Mücahit UYANIK yazdı: “Talat Aydemir Darbe Girişimleri ve Talat Aydemir Darbe Girişimlerinin Uluslararası İlişkilerdeki Yansımaları”

GİRİŞ

Türkiye’de silahlı kuvvetler içinde her zaman ihtilal yapmaya hevesli olan ya da buna gerek olduğunu düşünen kişiler olmuştur. Türkiye’nin bu doksan dört yıllık çalkantılı demokrasi tarihine iki darbe, üç muhtıra ve bir post modern darbe sığmıştır. Ancak bu kadar müdahaleye rağmen başarısız girişimlerde olmuştur. Bunlardan sonuncusu 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimidir. Türk insanının, emniyet güçlerinin ve ordunun geri kalanının verdiği büyük mücadeleyle bastırılan bu girişim Türkiye’deki ilk başarısız darbe girişimi değildir. Daha önce de Albay Talat Aydemir tarafından iki kez darbe girişiminde bulunulmuş fakat muvaffak olunamamıştır. Bu makalenin amacı Albay Talat Aydemir’in darbe girişimlerini ve bu girişimlerin uluslararası ilişkilerde ki yansımalarını incelemektir. Önce 27 Mayıs İhtilali ve 22 Şubat 1962 Kalkışması sonra 21 Mayıs 1963 kalkışması ayrı bölümler halinde incelenecektir. Son olarak bu girişimlerin uluslararası ilişkilerdeki etkileri tartışılacaktır.

İhtilal Sonrası Türk Siyaseti ve 22 Şubat 1962 Kalkışması

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi’nden sonra ordu içinde sular bir türlü durulmamıştır. Ordunun belkemiğini oluşturan orta rütbedeki subaylar tarafından kurulan Milli Birlik Komitesi’nin içinde iki farklı grup oluşmuştur.[1] Çoğunluğu oluşturan; CHP’nin etkisi altındaki birinci grup, “işleri düzelttikten sonra” iktidarı sivillere bırakmayı amaçlıyordu. Askeri müdahaleyi kalıcı kılmak isteyen ikinci grup ise, devleti ve toplumu ihtilale göre düzenlemeyi amaçlıyordu.[2]

Milli Birlik Komitesi’nin ikiye ayrılması, bazı genç subayları rahatsız etmiştir.[3] Orgeneral Cemal Gürsel’in başkanlığında yapılan Milli Birlik Komitesi’nin 1960 Ekimde gerçekleştirilen toplantısında Ahmet Er, başkanlığa komite üyelerinin birbirinden şüphe ettiklerini ve bu nedenle rahat çalışamadıklarını içeren bir önerge vermiş ve bu rahatsızlığı gündeme getirmiştir. Ancak Gürsel bu önergeyi üyeleri birbirine düşürecek nitelikte bulduğundan oturumu kapatmıştır.[4] Gürsel’in bu tavrına rağmen MBK içinde bulunan güvensizlik ve birbirinden endişe etme durumu artmıştır. Bunun üzerine 13 Kasım 1960 tarihinde ikinci grup adı verilen 14 üye yurtdışında başka görevlere atanmak suretiyle ordudan tasfiye edildi.[5]

Ordu kademesine bakılmaksızın yapılan bu tasfiyeler iki temel ögeyi ön plana çıkarmıştır; ordudaki kademe düzensizliği ve normalleşememe sorunu. Daha sonraları 14’lerin tasfiyesiyle iyice rahatlayan MBK, bu seferde 14’leri dışardan destekleyen Talat Aydemir ve Dündar Seyhan’ın yurda dönmesi üzerine teyakkuza geçmiştir. Bu durum Talat Aydemir ve Dündar Seyhan’ın ordu içerisinde rol çalması anlamına geliyordu.[6]

Yeni MBK içinde anlaşmazlıklar çıkınca, bazı üyelerin kendilerine destek araması Talat Aydemir’in daha da önem kazanmasını sağladı. Aydemir’in Harp Okulu’nun başında bulunması da kendisine avantaj sağlıyordu.[7] Bu gelişmeler MBK içerisinde bulunan grupların daha niteliksel bir hal almasına zemin hazırladı. Silahlı Kuvvetler Birliği adı altında birleşen bu gruplar, tasfiye sırasının kendilerine gelmeden Devlet Başkanı Cemal Gürsel’den bazı isteklerde bulundular. Bu isteklere göre; İrfan Tansel Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na atanacak, MBK yanlısı Orgeneral Celal Alkaç ve Koramiral Zeki Özek emekliye sevk edilecek, Celal Madanoğlu sıkıyönetim komutanlığından alınacak, tayin ve atamalara MBK karışmayacaktı.[8] Gürsel, emir komuta zincirine uymamasına rağmen bu isteklere boyun eğmek zorunda kaldı. İrfan Tansel Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na atandığı gibi Celal Madanoğlu da görevden alındı.[9]

Silahlı kuvvetler içinde gerilim devam ederken, uzunca bir süreden sonra seçim atmosferine giren Türkiye’de özellikle merkez sağ kanattan -Adalet Partisi- yürütülen kampanyalar ordu içinde bulunan grupların rahatsızlığının daha da artmasına sebep olmuştur. Zira bu kampanyalar 27 Mayıs karşıtlığı üzerinden şekillenmişti.[10] Bu tutum hem MBK’yi hem Silahlı Kuvvetler Birliği’ni rahatsız etmiştir. CHP çizgisi dışındaki üç parti Menderes taraftarlığını gizleme gereği duymamış ve iktidara gelmeleri halinde, MBK’den hesap soracakları izlenimi yaratmışlardı.[11] Bu gidişatı engellemeye çalışan MBK, hazırlamış olduğu “Milli Deklarasyonu” seçime katılacak olan partilerin kabul etmesini istemiştir. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi dışındaki tüm partiler kabul ettikleri bu deklarasyon ile “Demokrat Parti Zihniyetini” diriltmemeyi, bir bütün olarak Atatürk devrimlerini korumayı ve Yassıada Mahkemeleri’nin sonuçlarını etkileyecek beyanlarda bulunmamayı kabul etmiştir.[12]

15 Ekim 1961 seçimleri Adalet Partisi ve CHP’nin birbirine yakın oy almaları ve ikisinin de hükümet kuramamalarıyla sonuçlanınca, ordu tarafından 27 Mayıs ilkelerinin korunması gerektiği yönünde bir inanç doğmuş ve bunun doğal uzantısı olarak eylemde bulunma gereği duyulmuştur.[13]

Talat Aydemir’e göre, seçimler sonunda ulusal irade tam olarak gerçekleşmemiş ve bu durum silahlı kuvvetler içinde fikir ayrılığına sebep olmuştur.[14] Bu görüş üst düzey komutanlar tarafından da benimsenmiştir. 21 Ekim 1961’de İstanbul Harp Akademilerinde 10 General, 27 Albay ve 1 Yarbay toplanarak “21 Ekim Protokolü” denilen belgeyi kabul ederek imzalamışlardır.

_20170502_054611.jpg

Bu protokole göre;

1-Türk Silahlı Kuvvetleri, 15 Ekim 1961 seçimlerinden sonra gelecek yeni TBMM toplanmadan önce duruma fiilen müdahale edecektir.

2-İktidarı milletin hakiki ve ehliyetli mümessillerine tevdi edecektir.

3-Bütün siyasi partiler faaliyetinden men edilecek, seçim sonuçları ile MBK feshedilecektir.

4-Bu kararın uygulanması 25 Ekim 1961’den sonra ki bir süreye ertelenmeyecektir.[15]

Bu protokolden sonra dört siyasi partinin liderleri, şartları görüşmek için 23 Ekim gecesi toplanmışlardır. 24 Ekim sabahı ise Çankaya’da, Devlet ve Hükümet Başkanı Cemal Gürsel’in başkanlığında yeni bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda “Çankaya Protokolü” denilen belge imzalanmıştır. Silahlı Kuvvetler Birliği’nin hazırladığı bu protokole göre; 27 Mayıs İhtilali’ni meşru kabul ettiklerini ve ona sadık kalacaklarını, silahlı kuvvetlere bağlılıklarını, yıkıcı faaliyetlerden uzak durarak Türkiye’nin esenliği için çalışacaklarını ve Gürsel’in cumhurbaşkanı olmasını onayladıklarını kabul etmişlerdir.[16] Bu gelişmeler ışığında, Cemal Gürsel 26 Ekim 1961 tarihli TBMM oturumunda Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Ardından Gürsel, hükümeti kurma görevini İsmet İnönü’ye vermiştir. Nihayet, 20 Kasım 1961 tarihinde verilen karşılıklı tavizler sonucu AP-CHP koalisyon hükümeti kurulmuştur.

Talat Aydemir ise, kurulmuş olan hükümetin, demokratik temayüle göre oluşmadığını, İnönü’nün Atatürk ilkelerini hiçe saydığını ve bu yüzden de ordunun siyasetten elini çekmesinin sakıncalı olduğunu belirterek çalışmalara başlamıştır. Aydemir bu amaç için ilk olarak Orhan Erkanlı ile görüşmüştür.[17] Orhan Erkanlı’ya ordu içerisinde darbe yapılmasını isteyen büyük bir çoğunluğun olduğunu belirtmiştir.

Bu şartlar altında 1962 yılına girilirken Talat Aydemir öncülüğünde darbe planı yapan grupların olduğu açıkça gözlenmiştir. Ancak, Genelkurmay bu planlardan haberdar olunca Talat Aydemir, Faruk Gürler ve Dündar Seyhan’a bağlı birliklerin doğu bölgesine tayin edilmesi kararı aldı. Bu kararları öğrenen Aydemir, tayinlerin durdurulmasını ve kendilerine karşı olan kişilerin ordudan tasfiye edilmesini istedi. Fakat Genelkurmay bu atamalardan vazgeçmedi. Bunun üzerine Aydemir, 21 Şubat 1961 sabahı darbe hazırlıklarına başladı. Olayın ciddiyetini anlayan Genelkurmay hemen harekete geçti ve Aydemir’i ikna etmek için bazı komutanları Ankara’ya çağırdı. Komutanların araya girmesiyle Aydemir, bazı isteklerde bulunarak istekleri kabul edilirse hareketten vazgeçeceğini duyurdu. Bu istekler arasında Genelkurmay 2. Başkanı Menduh Tağmaç’ın durumunun gözden geçirilmesi, Mucip Ataklı ve Haydar Tunçkanat hakkında kanuni işlem yapılması da vardı.[18]

_20170502_055015.jpg

Genelkurmay, Talat Aydemir’in bu istekleri karşısında, Aydemir ve arkadaşlarını tasfiye etme yolunu seçti. Ancak bundan haber alan Aydemir, tekrar harekete geçti.[19] Bunun üzerine Genelkurmay da Aydemir’in arkadaşları olan Şükrü İlkin, Selçuk Atahan ve Turgut Alpagut’u tutuklama kararı aldı. Aydemir tüm bu olanlar karşısında, 22 Şubat 1962’de kendisine bağlı Harbiyelilerle birlikte darbe yapmak amacıyla, meclisin etrafını kuşattı. Bu durum Ankara’da paniğe sebep oldu. Olayların büyüdüğünü gören Başbakan İsmet İnönü, Çankaya’ya gelerek, burada Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ve Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay ile bir araya geldi. Köşkte görüşmeler sürerken Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na yeni atanan komutan Cihat Alphan tutuklandı ve alayın emir komutası Aydemir’in kader arkadaşı Süvari Binbaşı Fethi Gürcan’ın eline geçti. Gürcan telefonla Aydemir’i arayarak, köşkte bulunanları tutuklamak için izin istedi.[20]

_20170502_054703.jpg

Aydemir’in verdiği cevap hareketin kaderini büyük ölçüde etkilemiştir: “Benim onlarla bir işim yok. Onları salıverin.” Fethi Gürcan biraz şaşırsa da emrin plan gereği olduğunu düşünerek köşktekilerin çıkmasına izin vermiştir. Bunun üzerine dışarı çıkan İnönü, tecrübelerine dayanarak haklı bir tespitte bulunmuştur: “Talat şimdi kaybetti.”[21] İlerleyen saatlerde Hava Kuvvetleri’ne bağlı jetler Kara Harp Okulu üzerinde alçak uçuş yapmaya başlamış, Çankaya Köşkü’nden ayrılan Gürsel, parti liderleri ve kumandanlar Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gelerek hareketi buradan takip etmeye başlamışlardır.[22]

Hava Kuvvetleri bütün yurtta albaylara karşı alarma geçmiş, Gürsel ve Sunay’ın radyo konuşmalarından sonra üstünlük gitgide hükümet güçlerinin eline geçmeye başlamıştır. Karşılıklı mesajlar gerilimi arttırmış, Aydemir yanlısı birlikler ile hükümet yanlısı güçler arasında savaş ihtimali söz konusu olmuştur.[23]

_20170502_054803

Aydemir ve arkadaşları durum değerlendirmesi yaparken, gece saatlerinde Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen bir heyet yeni bir teklif iletmiştir. Buna göre hükümet, Aydemir’in taleplerini kabul etmemiş fakat girişimden vazgeçip birliklerine dönerlerse hiçbir cezai muameleye maruz kalmayacaklarına dair Genelkurmay Başkanı tarafından teminat verilmiştir.[24] Aydemir, bu teminatın hiçbir hukuki geçerliliği olmadığını söyleyerek Başbakandan yazılı bir teminat istemiştir. Bunun üzerine İnönü’den yazılı olarak şu teminat alınmıştır: “Silahlı kuvvetler başkomutanının emirlerine uymak ve girişilen harekete derhal son vermek şartıyla -şimdiye kadar kan dökülmesine meydan verilmemiş olması göz önünde tutularak- harekete katılanlar hakkında hiçbir cezai takibat yapılmayacağına Hükümet Başkanı olarak söz veriyorum.”[25]

Aydemir bu teminattan sonra emrinde bulunan askerlere yaptığı açıklamada; “Seslerinin duyurulduğunu, Türk askerinin birbirlerine karşı silah kullanmasına alet olmama adına bu hareketten vazgeçildiğini” bildirdi.[26] Böylece 22 Şubat darbe girişimi kan dökülmeden ve Aydemir’in yenilgisiyle son buldu.

Ertesi gün Harp Okulu tatil edilmiş, öğrenciler silahtan arındırılmış ve memleketlerine gönderilerek Ankara dışına çıkarılmışlardır. Talat Aydemir de, başarısız olan bu girişimin ardından aralarında Necip Torumtay’ın da bulunduğu bir grup subay tarafından evinde tutuklanmış, ancak dört gün sonra serbest bırakılarak ordudan emekli edilmiştir. Ayrıca Kurmay Albay Semih Sancar da Harp Okulunun yeni komutanı olarak atanmıştır.[27]

26 Şubat 1962’de Başbakan İsmet İnönü radyodan vatandaşlara hitaben bir konuşma yaparak: “…Harbiyelilerin aldatılarak, memleket idaresinin ele geçirilmek istendiğini”  duyurmuştur.[28] İnönü’nün bu aldatılma ifadelerine karşı, Harbiyeli öğrenciler 28 Şubat 1962 tarihinde İstanbul’da bulunan Taksim Anıtına çelenk bırakarak yanıt vermişlerdir: “Atatürk ve Türk Ulusu! Harbiyeli aldanmaz!”[29]

21 Mayıs 1963 Darbe Girişimi

22 Şubat Darbe Girişiminin etkileri devam ederken, Başbakan İnönü, Aydemir ve arkadaşlarını affetmiş ancak bu olay tekrar ederse devletin acımasız olacağını belirtmişti.[30] Öte yandan hiyerarşinin bozulması ordu içinde rahatsızlıklara sebep olmuştu. 22 Şubatçıların halen TSK içinde faaliyet göstermesi de Genelkurmayı rahatsız ediyordu.

TSK içinde bulunan ve “şahinler” diye nitelendirilen 22 Şubatçılar Silahlı Kuvvetler Birliği’nde liderlik planını ön plana çıkardı. Aydemir konusunda yanılan genç subaylar büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardı. Öte yandan 14’ler içinde de Aydemire karşı Dündar Seyhan’ın başını çektiği grup harekete geçmişti. Bu grup, Aydemir ile darbe yapamayacaklarını açıkladı. Nihayet, Silahlı Kuvvetler Birliği’nde yapılan seçimi Dündar Seyhan’ın desteklediği Emin Arat kazandı.[31] Aydemir sonuçları kendisine komplo kurulduğunu öne sürerek protesto etti. Fethi Gürcan’ında yaptığı konuşmayla Emin Arat liderliği Aydemir’e devretmek zorunda kaldı. Tüm bunlar olurken Genelkurmay ani bir kararla, Silahlı Kuvvetler Birliği’ni destekleyen başta Bandırma Hava Üssü Komutanı Halim Menteş olmak üzere 11 subayı emekliye sevk etti. Tasfiyelerin genelde şahin kanadının etkili olduğu Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan yapılmış olması 22 Şubatçıları tekrar harekete geçirdi.

_20170502_054924.jpg

1962 yılında MBK tarafından tasfiye sürecine dâhil edilen 14’lerin ülkeye geri dönmesi zaten tetikte olan 22 Şubatçıların iştahını daha da kabarttı. Genelkurmay ve hükümet ise bu gelişmeleri yakından takip ediyordu.[32] Talat Aydemir ise hemen 14’lerle ilişki kurdu. Amacı onlardan destek alarak darbe yapmaktı. Bu arada Yön ve Akbaba dergileri de Aydemir’i destekler nitelikte yazılar yayınlamaya başladı.[33] Ayrıca Harp Okulu’nda da Aydemir’in önemli bir etkisi halen bulunuyordu. Tüm bunlar Aydemir’in ordudaki etkisinin hala kırılamadığını gösteriyordu.

Aydemir hazırlıklarını tamamladıktan sonra 31 Mart 1963 gecesi darbe yapılacağını tüm ekibine bildirdi. Haberi alan bazı subaylar, darbe için erken olduğunu, bazı hazırlıkların yapılmasını istedi. Bu hazırlıklar arasında; darbeye teşebbüs edecek kişiler arasında koordinasyonun sağlanması, Hava ve Kara ordusunda görev yapan bazı subayların bu harekete kazandırılması gibi istekler vardı. Aydemir bu subaylara hak vererek, darbe teşebbüsünü ertelediğini arkadaşlarına haber verdi. Ancak Deniz Harp Okulu’nda darbeye katılacak grup, darbenin ertelendiği haberini alamayınca harekete geçti. Durumun farkına varan üst düzey komutanların uyanık davranmaları üzerine bu subaylar tutuklandı. Ancak subayların Aydemir’in bağlantısı olmadığını söylemesi üzerine darbe planı öğrenilemedi.[34]

Bundan sonra 22 Şubatçılar, kendilerine destek sağlamak için yan kuvvetlerle, Lale Apartmanı, I. ve II. Söğütözü, Dikmen Zirve ve Piyer Loti Oteli toplantılarını yapmışlardı. Bu toplantılarda birleşme çabaları boşa çıkınca 22 Şubatçılar kendi çabalarıyla hazırlıklara başlamıştı.[35]

22 Şubatçılar, hızla hazırlık yapıyorlardı. Artık son bir iş kalmıştı o da çengel atmış oldukları muvazzaf subayların isteği olan ordu içinden yüksek rütbeli bir subay idi. Fakat Aydemir liderliği elinden kaçırmak istemiyordu. Bu nedenle ordu içinden lider isteyenlere Üçüncü Ordu Komutanı olarak Korgeneral Refik Tulga gösterilmişti. Ayrıca harekât planında da Üçüncü Ordu, destekleyici kuvvet olarak yer almıştı.[36]

_20170502_054821.jpg

22 Şubatçıların ihtilal yapacağını 14’lerin lideri Alparslan Türkeş, emekli Binbaşı İzzet Köz’den öğrendikten sonra İsmet İnönü’ye haber vermişti.[37] İsmet İnönü’nün Türkeş’in ihbarına karşılık “Olmaz öyle şey!” demesinden üç buçuk saat sonra 23.30’da ihtilal fiilen başlamıştı.[38] 22 Şubatçılar Harp Okulu’na girerek alarm vermişlerdi. Turgut Alpagut, Alay Komutanlığı görevini aldıktan sonra okuldaki nöbetçi subay heyetini tutuklatıp başlarına öğrencilerden bir grup nöbetçi dikerek Harp Okulu’na hâkim olmuşlardı.  Radyo ihtilalciler tarafından ele geçirilip anonsa başlayınca hükümet durumun ciddiliğini anlamış ve tedbirler almaya başlamıştı. Sabaha karşı Genelkurmay Başkanı’nın ültimatomu yayımlandı. Bu ültimatomdan sonra, ihtilalcilerin karargâhı olan Harp Okulu iyice karıştı. Öğrenciler şaşkınlık içindeydi. Hava Kuvvetleri binasına girmek isteyen öğrenciler geri çekilmiş, CMC’lere bindirilerek okula götürülmüştü. Harp Okulu, hükümet kuvvetleri tarafından sarılmıştı. İhtilalci kuvvetler içinde yer alan 229. Piyade Alayı’ndaki bölüklerin komutanları tutuklanınca bu bölükler, Hükümet kuvveti olarak görevlendirilmişlerdi. İhtilal girişiminin başarısız olacağı ihtimali güçlendikçe ihtilali destekleyen birliklerde çözülmeler de artıyordu. Saat 05.30’da Mürted Üssü’nden kalkan iki jet uçağına, ihtilalcilerin mevzilerine ateş açma emri verilmiş ve jetler, Harp Okulu’nun yollarına ateş açmışlardı. Bu sırada Harp Okulu’na doğru ilerleyen Muhafız Alayı’nın ileri hattaki birlikleri jetlerin yaylım ateşi açması sonucu dağılmışlardı. Birliğin başında bulunan Binbaşı Cafer Atilla ile iki er şehit olmuşlardı. İhtilalciler de artık her şeyin bittiğine inanmışlardı.[39]

Olay sonunda Talat Aydemir, Mustafa Pakoba’nın Küçükesat’ta bulunan evine gitmiş; ihtilalin öncülerinden Fethi Gürcan da Batı Almanya Elçiliği’ne sığınmıştı. Gürcan ve Karazeybek elçilik mensuplarından “Siyasi mülteci” olarak kabul edilmelerini istemişlerdi. Fakat bu talepleri reddedilmişti. Talat Aydemir ve diğer sanıklar tutuklanarak Mamak Muharebe Okulu’na götürülmüş ve Mamak’taki taş binanın koğuşlarına yerleştirilmişlerdi.[40]

7 Haziran 1963 tarihinde Aydemir ve arkadaşlarının davası Mamak Muharebe Okulu’nda başladı. Mahkeme, 17 Ağustos 1963 tarihine kadar sürmüş ve 5 Eylül 1963 tarihinde sanıklar hakkındaki kararlara göre: Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Erol Dinçer, Osman Deniz, İlhan Baş, Cevat Kırca ve Ahmet Gücal idama mahkum olurken, 29 sanık müebbet hapis, 75 sanık 3 ay ile 15 sene arasında değişen çeşitli hapis ve ağır hapis cezalarına çarptırılmıştı.[41]

Karar verildikten sonra 24 Haziran 1964’te Fethi Gürcan, 5 Temmuz 1964’te de Talat Aydemir’in idam hükümleri sabaha karşı infaz edilmiştir.

22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 Darbe Girişimlerinin Uluslararası İlişkilerdeki Etkisi

22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 darbe girişimleri, her ne kadar iç meseleler olsa da uluslararası alanda da etkileri olmuştur. Türkiye ekonomisi bu durumlardan olumsuz etkilenmiş ve özellikle ABD’den borç almaya başlamıştır. Öte yandan demokratik sisteme art arda gelen bu müdahale girişimleri, Türkiye’yi dış dünyanın gözünde “geleceği belirsiz ülke” konumuna düşürmüştür. Bu girişimlerden sonra Türkiye uluslararası diplomaside başka ülkelerin yönlendirmelerine açık bir ülke haline gelmiştir. Ordu içindeki hiyerarşinin bozulmasıyla dış tehditlere açık duruma düşen Türkiye kapatılması zor bir güvenlik açığı yaşamıştır.

SONUÇ

Görüldüğü üzere, Talat Aydemir’in darbe girişimleri asıl olarak Atatürk ilkelerinin korunmasına dayandırılmıştır. Bu girişimlerin öncesinde oluşan ortamların ortak özelliği ise; otorite boşluğu ve ordu içinde ki hoşnutsuzluklardır. Giderek artan karmaşa ve gerilim, sonunda bu girişimlerle sonuçlanmış ve daha da içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Bu süreçte TSK ve Türkiye bağlı olduğu ilkelerden birçok kez taviz vermek zorunda kalmıştır. Tüm bu gelişmeler akabinde istikrarsızlık, güvensizlik ve uluslararası diplomasideki muhtaçlık Türkiye’yi uzun yıllar etkisi altına almıştır.

_20170502_054645.jpg

DİPNOTLAR

[1] DEMİR, Yeşim, “Albay Talat Aydemirin Darbe Girişimleri”, ÇITAD, V/12, 2006/Bahar, s.156
[2] İBA, Şaban,” Ordu Devlet Siyaset(27 Mayıs-12 Mart)”, İstanbul, 1998, s.185-186
[3] İSEN, Can Kaya, “22 Şubat-21 Mayıs: Geliyorum Diyen İhtilal”, İstanbul, 1964, s.15
[4] ÖRTÜLÜ, Erdoğan, “Üç İhtilalin Hikâyesi”, Milli Ülkü Yayınları, 5. Basım, Konya, 1979, s.5-7
[5] SERİM, Ekrem, “Türkiye de Anayasa Hukuku Yönünden 27 Mayıs Devriminden Bu Yana Siyasal İktidar Ordu İlişkileri, Ankara, 1974, s.42
[6] İLYAS, Ahmet, “27 Mayıs Askeri Darbesinin Sonuçları ve Orduda Tasfiyeler 1960-1964, s.168-169
[7] DEMİR, A.g.e s.157
[8] AKYAZ, Doğan, “Askeri Müdahalelerin Orduya Etkisi”, İletişim Yayınları, İstanbul, s.157-158
[9] ÖZKAYA, Şükran, “Adım Adım 27 Mayısa”, İleri Yayınları, İstanbul, s.331
[10]BÖRKLÜOĞLU, Levent, “27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi Sonrası Türkiye’de Ordu-Siyaset İlişkisi, Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Sos. Bil. Ens. , s.177
[11]A.g.e s.178
[12] A.g.e s.129
[13] DOĞU, Osman, “27 Mayıs İktidar ve Silahlı Kuvvetler Birliği” , Tarih ve Toplum XII/71, İletişim Yayınları, İstanbul, 1989, s.145
[14]AYDEMİR, Talat, “Talat Aydemirin Hatıraları”, May Matbaa, İstanbul, 1968, s.104
[15] DEMİR, A.g.e s.158
[16] BÖRKLÜÖĞLU, A.g.e s.182
[17] AKYAZ, a.g.e s.199
[18] AYDEMİR, a.g.e s.130-132
[19] DENİZ, Osman, “Parola: Harbiyeli Aldanmaz”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003, s.77
[20] A.g.e s.78
[21] AKYAZ, a.g.e s.204-205
[22] BÖRKLÜOĞLU, a.g.e s.198
[23] A.g.e. s.199
[24] İSEN, a.g.e. s.58
[25] İLYAS, a.g.e. s.171
[26] AKYAZ, a.g.e. s.205
[27] AYDEMİR, a.g.e. s.150-151
[28] A.g.e. s.150
[29] İLYAS, a.g.e. s.171
[30] A.g.e. s.171
[31] A.g.e. s.172
[32] AYDIN, Suavi, “1960’tan Günümüze Türkiye Tarihi”, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014, s.115
[33] İLYAS, a.g.e. s.172
[34]İLYAS, a.g.e. s.172
[35] DEMİR, a.g.e. s.166
[36] Son Havadis, 29 Ekim 1964
[37] Dünya, 27 Temmuz 1963-28 Temmuz 1963
[38] Son Havadis, 29 Ekim 1964
[39] DEMİR, a.g.e. s.167
[40]A.g.e. s.167
[41]İLYAS, a.g.e. s.173

KAYNAKÇA

AKYAZ, Doğan, “Askeri Müdahalelerin Orduya Etkisi”, İletişim Yayınları, İstanbul, 2009

AYDEMİR, Talat, “Talat Aydemirin Hatıraları”, May Matbaa, İstanbul, 1968

AYDIN, Suavi, “1960’tan Günümüze Türkiye Tarihi”, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014

BÖRKLÜOĞLU, Levent, “27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi Sonrası Türkiye’de Ordu-Siyaset İlişkisi(1960-1965)”, Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Sosyal Bil. Ens., 2010

DEMİR, Yeşim, “Albay Talat Aydemirin Darbe Girişimleri”, ÇITAD, V/12, 2006/Bahar

DENİZ, Osman, “Parola: Harbiyeli Aldanmaz”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Kasım 1989

İBA, Şaban, “Ordu Devlet Siyaset”, (27 Mayıs-12 Mart), İstanbul

İLYAS. Ahmet, “27 Mayıs Askeri Darbesinin Sonuçları ve Orduda Tasfiyeler 1960-1964”

İSEN, Can Kaya, “22 Şubat-21 Mayıs: Geliyorum Diyen İhtilal”, İstanbul, 2005

ÖZKAYA, Şükran, “Adım Adım 27 Mayısa”, İleri Yayınları, İstanbul, 2005

ÖRTÜLÜ, Erdoğan,             “Üç İhtilalin Hikâyesi”, Milli Ülkü Yayınları, 5. Baskı, Konya, 1979

SERİM, Ekrem, “Türkiye’de Anayasa Hukuku Yönünden 27 Mayıs Devriminden Bu Yana Siyasal İktidar Ordu İlişkileri”, Ankara, 1974

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s