İlayda Altınkaynak yazdı: “işte biz dinleyen duyan düşünen duvarlar”

Doğu ve Batı Almanya’yı birbirlerine hasret bırakan, yıkılan tapınakların yası tutulan, Diderot’nun seyirciyi yok saydığı duvar… Tek bir kavram ne kadar da çok anlama evrilebiliyor. Müzik tarihine baktığımızda duvarı belki de en iyi anlatabilmiş isim Roger Waters. Müzikal kalitesinin yanı sıra “The Wall” büyük bir fikirsel çalışma. Buradaki “duvar” bir haykırış, yardım çığlığı hatta mücadele istemi.

Biraz duvar kavramını ele alalım. Duvar nedir? Neden vardır? Gerekli midir? Pek çok işlevi olabilir duvarın. İki tarafı birbirinden ayırmak, korumak veya etraftan kendini soyutlamak. Duvarın somut bir yapı olmasından ziyade sınırları ifade eden bir niteliği vardır. Bu sınırlar sosyal, iktisadi, siyasal ve coğrafi olabilir.

İnsan aklı ile gerçeklik algısı arasındaki duvardan söz edebiliriz. Hayalle gerçek arasındaki duvar onları birbirleri ile karıştırmamızı engeller. Duvar yıkılmaya başlar ve zihin, gerçekle hayalin farklarını ayırt edemez hale gelmeye başlarsa bu soruna dönüşür. Psikolojik rahatsızlıkların çoğu duvarın yokluğundan veya kapsamının büyük olmasından ortaya çıkar.  Çocuklardaki duvar, oluşma aşamasında olduğundan dolayı soyut ve somut kavramlar iç içedir. Kavramların ayrılmaya başladığı ve somutun önem kazandığı yaşlarda okul çağının başlaması tesadüf değildir. Soyut gelişim dönemine geçmeden öğretilmek istenilen şeyler öğretilir ve üreticiliğe ket vurulur.

“Dahi” olarak adlandırdığımız insanların zihinlerindeki duvarlar da geçişken bir yapıya sahiptir. Hayal kuran ve bunları gerçekleştirmek için uğraşan insanlar, duvarın küçük bir kısmını yıkıp hayallerini karşı tarafa geçirebilmişlerdir. Gerçek dünyaya geçen hayaller geçmişten günümüze hep büyük icatlar veya keşifler olarak karşımıza çıkmışlardır. İcatların ve keşiflerin ortaya çıkmasında olduğu kadar bunların benimsenmesinde de duvar geçişkenliğinin rolü vardır.

İnsanlar arasındaki duvarlar genellikle kendini koruma içgüdüsü ile oluşur. İki insan arasında sağlam tuğlalarla örülmüş bir duvar kimi zaman yıkılamayacak kadar güçlü olabilir. Duvarların sayısı artması ve gittikçe yükselmeye devam etmesi, insanları toplumdan gittikçe uzaklaştırmakta ve yalnızlaştırmaktadır.

Tarihsel süreç içerisinde yaşanan ekonomik, siyasi, kültürel olaylar ayrımcılıkları, çatışmaları ortaya çıkarır ve bu çatışmalardan doğan, insanlar arasındaki engeller, farklılıklar artar. Her zaman bu engellerin ve farklılıkların artmasıyla dezavantajlı konumuna düşen bir sınıf bulunur ve bu sınıfın toplumun geri kalanına yabancılaşması kaçınılamaz. Yabancılaşma durumuyla veya hissiyle karşı karşıya kalan bir insanın maddi-manevi sorunsuz ve güzel bir hayat sürmesini bekleyebilir miyiz? Aşkı, sevgiyi, mutluluğu daha az hisseden ve hissedeceklerine dair inançları azalan bireyler duvarlarını ortadan kaldırmak için çabada bulunurlar mı? Bu hissiyatlara karşılık maddi olgular da ön plana çıkınca “yabancılaşma duvarına” ek olarak insanların kendi çevresindeki yaşam standartlarını kısıtlayan, sadece kendi sınırlı dünyasında yaşamasına izin veren bir duvar daha ortaya çıkar. “Böyle gelmiş böyle gider.” anlayışının genel geçer bir kabulleniş olması duvarı daha da yüceltir ve mutlak olduğu algısını yaratır.

Toplumsal çürüme ve yozlaşmanın, birey üzerindeki psikolojik etkileri yıkımdan farksızdır. Birey zihni ve benliğiyle maddi hayat arasına güçlü bir duvar örmüştür. Bu yabancılaşma ve yalnızlaşma içinde ve modern toplumun kırılgan, yapay sosyal zemini üzerinde birey hayatta kalma çabası verir. Bu hayatta kalma çabası maddi değil, manevi bir çabadır. Birey bunu başaramaz ve kendi duvarları içinde, anlamsız ve amaçsız yaşamında çırpınırken, psikolojik rahatsızlıklar, intihar vakaları ve kültürel yıkımlar ortaya çıkar.

Kısaca anlatmak gerekirse, duvarın somut niteliğinin dışında, soyut anlamda birçok unsuru içerisinde barındırdığını görebiliyor ve bunu hayatımızın her alanında hissedebiliyoruz. Yükselen duvarların arasında kalmış bireyler olarak gün geçtikçe daha da yalnızlaşıyor, toplumla aramızdaki bağı hayali duvarlar örerek yok ediyoruz. Bu duvarlar arasında geçen kısacık ömürlerimizde, sınırların varlığından bile habersiz bir biçimde ömrümüzü tüketiyor, boşa harcıyor ve bu halde geçen her saniyeyle kendi özgürlüğümüzü yine kendi ellerimizle yok ediyoruz.

Tam özgürlük, ancak ve ancak bütün duvarların ve yabancılaşma biçimlerinin yıkılması ile sağlanabilir, bu da ancak emeğin sömürünün yıkılmasıyla gerçekleşebilir.

Hayatlarımızı bizim adımıza kontrol eden bu duvarı nasıl yıkıp etkisiz hale getireceğimizin cevabı ise yine bu duvarı ören bizlerin içinde yatıyor…

33-berlin-duvari-utanc-duvari

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s