İlayda ALTINKAYNAK yazdı: “Doğu Almanya Tarihine Kısa Bakış”

A.GİRİŞ

20.yüzyılın en önemli oluşumlarından Doğu Bloğunun parçası olan Doğu Almanya, doğumu, yaşamı ve ölümüyle dünya tarihinde büyük bir yer kaplamaktadır. Bu yazıda, sosyalist devletler içerisinde belki de en konforlusu olan Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin dönemsel konjonktürde oluşum aşamaları, uluslararası sistemdeki etkileri, Berlin Duvarı’nın dikilme sebepleri ve süreci, ADC’nin[1] ekonomik, siyasal ve toplumsal işleyişi ve son olarak r ejimin yıkılıp iki Almanya’nın birleşmesi anlatılmaya çalışılacaktır.

B.POTSDAM KONFERANSI
2. Dünya Savaşı’nın sonunda Almanya’nın teslim olması ile beraber Avrupa’nın durumunu görüşmek amacıyla 17 Temmuz 1945 tarihinde “Üç Büyükler Konferansı” başlatıldı. Bu konferansta Amerika Birleşik Devletleri’ni Truman, İngiltere’yi ilk yarıda Churchill diğer yarıda ise Attlee, Sovyet Rusya’yı da Stalin temsil etti.

     Konferans sırasında Almanya’nın içinde bulunduğu durum karışıktı. Savaş sonrasında ülke dörde bölünmüş, ABD, İngiltere, Sovyetler Birliği ve Fransa tarafından işgale uğramıştı. İşgalden önce ABD başkanı Truman’ın “Almanya, özgürleştirilmek için değil, yenilgiye uğramış bir ülke olduğu için işgal edilecektir.” [2] sözü dikkat çekmiştir.

     Konferansın amaçlarından biri de bölünmüş ve henüz sınırları net bir şekilde belli olmayan Almanya’nın durumunu kararlaştırmaktı.Konferans sonunda Almanya’nın akıbetini etkileyen önemli kararlar alındı. Bunların bazılarını sıralayabiliriz:

  • Almanya’nın kontrolü işgal eden dört ülkenin komutanları tarafından yapılacaktı.
  • Almanya silahsızlandırılacak, askerlerden arındırılacak ve bir daha dünya barışını bozamayacak bir duruma getirilecekti.
  • Savaş suçluları tutuklanacak ve yargılanacaktı.
  • Savaş tazminatı ödenecekti.
  • Demokratik bir düzen kurulacaktı.[3]

Potsdam Konferansı “Üç Büyükler” tarafından yapılan son konferans oldu. Aynı zamanda Üç Büyükler arasındaki anlaşmazlığı güçlendirdi ve dünyanın iki bloğa ayrılmasını sağlayan nedenlerin arasına girdi.

C.ALMANYA’NIN BÖLÜNMESİ VE BATI ALMANYA’NIN OLUŞUMU

2 Aralık 1946 tarihinde “İngiltere ve ABD İşgal Bölgelerinin Birleştirilmesi Anlaşması” imzalandı. Anlaşma yürürlüğe girer girmez Batı Alman Devleti’nin kuruluşuna yönelik somut bir adım olarak ortaya çıktı ve Sovyetler’in hoşnutsuzluğuna yol açtı. ABD ve İngiltere’nin bu hamlesi Sovyetlerin, bölgelerinde gerçekleştirdikleri eylemlerden dolayı kendilerini garantiye alma isteklerinin bir sonucuydu.

1946 ilkbaharında Sovyetler, Doğu Almanya Komünist ve Sosyal Demokrat partilerini birleştirdi, bu birleşim sonucunda ortaya çıkan Sosyalist Birlik Partisi’nin idari yetkilerini ele aldı.[4]almanmoda1

İngiliz ve Alman bölgelerinin birleşiminden sonra resmi bölünmeye giden yol açıldı. Batı Almanya’nın Marshall yardımı alacak ülkelerin arasına girmesi bunu kanıtlar nitelikteydi. Potsdam Anlaşması ihlallerini gören Sovyet Rusya, ABD ve İngiltere ile benzer adımlar atmaya başlayarak diğer ülkelerle para reformuna doğru ilerlerken, o, Batı Berlin’e giden tüm kara yollarını kapatarak cevap verdi. Buna karşılık Batılı güçler batıdan doğuya yük trafiğini durdurarak hava ikmaline başladı. Hava ikmali Batı Berlin’in ekonomik açıdan sarsılmasına neden oldu. Sovyet hükümetinin uzlaşma için götürdüğü bütün teklifler Batılı güçler tarafından reddedildi ve Potsdam Anlaşması bir kere daha hiçe sayılarak Federal Almanya Cumhuriyeti resmi olarak kuruldu.

dogu-almanya-tarihi

D.DOĞU ALMANYA’NIN KURULUŞU

7 Eylül 1949’ta Federal Alman Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Doğu ve Batı’da yaşayan milyonlarca Alman, demokratik bir cumhuriyet kurulması talebiyle Alman Halk Konseyine başvurdu. Tam bir ay sonra, yani 7 Ekim 1949’ta, Alman Halk Konseyi, Alman Demokratik Cumhuriyeti’ni antifaşist, anti militarist, demokratik bir devlet olarak ilan etti. Sosyalizmi yerleştirme olanağı bulan ADC kurulduktan sekiz gün sonra Sovyetler Birliği ile diplomatik ilişkiler kurarak sağlam bir adım attı ve ittifak kurdu.

Sovyetler Birliği’nin, Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya ve Romanya ile ekonomik gelişme, ticaret hacminin artışı gibi amaçlarla 25 Ocak 1949’da kurduğu Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi’ne(COMECON)[5] Şubat 1949’ta Arnavutluk, 1950’de Doğu Almanya, 1962’de Moğolistan, 1972’de Küba, 1978’de Vietnam kabul edildi. Winston Churchill’in deyişiyle “Demir Perde”[6] ülkeleri arasında kurulmuş bu ekonomik birlik Varşova Paktı’nın destekleyici bir koluydu.

COMECON üyesi ülkeler yeryüzündeki demir, kurşun, çinko rezervlerinin %50’sine, doğal gazın %40’ına, manganez rezervinin %80’ine ve daha birçok kaynağa sahipti.[7]

Batı Almanya’nın bazı engelleme girişimlerine rağmen 1952 yılından itibaren ekonomik kalkınmanın hızlanması ile birlikte ADC’de sosyalizm kurulmaya başlanmıştı. Almanya Sosyalist Birlik Partisi(SED)[8]’nin konferansında konuşan ADC Devlet Konseyi başkanı Walter Ulbricht şunları söyledi: “Sosyalizmin temellerinin oluşturulması, ekonomik kalkınma gereksinimleri ve işçi sınıfının ve emekçi halkın çıkarlarıyla örtüşmektedir. Alman halkı, işçi sınıfı önderliğinde sosyalizmin yüce fikirlerini Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde hayata geçirecektir.”[9]

Haziran 1953’te Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler, Doğu Almanya’daki varlıklarını devam ettireceğini gösterdi. ADC’de çıkan ayaklanmalarla çatıştı. Stalin’in baskıcı rejiminden sonra Sovyetlerin içinde çıkan karışıklıklar, Alman meselesini çözülmemiş bir mesele olarak bıraktı.

E.DOĞU ALMANYA’DA İŞÇİ GREVİ, AYAKLANMALAR

1953 yılının Mayıs ayında SED, üretimi artırmak amacı ile ADC hükümetine çalışma kotalarının gözden geçirilmesi ve 1 Haziran 1953’ten itibaren yüzde onluk bir oranda artırılması önerisinde bulundu. Mayıs sonunda toplanan Bakanlar Kurulu SED’in önerisini kabul etti ve artış talimatını verdi. Haziranın başında halkın yaşam standartlarının geliştirilmesi, tüm vatandaşların yasal haklarının güçlendirilmesi için SED, ADC hükümetine önerilerde bulundu. Bu önerilerin arasında önceki aylarda gıdaya yapılan zamların geri çekilmesi, işçilerin yol ücretlerinde indirim yapılması da vardı. ADC Bakanlar Kurulu önerileri onayladı. Bunlara rağmen çalışma kotalarının da geri çekilip çekilmeyeceği üzerine tartışmalar dönüyordu. Kotaların artırılması medya tarafından eleştiriliyordu. SED açıklama yaparak kotaların aynı kalacağını bildirmesiyle beraber inşaat işçileri karşı çıkarak gösterilerde bulundu. Gösterilerin destek gördüğünü gören SED Siyasi Bürosu kotaları geri çektiğini belirten ve halka destek veren bir açıklama yaptı. Açıklama her kesime ulaşamadan ekonomik protestolar, grevler başladı(17 Haziran 1953). Protestolar giderek büyüyor ve rejim karşıtı bir şekle bürünüyordu. Durumun ciddileşmesi ile beraber Sovyetler Birliği devreye girdi ve sıkıyönetim ilan ettiğini, 21.00 ile 05.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini duyurdu. Gösteriler ve toplantılar yasaklandı.

Her ne kadar gösterileri sonlandırmak için kullanılan Sovyet tanklarının yavaş hareket etmesi, göstericilerin uzaklaşması için zaman tanınması ve ateş açıldığında havaya açılmasına dikkat edilse de 17 Haziran gününde 21 kişi öldürüldü. Bazı kaynaklara göre Doğu Almanya’da gösteri yapan göstericilerin en az yarısının Batı Almanya’dan gönderildiği Batılı kaynaklar tarafından kabul edilmiştir.[10]

Bu gösterilerin Sovyet tanklarının müdahalesinden önce bile faydasız olacağı belliydi. Çünkü bu gösteriler temelinde devrim ihtimali ve isteği taşımayan lidersiz protestolardı. Aynı zamanda gösterilerden sonra iktidardaki Ulbricht’in konumunu sağlamlaştırdı ve iki Almanya’nın birleşmesine dair bulunan son umutları da söndürdü.

F. NATO, AET VE VARŞOVA PAKTI

1.Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü(NATO)[11]

Savaştan sonra Batı Avrupa devletleri Sovyetler Birliği’ne karşı gerekli dengeyi kurmak için yeterli güce sahip değildi. Buna karşılık İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İzlanda, Norveç, Danimarka, İtalya, Portekiz, Kanada ve ABD 4 Nisan 1949 günü NATO’yu kurdu.

Antlaşmanın beşinci maddesinde şöyle bir ibare bulunmaktadır. “Taraflar içlerinden birine ya da birkaçına karşı Avrupa’da veya Amerika’da gerçekleşecek bir saldırıyı bütün taraflara yöneltilmiş bir saldırı sayacaklar…”[12]

26 Eylül 1950’de yapılan toplantıda Federal Almanya’nın(Batı Almanya) siyasi olarak NATO’ya katılması görüşüldü ve incelenmesine karar verildi. Örgüt, 1952’de Türkiye ve Yunanistan’ın, 1955’te Federal Almanya’nın katılmasıyla genişledi.

NATO’nun kurulmasında Sovyet yayılmasına set kurma, dengeleme amacı vardı ve Batı Bloğunu ortaya çıkardı.

2. Avrupa Ekonomik Topluluğu(AET)

Batı Avrupa devletleri 1951 yılından itibaren aralarındaki iş birliğini güçlendirmek ve sürdürmek için çeşitli çalışmalarda bulundular. Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Topluluğu[13]; Avrupa Kömür ve Çelik Birliği, Avrupa Atom Enerjisi Birliği’nin birleştirilmesiyle ortaya çıktı.[14] AET’nin başlangıçtaki hedefi altı kurucu üyesi Batı Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg’u ekonomik açıdan birleştirmekti.

BerlinWall-BrandenburgGate.jpg

Kurucu devletler 1957 Roma Antlaşması’nda Avrupa’nın diğer ülkelerine de örgüte katılma çağrısında bulundular. Bu çağrıya cevap olarak 1 Ocak 1973’te İngiltere, İrlanda ve Danimarka, 1 Ocak 1981’de Yunanistan, 1 Ocak 1986’da İspanya ve Portekiz topluluğa katıldı. Aynı zamanda topluluk 12 Eylül 1963’te Türkiye’nin de içinde bulunduğu bazı devletlerle Ortaklık Antlaşmaları yaptı.[15]

3. Varşova Paktı

NATO’nun ortaya çıkışıyla birlikte sosyalist ülkeler(Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Arnavutluk) Varşova’da toplanarak bir Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması imzaladı. En büyük amaçları sosyalizmin getirilerini korumak ve Potsdam Anlaşması ile belirlenen sınırları korumaktı.

Doğu Almanya 1990 yılında Batı Almanya ile birleşmesine kadar paktın üyesiydi. Birleşmeden sonra çekilerek NATO’ya girmiş oldu. Varşova Paktı, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar varlığını sürdürdü.

G. BERLİN DUVARI

1950’lerin sonunda Sovyet-Amerikan çatışması artmaya başladı. Batılı güçler Batı Almanya’daki konumlarından vazgeçmiyorlardı, Sovyetler de Doğu Almanya’daki konumundan vazgeçmiyordu. 1958 yılının Kasım ayında Kruşçev[16] bir ültimatom vererek Batılı güçlerin Berlin’i boşaltmasını istedi. Gerçekleştirilmezse Sovyetler’in Doğu Almanya ile başka bir barış antlaşması imzalayacağını söyledi. Ültimatomun amacı Doğu Almanya’nın resmi olarak tanınmasını sağlamak veya Berlin’in tamamen Doğu Almanya’ya bırakılmasını kabul ettirmekti. Aynı zamanda Doğu Almanya’dan Federal Almanya’ya o dönemlerde çok sık yaşanan beyin göçlerini durdurmak, refah istemi ile Batı’ya giden gençleri engellemek de amaçların arasındaydı.

Sovyetler her ne kadar kendilerine güvense de ültimatomları kabul edilmedi. Buna karşılık Kruşçev öncelikle ılımlı bir yol izlediyse de sonraki yıl tutumu tekrar değişti ve öfkeli bir ruh haline büründü. 1961 yılına gelindiğinde Kruşçev’e ülke içinden ve dışından yapılan baskıların yanı sıra Doğu Almanya’dan Batı’ya kaçan insan sayısının iyice artmasıyla büyüyen soruna çözüm bulunması gerektiği anlaşıldı.[17]

DDR40.png

1961 yılı Ocak ayında Federal Almanya Savaş Başkanı Franz Josef Strauss, Doğu Almanya’ya saldırı hazırlığı yapacak askeri, politik bir komuta kurulmasını emretti. Şubat ayında Doğu Almanya ve Çekoslovakya sınırlarında saldırı provaları yapıldı.[18] 12 Haziran’da yapılan ve ABD’li politikacıların, komutanların katıldığı konferanstan sonra ABD basını Doğu Almanya’ya silahlı bir saldırı hazırlığı olduğunu doğrular nitelikte haber yaptı. Ağustos başına gelindiğinde ABD hava güçleri ve Federal Almanya donanması harekete geçmişti. Bu durum karşısında Varşova Paktı üyeleri Moskova’da toplandı ve alınabilecek tedbirleri görüştü.

Yukarda anlatılan nedenlerden dolayı 13 Ağustos 1961’de Doğu Almanya polisi Berlin’in doğusunu ve batısını ayıran dikenli telleri örmeye başladı. Telleri, kısa sürede örülen sağlam bir duvar takip etti. 13 Ağustos sabahı Berlin halkı uyandığında ailelerinden, dostlarından ayırıldıklarını gördüler.

Berlin Duvarı’nın dikilmesinden sonraki ekonomik gelişmeleri ve toplumsal süreci daha sonra değerlendireceğiz.

H. YENİ ANAYASA, DOĞU ALMANYA’NIN TANINMASI VE ÖRGÜTLER

6 Nisan 1968 tarihinde Doğu Almanya’da yapılan oylamada yüzde 94 gibi yüksek bir oranda halkın yeni anayasa isteği görüldü. Birçok toplantı yapıldı, öneriler sunuldu ve yapılmak istenen değişiklikler tartışıldı. Bu gelişmelerden ve kararlardan sonra Doğu Almanya’da sosyalizm lehine onay çıktı.

Yeni anayasa Marksist-Leninist SED partisini ön plana çıkarırken; eski anayasada bulunan çoğu “burjuva” özgürlüklerini kaldırarak yerine sosyalizmin temel ilkelerine uygun maddeler getirdi.

1969 yılına gelindiğinde yapılan müzakereler, önerilen antlaşmaların sonucunda Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin 20 devletle diplomatik ilişkisi bulunmaktaydı.

3 Eylül 1971’de, Sovyetler Birliği, ABD, Fransa ve Britanya arasında bir antlaşma imzalandı. Antlaşma sonucunda Alman Demokratik Cumhuriyeti ilk defa Batılı güçler tarafından resmi olarak kabul edildi ve tanındı. Batılı güçler tarafından tanınmasını ardından Alman Demokratik Cumhuriyeti ve Federal Almanya Cumhuriyeti arasında birçok antlaşma yürürlüğe girdi.

1972 yılının sonunda ADC’nin 55 devletle diplomatik ilişkisi bulunmaktaydı.

9 Şubat 1973’te Britanya da düzenlediği bir basın toplantısıyla ADC ile diplomatik ilişkiler kurduğunu açıkladı. Nisan ayında ADC’nin diplomatik ilişki kurduğu ülke sayısı yaklaşık olarak 80 idi.

18 Eylül 1973’te Birleşmiş Milletler’e kabul edilen Alman Demokratik Cumhuriyeti, üyeliği süresince barışın korunması için yapılan çalışmaları, silahsızlanmayı destekledi. Sömürgeciliği, ırkçılığı kınayan resmi kararların, tam bağımsızlığın ve eşit hakların da destekçisi oldu.

1974 anayasasında ise Doğu ve Batı Almanya arasındaki ilişkiler biraz kolaylaştırılmasına rağmen “Alman Demokratik Cumhuriyeti” kimliği ön plana çıkarıldı ve Sovyetler ile olan yakınlık bir kez daha gösterildi.

7 Ekim 1975 tarihinde Sovyetler Birliği ile yapılan Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması yenilendi.[19]

ADC’nin üyesi olduğu diğer organlar arasında Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO), Dünya Sağlık Örgütü(WHO), Uluslararası Telekomünikasyon Birliği(ITU) ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu(IAEA) bulunmaktaydı.

I. DOĞU ALMANYA’DA SİYASET, EKONOMİ VE SOSYAL YAŞAM

1950 ve 1960’larda çoğu Alman için maddi istikrar siyasal özgürlükten daha önemliydi. Almanlar, Batı Almanya’da ikisine birden daha kolay sahip olabileceklerini düşünüyorlardı.[20] Berlin Duvarı’nın örülmesinin Doğu Almanya üzerinde bazı olumlu etkileri de oldu. Batı’nın olanaklarından yararlanmak isteyen gençlerin beyin göçünde bulunmasını engelledi. Duvarın dikilmesinden sonraki on yıl ADC’nin bilimsel ve teknolojik yönden geliştiği bir dönem oldu. Kariyer fırsatları çoğaldı ve daha çok talep görmeye başladı. Ücretsiz, eşit eğitim politikaları sayesinde sosyal hareketlilik arttı.

Ulbricht[21]’in ölümü ve yerine Erich Honecker[22]’in gelişiyle 1970’lerde ekonomi tekrar merkezileştirilmeye başlandı ve tüketicileri tatmin etme üzerine daha çok çalışma yapıldı. Televizyon, araba gibi arzulanan ve Batı Almanya’da kolayca bulunabilen malların Doğu Almanya’da daha kolay bulunabilmesi için çalışmalar yapıldı. Kültürel alanda belirli bir liberalleşme başlamışsa da çok ilerleyemeden 1976 yılında kesildi.

1971-1976 yılları arasında çok sayıda konut inşası tamamlandı ve aylık kira bedelinin işçi bir ailenin gelirinin yüzde beşini geçmemesi sağlandı. 1967-1977 yılları arasında aylık ortalama gelir yaklaşık 250 mark artış durumundayken kiralar, toplu taşıma ücretleri aynı kaldı.[23]

Doğu Almanya’da devlet de parti de demokratik merkeziyetçilik ilkesine uygun olarak varlığını sürdürmekteydi. Devlet hiyerarşik olarak örgütlüydü. Protokolde ilk sırada Devlet Konseyi vardı. Bakanlar Konseyi hükümet iktidarına sahipti. En önemli diyebileceğimiz bakanlık Devlet Güvenlik Bakanlığı’ydı. Stasi[24] teşkilatı her yıl daha da büyüyerek güçleniyor ve baskısını artırıyordu.[25]

Her ne kadar 1980’lerin başında, çalışan yetişkin nüfusun beşte biri SED üyesi olsa da Doğu Almanya tek parti devleti değildi. SED’in yanında dört küçük parti daha vardı: Hıristiyan CDU, liberal LDPD, milliyetçi NDPD ve çiftçi partisi DBD.[26]

Doğu Alman sanayisinde üretim araçlarının özel mülkiyeti hızlı bir şekilde baskılandı ve üretimin büyük bir kısmı devlet eline veya devlet eli içeren bir ortaklığa çevrildi.

Zorluklara rağmen Doğu Almanya’nın ekonomisi oldukça başarılıydı. 1971 Ağustos’unda Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin Tanınma Komitesi Başkanı Geoffrey McDermott şöyle bir söylemde bulundu:“…Marshall Yardımı[27] olmaksızın ve Rusya’ya ödenen ağır savaş tazminatına rağmen, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin on yedi milyon vatandaşı, ülkeyi, bir harabe yığınından en güçlü sekizinci sanayi devletine dönüştürdü…”[28]

1980’lerde ADC, Doğu Bloğundaki en yüksek kişi başına üretimi elde etti ve dünyadaki en önemli ilk 20 ticaret ülkeleri arasına girdi. Komünist blok ile bütünleşmeden önce de sanayileşmiş bir ülke olması ekonomik açıdan sağlam bir durumda olmasını ve ekonomik krizleri diğer Doğu Avrupa ülkelerine göre daha sorunsuz atlatmasını sağladı.

İki Almanya’yı karşılaştıracak olursak 1970 sonrası Doğu Almanya’da tüketiciler için niceliksel iyileşmeler gözle görülür bir şekildeydi. Çoğu evde çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, araba bulunabilmesine rağmen nitelik olarak Batı Almanya’nın üstünlüğü kabul edilmek zorundaydı. Temel ihtiyaçlar ucuz fiyatlarla elde edilebilirken daha lükse kaçan ve istenen mallar çok daha pahalı fiyatlara, uzun bekleme süresine mal oluyordu. Ne kadar eleştirilse de garanti edilmiş istihdam, düşük fiyatlı yiyecek ve konut vardı.

Sağlık hizmetleri tamamen devlet elindeydi ve herkese eşitti. Beslenmeye dikkat ediliyor, meyve-sebzeye ağırlık veriliyordu. 1980’lerde Batı Almanya da sağlık konusunda bilinçlenerek et tüketimini azaltma girişimlerinde bulundu.

İ. DOĞU ALMANYA’DA YAŞAM VE KADININ ROLÜ

   1. Yaşam

Doğu Almanya’nın toplumsal yapısı Batı Almanya’nınkinden oldukça farklıydı. Nüfus ve nüfus yoğunluğu Batı Almanya’ya göre daha az olsa da gelir dağılımındaki eşitsizlik de aynı şekilde Batı Almanya’ya göre daha az belirgindi. Her ne kadar başta politikler olmak üzere ayrıcalıklı insanların varlığı inkar edilemese de Doğu Almanya hükümeti “sınıfsız” bir toplum amacı gütmekteydi. Özel mülkiyet tanımının varlığı en aza indirgenmişti. Yine de ayrıcalıklı gruplar bazı lükslere daha kolay erişme şansına sahipti.

Toplumsal hareketliliğin fazla olmasının bir nedeni eğitimi destekleyen politikalardı. 1970’lere kadar işçi, köylü sınıfından gelen gençlerin desteklenmesiyle süregelen politika, sonrasında “yeteneğe göre yönlendirme” sistemine geçiş yaptı. Akademik bir eğitim hayatı tercih etmeyenler için meslek okulları gibi yüksek eğitim veren kurumlar kuruldu.

2. Kadın

Doğu Almanya’da kadının rolü Batı Almanya’dan çok daha fazla ve etkindi. Yine de daha etkin olmaları; siyasal, yasal açıdan eşitlik haklarını elde ettiklerini söyleyebilmek için yeterli değildi.

Kreş, anaokulu, bakım evi gibi imkânların çok olması iş gücü içindeki kadın oranının yüksek olmasını sağlayan şeylerden biriydi. Çalışan kadın-erkek nüfusu neredeyse yarı yarıyaydı fakat -Batı Almanya’daki kadınlara göre üst mevkilerde, siyasette ve sendikal alanda daha çok rol oynasalar da- aldıkları maaşlar, gelebildikleri pozisyonlar eşitlikten oldukça uzaktı.

Kadınların ekonomik açıdan özgürleşmesi boşanma oranlarını çevre ülkelere göre artırdı. En başlarda evlilik oranlarının da yüksek olması nedeni ile göze çarpmayan bu değişim doğum oranlarının da azalmasıyla beraber aile hayatını, anneliği özendirici yeni politikaların doğmasına yol açtı.[29]

almanya-ask.jpg

J. DOĞU ALMANYA’DA SANATIN ÖNCÜSÜ BERTOLT BRECHT

Varoluş süresi içinde Doğu Almanya’da sanatın, özellikle de edebiyatın çok önemli bir yeri bulunmaktaydı. Sovyetler Birliği’nde yapıldığı gibi siyasal açıdan propaganda aracı ola rak da kullanılıyor ve geniş kitlelere ulaşması sağlanıyordu.

Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk on yılı içinde yaşayan ve en önemli sanatçılarından biri olan epik tiyatronun[30] kurucusu Bertolt Brecht (10 Şubat 1898- 14 Ağustos 1956) 1933 yılında Marksist görüşlerin etkisinde kalarak yazdığı “Tedbir”[31] adlı oyunu polis tarafından yasaklanınca önce Viyana’ya sonra İsviçre’ye en son da Danimarka’ya gitti. Brecht’in oyunları Naziler tarafından yakıldı ve 1935 yılında vatandaşlıktan çıkarıldı. Oyunları farklı ülkelerde sergilendi fakat Soğuk Savaş döneminin gergin ortamı yüzünden bu siyasi içerikli oyunlar seyirciler tarafından çok tercih edilmedi.

1948 yılında Doğu Almanya’dan gelen teklifle Doğu Berlin’e yerleşti. Cesaret Ana ve Çocukları[32] oyununun provalarına başladı. Aynı yıl “Tiyatro İçin Küçük Organon” ve “Komün Günleri” üzerine çalıştı. 1949 yılının Ocak ayında Cesaret Ana oyunu ilk kez sergilenince ve büyük başarıya ulaşınca “Berliner Ensemble” adlı tiyatroyu kurdu. Hazırlık sürecinden sonra tiyatroda sergilenen ilk oyunun adı “Puntila Ağa ve Uşağı Matti” idi.

1950 yılında Doğu Berlin Sanatlar Akademisi’ne üye olarak seçildi. 1951’de Doğu Alman Devlet Ödülü’nü aldı. Cesaret Ana ve Çocukları, Carrar Ana ve Silahları, Kafkas Tebeşir Dairesi, Üç Kuruşluk Opera gibi oyunlarını kendi sahnesinde sergileyen ve uluslararası bir üne kavuşan Brecht, pek çok kez bu oyunlarını sergilemek için Avrupa, Akdeniz ülkelerine gitti ve çeşitli ödüller aldı. 1956 yılında kalp yetmezliğinden öldüğünde kendi isteği doğrultusunda hiçbir tören yapılmadan gömüldü.

K. BERLİN DUVARI’NIN YIKILMASI VE BİRLEŞME

1980’li yılların sonunda Sovyetler Birliği’nin zayıflaması ve ABD karşısında güç kaybetmesi, yurt içindeki ve dışındaki sorunlarını çoğaltırken, müdahale etme olanaklarının kısılmasıyla Doğu Avrupa’nın yerleşiminde ve demokratik yapılanmasındaki etki gücünü azalttı. Doğu Almanya’nın değişimi sadece buna değil başka yerlerdeki değişimlerin de yarattığı etkilerle gerçekleşti.

1987 yılında ABD Başkanı Ronald Reagan Berlin’e geldi ve Berlin Duvarı’nı kastederek yaptığı konuşmasında şu sözlerle Gorbaçov’a seslendi:

“Sayın Gorbaçov, bu kapıyı açın, bu duvarı yıkın!”[33]

Batı Almanya başbakanı Helmut Kohl da 1987 yılının Eylül ayında duvarın yıkılması gerektiğini belirtti.

1989 yazında sınırların açılması ve vizeler konusunda sınırlamalardan vazgeçildikten sonra Doğu Almanya’dan toplayabildikleri bütün eşyalarını toplayıp Batı Almanya’ya ve diğer Avrupa ülkelerine kaçan insanların sayısının artması Doğu Almanya hükümetini paniğe sürükledi. İlk başta hoş karşılanan Doğu Almanlar geri dönmeyi reddedip sayılarını artırınca Batı’nın da politikaları, ekonomik gücü yetersiz kalmaya başladı.

Ekim 1989’da ADC’nin 40. yıl kutlamaları için hazırlıklar sürerken halk tarafından başlatılan bir hareket vardı. 16 Ekim 1989’da sadece Leipzig’te 100.000 kişi duvarı protesto etmek için toplandı. Sönük geçen 40. yıl kutlamalarından sonra Doğu Almanya’nın liderleri denetimi tekrar ellerine almak için son bir yenilik yaptılar ve Honecker’in yerine SED’in lideri Egon Krenz’i geçirdiler. Krenz, daha ılımlı bir politika izleyerek reformcu bir lider olduğunu ispatlamaya çalıştı. Halk ikna olmamakla birlikte taleplerini, baskılarını artırdı.[34]

9 Kasım 1989’da SED’in yeni lideri Günter Schabowski konferansta sorulan, “Doğu Almanların Batı’ya geçişi artık serbest mi?” sorusuna “Bildiğim kadarı ile artık buna bir engel yoktur.” şeklinde cevap verdi. Günlerdir duvarın iki tarafında biriken kalabalık bunu duyunca coşkuyla karşı tarafa geçmeye, kutlamalar yapmaya başladı.

SED, değişiklikler yaparak düzeni tekrar sağlamaya çalışsa da liderlerin, reformların ömrü kısa oldu. Farklı bir yol izleyerek “Almanya Sosyalist Birlik Partisi” olan adını “Demokratik Sosyalizm Partisi”[35] yapması da farklı bir sonuç vermedi.

Hiçbir kurşun, silah kullanmadan duvarın yıkılması, askerlerin müdahalede bulunmaması birleşmeyi hızlandırdı. 10 Şubat 1990 tarihinde Kohl’un Gorbaçov ile yaptığı görüşmede Gorbaçov, “Birlik konusu sadece ve sadece Almanya’yı ilgilendirmektedir. Biz bu konunun dışındayız.” dedi. 1990 yılının Mayıs sonunda Washington’da yapılan ABD, Sovyetler Birliği ve Almanya buluşmasından altı hafta sonra Doğu Almanya’da bulunan Sovyet askerlerinin çekilmesi başladı ve bu çekilme yaklaşık 3-4 yıl sürdü.

3 Ekim 1990 günü, Alman Demokratik Cumhuriyeti artık yoktu. Birleşme töreniyle birlikte Federal Alman Cumhuriyeti o bölgeleri de kendi içine kattı. Aralık 1990’da Birleşik Almanya’da yapılan ilk genel seçimlerde birleşme sürecinin hızlanması için mevcut iktidarda bulunan muhafazakâr-liberal koalisyonunun iktidarda kalması onaylandı.[36]

Gorbaçov, Alman politik dergisi “Spiegel” de bulunan röportajında “Duvar sadece konstrüktivist bir elementti. O da Sovyetler Birliği’nin garantisi altında olduğu süre boyunca, değil mi?” sorusuna, “Hayır, Duvar bir sembol idi ve büyük anlamı vardı. Bu duvar somutlaştırıyordu, ayırıyordu, bölüyordu. Sadece Avrupa’yı değil, komple dünyayı. Biz büyük bir değişiklik yaptık, sadece Almanya’yı değil, Polonya ve Macaristan’ı da geri verdik. Kime verdik? Polonya’yı Polonya’ya, Macaristan’ı Macaristan’a, Alman Demokratik Cumhuriyeti’ni de Almanya’ya.” cevabını verdi.[37]

L. DOĞU ALMANYA HAKKINDA: BİR DOĞU ALMAN TARAFINDAN

Doğu Almanya’da yaşamış ve halen Almanya’da, Stuttgart’ta yaşamakta olan Ingolf D. ile yapılan görüşmeler sonucunda aşağıdaki bilgilere ulaşıldı;

I.D: “Doğu Almanya halkının yaşamdan ve rejim biçiminden olan hoşnutsuzlukları yıllar öncesine dayanmaktaydı ve başlıca sebepleri şunlardı:

  • Yaşadığımız sistem kapalı bir sistemdi;
  • Yolculuk yasağı vardı, gidebileceğimiz yerler sadece sosyalist ülkelerdi;
  • Özellikle Doğu Almanya için sosyalist ülkelere gidiş bile sınırlıydı. Rusya’ya özel izinle gidebiliyorduk;
  • Bir araba alabilmek için yıllarca (5 – 10, bazen 15 yıl) beklemek zorundaydık;
  • En acı olan ise aileleri ayıran o duvar.. Yani kardeşleri ayıran, yetişkinleri çocuklarından ayıran duvar;
  • Dış dünyadan kopuk bir yaşam sürmekteydik. Olup bitenden habersizdik.”

I.D: “Hareketlenme aslında Leipzig’te Nikolaikirche’ (Nikolay Kilisesi) de başladı. Pazartesi Demonstrasyonu[38] sırasında, her hafta kilisede “duvarın” aileleri ayırması ve Almanya’nın birleşmesi ile ilgili söyleyişler olurdu. Kapalı sistem protesto edildi. Bundan dolayı çok kişi tutuklanıp soruşturuldu. Kaçmak / duvarı geçmek isteyenler de vuruldu. Fakat aynı zamanda birçok insan para karşılığında gayri resmi olarak Batı’ya geçme olanağına sahipti. “

I.D: “Duvarın yıkımından sonra birçok genç ve yetenekli insan eğitimin devamı için Batı Almanya’ya geçti. ADC’de eğitim Batı’ya göre çok daha kaliteli ve yüksek seviyedeydi, bu yüzden gençlerin iş bulma olanakları yüksekti. Ama bunun diğer yüzü ise, ADC’den gelen bizlere uzun yıllar ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldı, güvenilmedi. Sonuçta eski sosyalist ülkeden gelmiştik.”

DİPNOTLAR

[1] Almanya Demokratik Cumhuriyeti

[2] Kolektif, Uluslararası İlişkiler Tarihi 5, Çev.: Ali Rıza Dırık, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 2013

[3] UÇAROL, Rifat, SİYASİ TARİH, DER Yayınları, İstanbul, 2015

[4] SCHULZE, Kirsten E., MAIOLO, Joseph A., BEST, Antony, HANHİMAKİ, Jussi M., 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2012

[5] Council For Mutual Economic Assistance

[6] Doğu Bloğu

[7] COMECON, Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Comecon (ET: 22.04.17)

[8] Sozialistische Einheitspartei Deutschlands

[9] TRORY, Ernie, Almanya’da Sosyalizm, Çev.: Selçuk Işık, Yazılama Yay., İstanbul, 2015

[10] TRORY, Ernie, Almanya’da Sosyalizm, Çev.: Selçuk Işık, Yazılama Yay., İstanbul, 2015

[11] NATO: North Atlantic Treaty Organization

[12] UÇAROL, Rifat, SİYASİ TARİH, DER Yayınları, İstanbul, 2015

[13] Avrupa Birliği’nin kurulmasından sonra bu adı almıştır.

[14] UÇAROL, Rifat, SİYASİ TARİH, DER Yayınları, İstanbul, 2015

[15] UÇAROL, Rifat, SİYASİ TARİH, DER Yayınları, İstanbul, 2015, s.955

[16] Sovyet devlet adamı ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci sekreteri

[17] SCHULZE, Kirsten E., MAIOLO, Joseph A., BEST, Antony, HANHİMAKİ, Jussi M., 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2012

[18] TRORY, Ernie, Almanya’da Sosyalizm, Çev.: Selçuk Işık, Yazılama Yay., İstanbul, 2015

[19] TRORY, Ernie, Almanya’da Sosyalizm, Çev.: Selçuk Işık, Yazılama Yay., İstanbul, 2015

[20] FULBROOK, Mary, Çev.: Sabri Gürses, Boğaziçi Üniversitesi Yay., İstanbul, 2014

[21] Walter Ulbricht, Almanya Sosyalist Partisi(SED)’nin 1950-1971 yılları arasındaki ilk başkanı.

[22]Görev yılları 1971-1989

[23] TRORY, Ernie, Almanya’da Sosyalizm, Çev.: Selçuk Işık, Yazılama Yay., İstanbul 2015

[24] Devlet Güvenlik Polisi (Staatssicherheit)

[25] FULBROOK, Mary, Çev.: Sabri Gürses, Boğaziçi Üniversitesi Yay., İstanbul 2014

[26] FULBROOK, Mary, Almanya’nın Kısa Tarihi, Çev.: Sabri Gürses, Boğaziçi Üniversitesi Yay., İstanbul 2014

[27] İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konmuş ABD kaynaklı, Doğu Blokunun katılmayı reddettiği bir ekonomik yardım paketi

[28] TRORY, Ernie, Almanya’da Sosyalizm, Çev.: Selçuk Işık, Yazılama Yay., İstanbul 2015

[29] FULBROOK, Mary, Almanya’nın Kısa Tarihi, Çev.: Sabri Gürses, Boğaziçi Üniversitesi Yay., İstanbul, 2014

[30] Siyasal amaçlı bir tiyatro düşüncesi, sahnede yaşananların sadece oyun olduğunu anımsatan, seyirciyi gözlemlemeye ve düşünmeye iten oyun şeklidir.

[31] Orijinali; Die Maßnahme

[32] Orijinali; Mutter Courage und ihre Kinder, 1939

[33] POLITIK, Welt, https://www.welt.de, (ET: 28.04.2017)

[34] FULBROOK, Mary, Almanya’nın Kısa Tarihi, Çev.: Sabri Gürses, Boğaziçi Üniversitesi Yay., İstanbul 2014

[35] Partei des Demokratischen Sozialismus, PDS

[36] FULBROOK, Mary, Almanya’nın Kısa Tarihi, Çev.: Sabri Gürses, Boğaziçi Üniversitesi Yay., İstanbul 2014

[37] WEİNZİERL, Alfred, WİEGREFE, Klaus, Acht Tage, die die Welt veränderten, Deutsche Verlags-Anstalt, München 2015

[38] “Montagsdemos”

KAYNAKÇA

1) UÇAROL, R.(2015). SİYASİ TARİH. İSTANBUL: DER YAYINLARI

2) TRORY, E.(2015). ALMANYA’DA SOSYALİZM. İSTANBUL: YAZILAMA YAYINLARI

3) SCHULZ, K.(2006). ALMAN KÜLTÜR TARİHİ. ANKARA: ORİENT YAYINLARI

4) FULBROOK, M.(2014). ALMANYA’NIN KISA TARİHİ. İSTANBUL: BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI

5) SCHULZE, K. E., MAIOLO, J. A., BEST, A., HANHİMAKİ, J. M.(2012). 20. YÜZYILIN ULUSLARARASI TARİHİ. ANKARA: SİYASAL KİTABEVİ

6) MAZOWER, M.(2015). KARANLIK KITA. İSTANBUL: ALFA YAYINCILIK

7) KOLEKTİF(2013). ULUSLARARASI İLİŞKİLER TARİHİ 5. İSTANBUL: EVRENSEL BASIM YAYIN

8) WEİNZİERL, A., WİEGREFE, K.(2015). ACHT TAGE, DİE DİE WELT VERANDERTEN. MÜNCHEN: DEUTSCHE VERLAGS-ANSTALT

9) BRECHT, B.(2005). TİYATRO İÇİN KÜÇÜK ORGANON. İSTANBUL: MİTOS-BOYUT YAYINLARI

10) BRECHT, B.(2011). EPİK TİYATRO. İSTANBUL: AGORA KİTAPLIĞI 

İNTERNET KAYNAKÇALARI

1) https://www.welt.de/politik/deutschland/article106497135/Fuer-Reagans-beruehmte-Worte-gab-es-zunaechst-Spott.html (Erişim Tarihi: 28.04.2017)

2) https://en.wikipedia.org/wiki/Comecon (Erişim Tarihi: 22.04.17)

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s