K%C3%BCba_F%C3%BCze_Krizi.doc

 

KAYNAKÇA

ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995 ) İstanbul, Timaş Yayınları, 2013

ÇAKMAK, Haydar, Türk Dış Politikasında 41 Kriz, Birinci Basım, Kripto Basım Yayım Dağıtım, Ankara,  2012

KOÇAK, Özkan, ‘Küba Füze Krizi’ , TC İstanbul Medeniyet Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Haziran 2013

ÖZTÜRK, Metin, Dış Politikada Kriz Yönetimi, Odak Yayınevi, İstanbul, 2000

SANDER, Oral, Türk Amerikan İlişkileri, İmge Kitabevi, İstanbul 2016

TURAN, Yavuz, Satılık Müttefik: Gizli Belgeler Işığında 1962 Küba Füze Krizi ve Türkiye, Doğan Kitapçılık A.Ş. , Birinci Baskı, İstanbul, 1999

İNTERNET KAYNAKLARI

https://www.academia.edu

http://www.americanrhetoric.com/speeches/jfkcubanmissilecrisis.html

http://www.state.gov/t/isn/4785.htm

http://www.msb.gov.tr

http://www.politics.ankara.edu.tr

http://www.gorgoda.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s