Gürkan Timurlenk yazdı: SİVAS KATLİAMI

A. KAVRAMSAL OLARAK ALEVİLİK VE
CUMHURİYET TARİHİNDE ALEVİ-SÜNNİ
ÇATIŞMALARI
1. Kavramsal Olarak Alevilik ve Türkiye’deki
Dağılım
Arapça bir terim olan “Alevi” kelimesi sözlük anlamı olarak “Ali’ye bağlı, Ali taraftarı, Ali’ye mensup, Ali’yi seven ve sayan,-
Ali’ye ait ve Ali’nin soyundan gelen” gibi anlamlar
taşımaktadır. Bu bağlamda Alevilik; Ali’yi sevmek ve
onun soyunun diğer bir deyişle Ehli Beyt’in yolundan
gitmek olarak tanımlanabilir. Bazı kaynaklara göre
ise, Alevi sözcüğünün Hz. Ali’ye ve onun soyuna gö-
nülden bağlı anlamında kullanılmasının yanı sıra Hz.
Muhammed’den sonra yalnız Hz. Ali’nin halifeliğini
ve imamlığını tanıma olarak ifade edilir. Diğer ilk üç
halifenin (Ebu Bekir, Ömer ve Osman) Hz. Ali’nin hakkına tecavüz ettiklerini ve bu yüzden ondan önce hilafet
makamına geldiklerini savunan insanları ifade ettiğini
belirtilir.
Diyanet sözlüğündeki Aleviliği ele alacak olursak,
buna göre Alevilik; Hz. Ali’ye bağlılık noktasında birleşen çeşitli dini ve siyasi gruplar için kullanılan bir terimdir. Sözlükte “Hz. Ali’ye mensup” onun soyundan
gelen, onu seven, sayan ve bağlılığını ifade eden kimse
demektir. Bu kavram, siyasi anlamda Hz. Peygamberin
vefatından sonra Hz. Ali’yi ve onun soyundan gelenleri
imam (halife veya devlet başkanı) olarak kabul edenler
için gündeme gelmiştir.
Nüfusunun %99’u Müslüman olduğu söylenen
Türkiye’de, halkın çoğunluğu Sünni İslam’ı benimserken, Sünniler dışında kalan önemli bir kitle de bulunmaktadır. Bu kitleyi oluşturan kesimlerden Caferiler,
oldukça küçük bir nüfusa sahipken (500 bin civarında
olduğuna dair öngörüler vardır), Alevilerin önemli bir
oranı teşkil ettiği bilinmektedir. Ancak bu kesimin nü-
fus oranı, (bazen anketlere dayandırılsa da) tahminlere
dayalı olarak verilebilmekte, bu tahminler arasında da
uçurumlar yaşanabilmektedir. Ancak genel bir çerçeve
çizebilmek açısından belirtilmelidir ki; Türkiye’deki
Alevi nüfusunun 4,5 milyon ile 6 milyon arasındadır.1
2. Cumhuriyet Tarihi Alevi Sünni Çatışmaları
Sivas Olayı’na geçmeden önce yakın dönemdeki
mezhepsel çatışmalara göz gezdirmek faydalı olacaktır.
Bu bağlamda Kahramanmaraş Olayı, Çorum Olayları ve
Gazi Mahallesi Olaylarına kısaca bir göz atmak gerekir.
a) Kahramanmaraş Olayı
Kahramanmaraş Olayı Türk Siyasi Yaşamı açısından
da önemli bir yere sahiptir. 1980 Darbesine giden süreçte Kahramanmaraş Olaylarının büyük bir etkisi olduğu
söylenebilir. Darbeye gidişi sadece bu olaya bağlamak
yanlış olmakla birlikte bilançoya bakıldığı zaman olayın
önemi yadsınamayacak derecededir.
Maraş olaylarını tetikleyen ilk olay Stalin zulmünden
kaçan Kırım Türklerinin hikâyesini anlatan ve başrollerini Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan’ın paylaştığı “Güneş
Ne Zaman Doğacak” isimli fimin gösterimidir. Sinema
gösterimi sırasında yaşanılan patlama sonrası çoğunlu-
ğunu Ülkü Ocakları üyelerinin oluşturduğu kalabalık
“Bombayı Solcular Attı” söylentisi üzerine CHP ve PTT
binalarına saldırmıştır. 20 Aralık’ta da Akın Kıraathanesine saldırı olmuş ve bir Alevi Dedesi katledilmiştir.
21 Aralık’ta Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden
Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine
giderken uğradıkları silahlı saldırıda öldürülmüş, cenazede kortej halinde ilerleyen kalabalık Ulu Cami’ye
doğru giderken, kimi kaynaklara göre beş bin kimi kay-
naklara göre ise on bin kişi katılmıştır. Karşıt gruplar
Maraş Kalesi önünde karşılaşmış, saldırılar başlamıştır.
Alevilerin yoğun olarak bulunduğu mahallelere saldı-
rırken, her şey kontrolden çıkmış, binalar yakılıp, yağ-
malanmış, sokak aralarındaki çatışmalarda üç ülkücü
öldürülmüştür.
Tanıkların iddiasına göre; belediye hoparlörlerinden
“Kızılbaşlar şehrimizi bastı. Dinini seven Hat boyuna
toplansın” ve “ Komünistlerin cenaze namazı kılınmaz”
diye anonslar yapılmış ve bunun üzerine saldırılara katılım artmıştır. Ayrıca Sünni köylere Alevlerin camileri
yakıp yıktığı söylenip buradaki halkın saldırı için şehre gelmelerinin sağlandığı belirtilmektedir. Öte yandan
Maraş’ta üç Sünni gencin öldürülmesi kentte infile
neden olmuştur. Bu infili bir katliama dönüştürecek
anons ise 22 Aralık gecesi belediyenin hoparlöründen
gelmiştir: ‘Üç Müslüman din kardeşimiz komünistler
tarafından öldürüldü. Bunların kanı yerde kalmayacak!’
şeklindeki duyurular sonucunda olayların şiddeti daha
da artmıştır.Bu olaylarda en çok direnen Yörükselim Mahallesinde karşılıklı çatışmalar sonucunda 11 ülkücünün öldü-
rülmesi haberi olayların diğer mahallelere de sıçramasına neden olmuştur. Üç gün boyunca yoğun bir şekilde
süren saldırılara ne askerin ne de polisin herhangi bir
müdahalesi olmuş, olaylar 26 Aralık’ta sona ermiştir.
Maraş Olayı sonucunda resmi kaynaklara göre 105
kişi, farklı kaynaklara göre ise 111 ya da 120 kişi hayatını kaybetmiştir. Maraş Olayları’nın en önemli sonuçlarından biri ise; 13 ilde sıkıyönetimin ilan edilmesine
neden olmasıdır. Ayrıca onlarca Alevi aile göç etmiştir.
Ancak olayın zanlıları uzun yıllar süren mahkemelerin
sonucunda hiçbir ceza almamıştır.2
b) Çorum Olayı
Çorum Olayı, Gün Sazak’ın öldürülmesi üzerine,
tüm Türkiye gibi Çorum’da da oluşan gergin havanın
bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 28 Mayıs 1980 tarihinde Çorum’un en işlek caddesinde, çoğunluğu çocuk
ve gençlerden oluşan bir grup, intikam sloganlarıyla yü-
rüyüşe geçmiş, yürüyüşte cadde üstündeki çok sayıda
dükkân zarar görmüştür. 29 Mayıs’ta yapılan gösteriler
sırasında da çok sayıda ev ve işyeri ateşe verilmiştir.
Gösterilerde TÖB-DER üyesi bir öğretmen öldürülmüş-
tür. Kentin çevre il ve ilçelerle bağlantıları göstericiler
tarafından kesilmiştir. Karşılık veren Aleviler şehirde
barikatlar kurmuştur. Çatışmaların alevlenmesi üzerine
askeri birlikler müdahale etmiştir. Ancak olaylar askeri müdahaleye rağmen devam etmiş, 30 Haziran’da bir
otomobilden sivillerin üzerine ateş açılmıştır. Alevilerin
oturduğu Milönü Mahallesi ise ablukaya alınmıştır.
1 Temmuz sabahı, bazı mahallelerde ve SSK çevresinde halkı “cihada” çağıran bildiriler dağıtılmıştır. Aynı
günün akşamında Alevi mahallelerinde halkın üzerine
ateş açılmış ve evler kundaklanmıştır. Olaylar sırasında 4 kişi hayatını kaybetmiştir. 4 Temmuz’da şiddet had
safhaya çıkmış, Cuma namazı çıkışında cemaat, “Komünistler Alaaddin Camii’ni ateşe verdiler” haberiyle
kışkırtılmıştır. Halk, sokaklara dökülünce, olayın hazırlayıcıları eyleme geçerek evlere, işyerlerine saldırmış-
lardır. Sünniler ile Aleviler arasında sokak çatışmaları
başlamış, Alevilerin konutları, işyerleri kundaklanarak
yakılmıştır. Bu durum üzerine kent ikiye bölünmüş sağ-
cılar kendi bölgelerine, solcular kendi bölgelerine çekilmişler ve barikatlar kurulmuştur. Cami hoparlöründen
yapılan asılsız duyurularla halk kışkırtılmaya çalışılmış
ve bir anda ortaya çıkan eli silahlı gruplar Alevi mahallelerine uzun namlulu silahlarla saldırıya başlamışlardır.
Ancak bu kez hazırlıklı olan Alevi vatandaşlar ateşe
ateşle karşılık vermişlerdir. Adeta bir iç savaş ortamı
oluşan Çorum’da halk ‘cephe’ kavramını kullanmaya
başlamıştır.3
“Sünniler Alevilerin işyerlerini tahrip ediyorlar” gerekçesiyle başlayan Çorum olayları ancak 10 Temmuz’da yatıştırılabilinmiştir. Mayıs sonlarında baş-
layıp 10 Temmuz’da biten olaylarda toplam 57 kişi hayatını kaybetmiş, iki yüzü aşkın kişi de yaralanmıştır.
Bunun yanında olay sonrası birçok kişinin kaçırıldığı
anlaşılmış, daha sonra farklı yerlerde kaçırılan kişilerin
işkence ile öldürüldüğü tespit edilen cesetleri bulunmuş-
tur. Üç yüze yakın bina da tahrip edilmiştir. 600 kadar
aile başka yerlere göç etmek zorunda kalmıştır. Tüm bu
olaylardan kısa bir süre sonra, 12 Eylül 1980’de Askeri
darbe gerçekleşmiş ve yönetimin değişmesiyle birlikte
ülkemiz için 1980 öncesi dönemden oldukça farklı bir
süreç söz konusu olmuştur.
B. SİVAS OLAYI
1. Pir Sultan Abdal Şenlikleri
Banaz Halkı, kendi öncüsü ve piri olan Pir Sultan
Abdal’ın ilkelerini ve kültürünü örgütlü olarak yaşatmayı amaçlar. 1976’da Banaz Köyü’nde Pir Sultan Abdal
adıyla bir dernek kurulur. Derneğin öncülüğünde ve
yöre halkının katkıları ve katılımıyla her yıl Pir Sultan Abdal etkinlikleri düzenlenmektedir. Ayrıca Yıldız
Dağı’na bakan tepenin üstüne, 8 metre boyunda tunç
kaplamalı bir Pir Sultan Abdal heykeli yaptırılır. Ne var
ki 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yöneticileri, diğer
dernekler gibi bu derneği de kapatırlar. Sevenleri, Pir
Sultan Abdal’ı yaşatmaya kararlıdır. 1988’de Ankara’da
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni kurulur. Eskiden
olduğu gibi, Banaz Köyü’nde her yıl Pir Sultan Abdal
Etkinlikleri düzenlenmeye de başlanır.
Pir Sultan Abdal Derneği bu etkinliklerin dördüncü-
sünü 1-4 Temmuz 1993 yılında düzenleyecektir. Her yıl
Banaz Köyünde yapılan bu etkinlikler 1993 yılında Sivas merkeze taşınmak istenmiştir. Bunun amacı da bir
şeyleri değiştirmek, daha etkili sonuçlar almak, anma ve
kültür şenliklerini merkezi bir alana kaydırmak ve Pir
Sultan’ı tüm halk ile birlikte anmaktır.
Bu amaçla Pir Sultan Abdal Derneği çeşitli demokratik kitle örgütlerine, dergilere, yazarlara ve sanatçılara
bir çağrıda bulunmuştur. Derneğin çağrısına çok sayıda
örgüt, yüzlerce yazar, ozan, sanatçı, semah ve tiyatro
ekibi olumlu yanıt vermiştir. Pir Sultan Abdal Kültür
Derneği’nin yöneticileri, Kültür Bakanlığı’nın ve Sivas
Valiliğinin katkılarını da istemişlerdir. Kültür Bakanlığı
ve Sivas Valiliği, bu istemi olumlu karşılamış ve mali
katkı yanında, konaklama ve ağırlama konusunda da
katkıda bulunulacağı bildirmiştir. Hatta Sivas üst Dü-
zenleme Kurulunda, Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü
Mehmet Talay da yer almıştır.
2. Madımak Yangınına Giden Süreç
Sivas Katliamı 2 Temmuz 1993 günü saat 13.30 sıralarında başlamış ve gece 21.00 saatlerinde sonlanmıştır.
Bu olayı daha iyi anlayabilmemiz için olayların öncesine bakılması gerekir.
4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin iki gününün Sivas’ta
iki gününün de Banaz’da gerçekleştirileceği kesinleştikten sonra herkes etkinliklere hazırlanmaya başlamıştır.
Bu hazırlıkların bir kısmı; misafilerin çağırılması, fim
gösterilerinin be fotoğraf sergilerinin düzenlenmesi
şeklinde olmuştur. Ancak bu hazırlıkların bir de başka
yüzü vardır. O da etkinliğin Sivas’ta yapılmasından rahatsız olan kesimin yaptığı hazırlıklardır. Bu bağlamda etkinliklerden yaklaşık 15 gün önce “TÜRKİYELİ
MÜSLÜMANLAR” imzasıyla, daha sonra 30 Haziran
1993 yılında “MÜSLÜMANLAR” imzasıyla bildiriler
dağıtılmıştır. Bu bildiriden de anlaşılacağı gibi daha şenlikler
başlamadan Sivas’ta gergin bir ortam hazırlama çabası olmuştur. Etkinliğin ilk günü görece sakin geçmiştir.
Ancak Sivas’ın merkezinde, bakanlığa ait bir arsa üzerine dikilen Ozanlar Anıtı gerginlik yaratmıştır. Sivas’ın  yerel gazetelerinden olan Hürdoğan Gazetesi heykelin
halkın tepkisinden korkulduğu için gece gizlice dikildi-
ğini yazmıştır.
Katliamın gerçekleştiği 2 Temmuz günü yerel gazeteler Sivas’taki gerginliğin resmini çiziyordu. Aziz
Nesin’in konuşmaları başka yönlere çekilmeye çalışılmıştır. Hürdoğan Gazetesi “Sivas’ta ne yapılmak isteniyor” manşetini atmış, “Aziz Nesin aptallıkta indirim
yaptı” yazmıştır. “Müslüman Mahallesinde Salyangoz
Satıyorlar”, “Rezaletin Daniskası” gibi başlıklar yerel
gazetelerde kullanılmıştır. Diğer yandan Anadolu Gazetesi “Tahriklere Kapılmayın” başlığıyla olayların çıkmasını önleyici manşet atmıştır.
3. Madımak Oteli Yangını
Yaşanan olayların gelişiminin daha rahat anlaşılabilmesi için olaylar kronolojik sırayla anlatılmıştır.
Saat 13.30: Cuma namazından sonra Paşa camii ve
Meydan camisiden çıkan 500- 1000 kadar kişiden olu-
şan grup dört koldan ilerleyerek Valiliğe doğru ilerlemişlerdir.
Saat 13.40: Valiliğin gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2000 kişi, meydanda, “Vali istifa” ,
“Zafer İslam’ın” , “Şeytan Aziz” , vb. sloganlar atmış-
lardır.
Saat 13.50: Kalabalıklaşmaya başlayan grup valiliği
taşlarken polis müdahale etmiş, kalabalık Kültür Merkezine yönelmiştir.
Saat 14.00: Kültür Merkezi’nin önüne gelen grup,
panelin iptal edilmesini talep etmiştir. Burada stant açan
yazarlarla gerginlik yaşanmıştır.
Saat 14.50: Olay yerine gelen Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu göstericilere dağılmaları için konuş-
ma yapmıştır.
Saat 15.00: Göstericiler iki koldan meydana ilerlemişlerdir. Otel ile meydan arasındaki kalabalık üç bin
kişiyi geçmiştir.
Saat 15.30: Otel önündeki polis barikatlarını aşamayan göstericiler oteli taşlamaya başlamışlardır. Bu sı-
rada “Aziz’e Ölüm” ve “Sivas Aziz’e Mezar Olacak”
şeklinde sloganlar atmaya başlamışlardır.
Saat 17.30: Mesai saatinin bitmesiyle otel önündeki
kalabalık on bini aşmıştır.
Saat 18.00: Valinin isteği üzerinde Belediye Baş-
kanı Karamollaoğlu yeniden konuşma yapmıştır. Bu
konuşma önemlidir çünkü bu konuşmanın halkı daha
da alevlendirdiği iddia edilmektedir. Karamollaoğlu “
Müslüman Kardeşlerim… Gazanız mübarek olsun. Artık amaca ulaşılmıştır” diyerek halkı sakinleştirmeye çalışmıştır.
Saat 19.14: Kültür Merkezi önünde tahrip edilen
Ozanlar Anıtı, valinin emriyle belediye garajına götürülürken topluluk tarafından otel önüne getirilmiştir.
Saat 19.50: Topluluk tarafından Madımak Oteli
önündeki araçlar ve Ozanlar Anıtı ateşe verilmiştir. Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçları göstericiler tarafından engellenmiştir. Ve az sonra yangın otele sıçramaya
başlamıştır.
Saat 20.20: Otelin arka tarafından ilerleyen itfaiye
yangına müdahale etmiştir.
Saat 20.40: Göstericiler hükümet konağına doğru
ilerlemiş ve valiliği taşlamaya başlamıştır. Güvenlik
güçleri havaya ateş açmaya başlayınca göstericiler da-
ğılmıştır.
Saat 21.00: Göstericiler küçük gruplar halinde da-
ğılmaya başlamışlardır. Bu sırada Atatürk Kongre ve
Etnografya Müzesi önündeki Atatürk büstü de tahrip
edilmiştir.
Saat 23.00: Valilik tarafından sokağa çıkma yasağı
ilan edişmiş, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu valiliğe
gelerek olay hakkında bilgi almıştır.
Saat 01.00: Yapılan açıklamada, yangında 35 kişi hayatını kaybetmiş, 60 kişi yaralanmıştır.
4. Soruşturma Ve Yargılama Süreci
Sivas Katliamının akıbetinde; 3 Temmuz 1993 günü
gözaltına alınmalar başlamıştır. 35 kişinin tutuklanmasıyla başlanan süreç zamanla 190 kişinin tutuklanmasıy-
la sonuçlanmıştır. Gözaltı süreci bittikten sonra soruş-
turmalara geçilmiş ve ilk etapta üç farklı dava açılmıştır:
Kayseri DGM’de 94 kişi hakkında “3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanununa muhalefetten”; Sivas Ağır Ceza
Mahkemesinde 78 kişi hakkında “yangın çıkartarak 35
kişiyi öldürmek, 45 kişiyi yaralamaktan” ve Sivas Asliye Ceza Mahkemesinde 102 kişi hakkında “2911 sayılı
Toplantı, Gösteri ve Yürüyüş Kanununa muhalefetten” davalar açılmıştır.
Sonradan davalar güvenlik gerekçesi ile Ankara’ya
taşınmış ve Ankara DGM tarafından yargılamalar yapılmıştır. 21 Ekim 1993 tarihinde Ankara DGM yargı-
lamalara başlamıştır. Duruşma başlarında RP milletvekili Şevket Kazan sanık avukatı olarak duruşmalara
katılmak istemiştir ancak mahkeme “Devletin Anayasal
düzenini bozma” suçundan yapılan yargılamada milletvekilinin sanık avukatlığı yapamayacağını belirterek
Şevket Kazan’ın talebini reddetmiştir. Ankara 1 no’lu
DGM 26 Aralık 1993 tarihinde karara varmıştır. Buna
göre; 124 sanıktan 26’sını “Birden fazla kişiyi yangın
çıkartarak öldürmek” suçundan 20 yıl hapse mahkûm
etmiş ancak Aziz Nesin’i tahrik gerekçesi olarak kabul
ederek 1/4 indirimle 15 yıl hapis cezası almalarına; 60
sanığın 3’er yıl hapsine, yakalanamayan RP Belediye
Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyasının ayrılmasına ve 37 sanığın beraatına karar vermiştir. Bu karar
müdahil avukatlarca temyiz edilmiş ve Yargıtay 9. Ceza
Dairesi kararı bozmuştur.
Yargıtay’ın kararı bozmasından sonra Ankara 1 no’lu
DGM 19 Kasım 1993 tarihinde yeniden duruşmalara başlamıştır. Mahkeme ikinci kararında “33 sanığın
idamına, 4 sanığın 20’şer yıl hapsine, 1 sanığın 15 yıl
hapsine, 27 sanığın 7 yıl 6’şar ay hapsine” karar vermiştir. Müdahil avukatların ve sanık vekillerinin temyiz
isteği ile dava bir kez daha Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne
gitmiş ve Yargıtay idam cezalarını usulen bozmuştur.
Usul eksikliği olarak “sanıkların nüfus cüzdanlarındaki mühürlerin okunamaması ve soyadlarındaki çelişki”
gösterilmiştir.
Yargıtay’ın bu bozma kararından sonra Ankara 1
no’lu DGM 26 Şubat 1999 tarihinde üçüncü kez yargılamalara başlamıştır ve 16 Haziran 2000 tarihinde üçüncü
kez karara varmıştır. Bu karara göre “33 sanık idama, 4
sanık 20’şer yıl, 1 sanık 15 yıl, 9 sanık 7 yıl 6’şar ay, 1
sanık ise 5 yıl hapse” mahkûm edilmiştir. 7 sanığın dosyası ise ayrılmıştır. Türkiye’de ölüm cezasının Ağustos
2002 tarihinde kaldırılmasıyla tüm idam cezaları müebbet hapse çevrilmiştir.
Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas
Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve Yargıtay’ın
1997’deki bozma kararından sonra fiar eden 8 sanık ise
halen yakalanamamıştır. Davanın fiari olan 5 sanık ile
ilgili kısmı, 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından
düşürülmüştür. Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasında tek bir davada bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.
C. SİVAS OLAYI SONRASI GELİŞEN TEPKİLER
1. Devlet Ve Hükümet Yetkililerinin Demeçleri
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “Sivas Valisi ve
İçişleri Bakanı ile görüştüm. Gerekli önlem alındı. Fevkalade hassas bir konu… Devlet güçleri ile halk karşı
karşıya getirilmemelidir, ona gayret ediliyor.” (Otel ku-
şatma altındayken) 5
Başbakan Tansu Çiller “Sivas’ta üzücü olaylar olmuştur. Devlet oradadır. Bütün güvenlik güçlerimiz oradadır. (…) Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir
zarar gelmemiştir. Onlardan ölen ya da yaralanan yoktur. (…) Sayın Aziz Nesin’in oradaki konuşmalarından
sonra gazetelere yansıyan haberlerden halkın tahrik olduğu anlaşılmaktadır.” 6
Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü “Hâlâ, demokrasi
içinde farklı fiirlere tahammülümüzün olmadığını gösteren bir durum… Ama buradan çıkaracağımız sonuç
laik düzen aleyhine olamaz. (…) Güvenlik güçlerimiz,
vatandaşlarımızın zarar görmemesine dikkat ederek
olayları kontrol etmeye çalışmışlardır. Olaylar sırasında güvenlik güçlerimizin hassasiyeti sayesinde itfaiyeye yol açılmış ve vatandaşlarımızın daha fazla zarar görmemesi sağlanmıştır.” 7
İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı tahrik edici konuşması ve Türk
halkını aşağılayıcı deyimlerinin yanında ne sebeptense
kültür sarayı önüne dikilen ozanlar heykeline tepki duyan topluluk vilayet önüne gelmiş ve burada vali, hü-
kümet ve Aziz Nesin hakkında sloganlar atmıştır. (…)
Yangın önceden planlanmış bir olay değil, topluluk psikolojisi ile ortaya çıkmıştır. İdari ceza soruşturması sonunda, olaylara karışan kişilerin ve kamu görevlilerinin
verdiği ifadeler doğrultusunda, Aziz Nesin hakkında da
soruşturma açılabilir.” 8
Kültür Bakanı Fikri Sağlar “Sivas Olayı, Kubilay’ı
katledenlerin günümüz uzantıları olarak değerlendirdi-
ğim bu ilkel, çağdışı bir avuç zorbanın, ellerine olanak
geçtiğinde neler yapabileceğinin somut bir göstergesidir. Böylesine vahşi bir saldırıyı ve katliamı gerçekleştiren gözü dünmüş canilerin, Almanya’da yurttaşlarımızı
yakan Nazi kalıntılarından hiçbir farkı yoktur.” 9
Sivas Valisi Ahmet Karabilgin “Olayın asın nedeni,
dinsiz olduğunu birçok kez açıklayan yazar Aziz Nesin’i
bahane eden irtica yanlısı ve devlet düşmanı odakların
fırsattan yararlanıp, halkı, işsiz güçsüz kişileri galeyana
getirmesi ve istismar etmesidir.” 10
Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu “Olayların Müslümanlıkla bir ilgisi yoktur. Bir grup tahrikçinin toplum psikolojisinden yararlanarak gerçekleştirdi-
ği hunharca bir iştir.” 11
2. Siyasi Partilerin Demeçleri
Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz “Devletin valisi yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de halkımızın dini duygularını rencide eden, dini değerlerle
alay eden bir konuşmacıya karşı tepkisiz kalmışsa, milletin o valiye güvenmesini bekleyemeyiz.”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal “Bir toplumda herkes aynı düşünmek zorunda değildir ama hepimizin düşünceler karşısında bir temel hoşgörüde, kendine ve inancına güveni sergileyecek bir olguluk noktasında olması gerekir.” 13
Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan “Sivas halkı, dini tezyif olayı karşısında çok doğal olarak reaksiyon göstermiştir. Bu tepki medeni ölçüler içinde olmuştur.” Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş “Herkesi, Allah’ın yarattığı en kutsal varlık olarak kabul edip, insan hayatına değer vermeli, saygı göstermeliyiz.”
D. YAZILI BASINDA SİVAS OLAYI
1. Gazeteler
Milliyet Gazetesi, 3 Temmuz tarihinde “Sivas’ta
Kanlı İsyan” manşetini atmıştır. Haberin içeriğinde
olayların sebebi olarak Sivas Valisini ve Aziz Nesin’in
şehre gelmesini göstermiştir. Sonraki haberlerde Belediye başkanının yaptığı konuşma neticesinde kalabalığın
dağıldığını belirtmiş ayrıca güvenlik güçlerinin kalabalıkla çatışmaya girmelerine rağmen az sayıda olmaları
nedeniyle yeterli olmadıklarını belirtmiştir. Ancak diğer
basın organları ve tanıklar Belediye Başkanının konuş-
masının kalabalığı daha da tahrik ettiği ve güvenlik
güçlerinin hiçbir çatışmaya girmediğini belirtmiştir. Sonuç olarak 3-9 Temmuz arasında gazete incelendiğinde
olayların çıkış sebebi Vali Karabilgin’e, Aziz Nesin’e ve
etkinlikleri Sivas’ta düzenleyen Pir Sultan Abdal Derneğine bağladığını görebiliriz. Milliyet yazarı Derya
Sazak’ın şu cümleleri Milliyet gazetesinin genel düşüncesini ortaya koymaktadır. “Olaydaki tahrikin boyutları
ve Aziz Nesin’in sorumluluğu ne olursa olsun, Türkiye’deki cezalandırma biçimi çembere alınmış insanları
diri diri yakmak olamaz.”
Sabah Gazetesi, 3 Temmuz 1993 tarihinde “Kanlı
Cuma” manşetini atmış, alt başlık olarak ise “AleviSünni Çatışması Yoktur” başlığıyla olayları anlatmış-
tır. 3 Temmuz’da görece yorumdan uzak olan haberler
4 Temmuz günü yorum yoğun bir şekilde aktarılmış-
tır. “Rencide Eden Konuşma” başlığıyla Aziz Nesin’in
yaptığı konuşmanın halkı tahrik ettiğini iddia etmiştir.
Diğer yandan Sabah Gazetesinin “ Yöneticiler Seyretti”
ve “ Takviye Geç İstendi” başlıklı yazıları devletin ve
güvenlik güçlerinin olaylarda etkisiz olmasını sorgulama sayılabilir. Nitekim Sabah Gazetesi çokça devletin
ihmalinden bahsedecek ve devletin hesap vermesi gerektiğini savunacaktır. “Böyle Yaktılar… Hesap Verin”
başlıklarıyla da açıkça devletin ihmalinden bahsetmiştir.
Hürriyet Gazetesi, 3 Temmuz günü “ Sivas’ta Aziz Nesin İsyanı” şeklinde manşet atmıştır. Gazete, olayın
baş suçlusunu Aziz Nesin ilan etmiş, olayların bir protesto şeklinde cereyan ettiğini yazmıştır. Oteli yakan
gruptan “öfkeli kalabalık” olarak bahsederek olayların
protesto olduğunu anlatmaya çalışmıştır. 4 Temmuz
günü Aziz Nesin ile ilgili bir manşet kullanılmış ve
Nesin’in kurtarılma anının fotoğrafını kullanarak “Böy-
le Kaçırıldı” başlığı atmıştır. İlk iki gün devleti eleştiren
hiçbir habere yer vermemiş aksine başta Cumhurbaşkanı olmaz üzere tüm devlet yetkililerinin oldukça üzgün
olduklarını ve gerek olay sırasında gerek olaydan sonra
tüm gayretleriyle bu olaya odaklandıklarından bahsetmiştir. 5 Temmuz günü ise Hürriyet oldukça farklı bir
yorum yaparak “İşte Baş Tahrikçi” başlığıyla RP’li
Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın resmini kullanmıştır. Solingen Kentinde Nazilerin Türkleri katletmesinde ve itfaiyenin 8 dakika geç gelmesinde Alman
hükümetini suçlayan Hürriyet, Sivas’ta 8 saat gelmeyen
itfaiye için hiçbir sorgulamada bulunmamıştır.16
Türkiye Gazetesi, 3 Temmuz tarihinde “Sivas’ta Fitne: 35 Ölü” manşetini atmıştır. Gazeteye göre sivastaki
olayların sorumlusu Aziz Nesin’dir. “İslamiyet’e hakaret eden Aziz Nesin’i protesto eden binlerce kişi, Nesinin kaldığı oteli ateşe verip yakmak istedi” yazısıyla
olayların Nesin’in tahrikleri nedeniyle çıktığını savunmuşlardır. Yine bu bağlamda Gazete, 4 Temmuz günü
başbakan Çiller’in “Tahrik Var” sözünü manşete taşı-
yarak kendi haberlerine başbakanın sözlerini dayanak
göstermiştir. Gazete ilerleyen günlerde haberlerini daha
da sertleştirmiş, otelde hayatını kaybeden Asım Bezirci ve Nesimi Çimen’in cenaze töreninde kitlelerin bazı
yerlere saldırdığını hatta polise saldırdığını başlıklarına
taşımışlardır ( 9 Temmuz günü “Olaylı Cenaze” ve “Polise Saldırdılar” başlıklarını atmışlardır).
Cumhuriyet Gazetesi, 3 Temmuz 1993 tarihinde “Şeriatçılar Ayaklandı” manşetini atarak; olayların aşırı
dinci kesimin gösterdiği tepkinin Cuma namazı sonrası
artarak ve polisin yetersiz kalması sonucu gerçekleşti-
ğini yazmışlardır. 4 Temmuz’da ise “ Göz Göre Göre
Yandılar” başlığıyla olaylarda ihmalin olduğundan bahsetmişler ve aynı gün “Katliamda Hizbullah Parmağı”
başlıklı haberle katliamda Hizbullah yanlısı olduğu bilinen bir gençlik vakfının etkin rol oynadığını yazmışlardır. 5 Temmuz günü ise “Bakan Katliamı Bile Protesto
Edemedi” başlığı altında başta İçişleri Bakanı Mehmet
Gazioğlu olmak üzere pek çok bakan ve vekilin Sivas
Olaylarına yeterli tepki göstermemesinden yakınılmıştır. TBMM’nin bu olaya tepki vermemesini utanç verici olarak değerlendirmiştir.
2. Dergiler
Bu bölümde dönemin dergilerini ideolojileri bakımından ayırarak incelemek doğru olacaktır. Bu bağlamda öncelikle sol ideolojiye yakın dergilerin akabinde sağ
ideolojiye yakın dergilerin Sivas Olayları hakkındaki
görüş ve yazıları kısaca değerlendirilecektir.
1989 yılından itibaren Birikim Dergisi, 51 sayılı Temmuz 1993 sayısında Sivas Olaylarına geniş bir yer ayırmıştır. “Almanya’da Dazlaklar Türkiye’de Yobazlar”
başlığıyla yazılan makalede, yakın tarihte Almanya’da
yaşanan ırkçı saldırılarının benzerinin Sivas’ta yaşandı-
ğından bahsedilmiştir. Türkiye’de sadece yobazların de-
ğil faşizan tavır sergileyen devletin de tehlikeli olduğu
ve katliamda rolü olduğu belirtilmiştir. Pir Sultan Abdal
Derneği’nin çıkardığı Pir Sultan Abdal dergileri de bu
görüşe yakın yazılarla çıkmıştır. Katliamın meydana
geldiği Temmuz 1993’ten sonraki hemen her sayısında
Katliama yer vermiş, davalar başta olmak üzere katliamla alakalı her türlü materyale dergide yer vermiştir.
Diğer yandan İBDA-C örgütünün yayın organı olan
taraf dergisi katliamla ilgili olarak “Şanlı Sivas Kıyamı”
adında bir makale yayınlamıştır. Makaleye göre Aziz
Nesin soytarı olarak nitelendirilmiş, Sivas Katliamının
sürpriz olmadığını, insanların soytarılara gününü gösterdiğini yazmıştır. Ölen kişilerin katilini Aziz Nesin
olarak belirten dergi, içişleri bakanının tutumunu doğru
bulmuş ayrıca asker ve polisin halkı karşısına çıkmayarak doğru yaptığını yazmıştır. Yeryüzü ve Gençliğin
Sesi adlı dergiler de Taraf dergisinin görüşlerine katılmıştır. Bu bağlamda olayların kitle psikolojisine bağlı
olarak gerçekleştiğini yazmışlardır. Sivas Olaylarının
dış güçlerle bağlantılı olduğunu, birlik ve beraberliğin
bozulması için devletin bu katliama alet edilmeye çalı-
şıldığını yazan dergi olayın bir an önce kapatılması gerektiğini savunmuştur.
E. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
1993 Madımak Olayı, Cumhuriyet tarihimizin en bü-
yük kıyımları arasındaki yerini almıştır. Ancak bu noktada sorulması gereken birkaç soru vardır… Madımak
Olayı bir Alevi-Sünni çatışması olarak değerlendirilebilecek bir mezhep çatışması mıdır? Yoksa daha genel
anlamda din eksenli ve laiklik karşıtı, irticai diyebileceğimiz bir faaliyet midir? Diğer bir soru ise Sivas bu
katliam için gerekli koşulların oluştuğu bir yer midir,
yani Sivas tehlike arz eder mi? Yoksa Sivas’ta olması
tamamen tesadüf müdür? Çalışmanın bir sonuca varabilmesi için bu soruları incelemek gerekir.
Sivas’ın tehlike arz ettiği konusunda çok makul sebepler var. Öncelikle 1978 yılında gerçekleşen 1. Sivas Katliamına bakalım. Bu katliam da 1993 Madımak Olayı gibi bir bildiri ile başlamıştır diyebiliriz. Ramazan ayı sonunda yayınlanan bildiri özetle şu şekildedir: “Aziz hemşerilerimiz, eceli gelen köpek cami duvarına pisler atasözü tecelli etmektedir. En son çare olarak camilerimize saldırmaya, mübarek ramazan ayında yüzümüze sigara dumanı üflemeye kadar cüret etmişlerdir. Fakat  ülkücü Türk gençliğinden hak ettikleri cevabı almışlarıdır. (…) Ancak vatan müdafaası sadece gençlere terk edilemez. ‘Ben Türk evladıyım.’ diyen herkes vazifesini
yerine getirmeli ve mücadeleye destek olmalıdır.”17. Bu bildiri ile Sivas halkı Alevilere karşı kışkırtılmış, bu bildiriden sonra da Sivas Divriği ilçesinde Alevilere karşı kampanyalar başlatılmıştır. Divpalet Maden Tesislerine işçi sıfatıyla birçok militan alınmıştır. Bunun dışında
yerel basın kullanılarak halk kışkırtılmaya çalışılmıştır ve Alevi-Sünni ya da sağ-sol çatışmalarına zemin hazırlanmaya çalışılmıştır. 11 Ağustos 1978 Hakikat gazetesinden bir bölüm ile bunu örneklendirelim. “Türkiye bir Bolşevik ihtilaline doğru götürülmektedir. Bülent
Bey ve yardımcısı Aleviler bunu istemektedir.” 4 Eylül 1978 yılında bu çalışmaların sonuç verdiği söylenebilir. Alibaba Mahallesinde Alevi ve Sünni iki çocuğun kavgası olayın kıvılcımını atmıştır. Bu olay hızla büyüyerek önce ailelere, ardından komşulara ve tüm mahalleye yayılmış; daha ilk anlarda iki kadın hayatını kaybetmiştir. Yayılan asılsız haberlerle de olaylar büyümüştür. Sonuç
olarak olaylar yatıştığında geriye 9 ölü, 93 yaralı ve tahrip edilmiş 350 işyeri ve 97 konut kalmıştır.
Sivas’ın tehlike arz etmesinin diğer sebebi yerel seçimleri RP adayı Temel Karamolla’nın kazanması sonrası yapılan değişikliklerdir. Karamollaoğlu siyasi ideolojisine uygun olarak bazı kültürel değişiklikler yapmıştır. Kentte 2’si turistik otel olmak üzere toplam 3
mekân dışında içki ruhsatı olan hiçbir mekân kalmamış,
toplum içinde ekonomik olarak bazı kesimler zenginleşirken bazı kesimler yoksullaşmıştır. Bu örgütlenme Sivas’ın zaten kötü olan ekonomisinin daha da kötüleş-
mesine; halk gözünde iktidar yanlılarının ikinci plana atıldığına dair söylentilere neden olmuştur. Bu da halk arasında açık bir düşmanlığa sebep olmuştur.
Diğer yandan Sivas’ın tehlike arz etmediğine dair de elimizde çok net bir sebep vardır. Sivas ili Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vilayetidir ve Sivas halkı Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarına verilen tüm haklara sahiptir. Türkiye’nin bir hukuk devleti olması ve insan haklarının ulusal ve uluslararası hukukla güvencede olması başlı başına Sivas’ın tehlike arz etmediği sonucuna varmamızı sağlar. Pir Sultan Abdal Şenlikleri bu kurallar içinde gerçekleşmiş; daha da önemlisi bu etkinlik devlet tarafından desteklenmiştir. Bunun yanı sıra bu derneğin
üyelerinin büyük çoğunluğu SHP’lidir ve SHP dönemin koalisyon ortağıdır. Aynı zamanda Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de SHP’lidir. Aynı zamanda etkinlikler Kültür Merkezleri gibi devlete ait mekânlarda gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak Sivas’ın ekonomik yapısının bozuk
olması, kültürel yapısının çalkantılı olması ve daha önceden bir mezhep çatışmasına ve kıyıma sahne olması Sivas’ı tehlikeli bir yer haline getiriyor olsa da bu durum etkinliklerin iptal edilmesine gerekçe olamaz. Diğer yandan uluslararası alanda büyük bir şair olan Pir Sultan
Abdal’ı memleketi Sivas’ta anma talebinden daha doğalbir şey olamaz. Diğer yandan devletin tüm halkının can ve mal güvenliğini güvence altına alma zorunluluğu da etkinliklerin gerçekleştirilmesi için oldukça makul bir nedendir.
Diğer sorumuza gelecek olursak… 1993 Madımak olayının mezhepsel bir çatışma olduğuna dair izler vardır. Bunun başında şenliklerin Pir Sultan Abdal Derneği tarafından yapılmış olması gelir. Şenlikler sırasında Alevi bir şairin heykelinin dikilmesi ve Cuma namazı vaktinde tiyatro oyunu sergilenmesi Sünni halkı kışkırtmış olabilir ki bu da olayın mezhepsel bir çatışma
olduğunu gösterir. Ayrıca Sivas’ta 1978 yılında yaşanan Alevi katliamını da göz önünde bulundurursak bölgenin mezhepsel çatışmalara eğilimli olduğu sonucu çıkarılabilir. Diğer yandan yukarıda belirtildiği üzere yerel basının Bolşevik İhtilali’ni solcu ve Alevilerin istediğini
belirtmesi bölge halkının Alevilere bakış açılarından birini gözler önüne sermektedir.
Olayların mezhep çatışmasından daha öte bir durum olduğunun, hedefi laiklik ve Cumhuriyet ilkeleri olduğunun da göstergeleri vardır. En başta kalabalığın
“Kahrolsun Laiklik”, “Yaşasın Şeriat” sloganları atması bunun en büyük göstergesidir. Ayrıca olayların suçlusu olarak gösterilen Aziz Nesin’in Aydınlık Gazetesinde
tefrika ettiği Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri adlı yazısı da bizi olayların din eksenli olduğu sonucuna götürebilir. Bu noktada birinci yargılamada Aziz Nesin’in
“tahrik unsuru” kabul edilerek 1/4 oranında ceza indirimine neden olması unutulmamalıdır. Sivas Katliamının “din elden gidiyor” korkusu ile kitleleri bir araya getirmek için İslam dinini kullanan bir grup insanın planlı hareket etmesiyle ortaya çıkmıştır sonucu pek de yanlış
sayılmaz. 1993 Madımak Olayı ister din kökenli isterse mezhep
kökenli olsun varılacak kesin sonuç şudur ki; bu olay şeriat, tahrik ve mezhepçilik unsurlarını içinde barındıran bir nefret suçudur. Öteki olana karşı hissedilen hoşgörüsüzlük, korku ve terör olayları ile daha da artmış; bu hoşgörüsüzlük yerini farklı olana karşı nefrete bırakmıştır. Gerek devlet görevlilerinin gerekse yerel basının bunefret kültürünü daha da derinleştirmeye yönelik istemli
ya da istemsiz davranışları söz konusu olmuştur.
KAYNAKLAR
AŞUT, Atilla, Sivas Kitabı Bir Topluöldürümün Öykü-
sü, Edebiyatçılar Derneği Yayınları, Ankara, 1994
AY, Aysel, Alevilik Olgusu Bağlamında Sivas Olayının
Türk Yazılı Basınına Yansımaları, Yayınlanmamış Tez,
İstanbul, 2012
GÖLBAŞI, Haydar, Aleviler ve Sivas Olayları, Ant Yayınları, İstanbul 1997
KALELİ, Lütfi Sivas Katliamı ve Şeriat, Alev Yayınları, İstanbul 1994
KIRCA, Deniz, Geçmişte Kalan İnsan Hakları İhlalleri
İle Yüzleşmek: Onarıcı Adalet Yaklaşımı Kapsamında
Sivas Katliamı, Yayınlanmamış Tez, İstanbul, 2009
SARIHAN, Şenal, Madımak Yangını Sivas Katliamı
Davası, Ankara Barosu Yayınları, Ankara, 2002
İNTERNET KAYNAKLARI
http://sahipkiran.org/2013/08/19/turkiyede-alevi-nufusu/
GAZETE KAYNAKLARI
Hürriyet Gazetesi, 4 Temmuz 1993
Sabah Gazetesi, 3 Temmuz 1993
Sabah Gazetesi, 4 Temmuz 1993
Zaman Gazetesi, 3 Temmuz 1993
screenshot-2017-01-15-16-22-02

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s