Esra Kasap yazdı: MECLİSİN OLUŞUM SÜRECİ VE 1961-1980 ARASI TÜRKİYE’DE ÇİFT MECLİS UYGULAMASI

A. MECLİS NEDİR
Günümüzde ‘meclis’ denince akla gelen en netve genel tanım şu olacaktır: “Türk Milleti’ninoluşturduğu irade ile kurulan ve yine bu iradenin sahibi olan Türk Milleti’nin, anayasayla verdiği
yetki ile yasama yapan Türkiye Cumhuriyeti anayasal
devlet organı.”1 “Meclis kavramı Arapça kökenli bir kelime olup oturulacak, toplanılacak yer manasına gelir.”2
Ve bu kavram tarihsel açıdan hep var olmakla birlikte,
zaman zaman yapısal açıdan değişikliğe uğramış olup
genel olarak aynı amaca yönelik çalışmalarda bulunmuş-
tur. Bu yazıda meclis kavramının ortaya çıkış sürecini,
yapısal açıdan değişikliklerini ve çift meclis sisteminin
(bicameral) 1961-1980 arası Türkiye’deki uygulaması-
nın siyasal etkilerinin tartışmasını ele alacağız.
B. MECLİS-İ UMUMİ’NİN OLUŞUM SÜRECİ
VE İNCELENMESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve siyasal
açıdan bunalımda olduğu bir süreçte Genç Osmanlılar
adında bir aydın hareketi ortaya çıkmıştır. Bu grubun
Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyetle yönetilmesine yönelik ülke içindeki ve dışındaki çalışmaları sonucu ‘meşrutiyet’ düşünce olarak bazı Osmanlı aydınları
tarafında da benimsenmiştir. Meşruti düzenlemeler ile
Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve siyasal bunalımdan kurtulacağına yönelik düşünceler ve buna yönelik çalışmalar Abdülaziz’in tahttan indirilmesine ve yerine V. Murat’ın geçmesine neden olmuştur. Üç ay sonra
ruhsal bozukluğa sahip olduğu iddiasıyla V. Murat’ın da
tahttan indirilmesi sonucunda yerine 31 Ağustos 1876
tarihinde ‘Meşrutiyet İlanı’ sözü vererek II. Abdülhamit
geçmiştir ve anayasa hazırlıklarına böylece başlanmış-
tır.
II. Abdülhamit, karışıklıkların devam ettiği ve büyük
Avrupa devletlerinin, Osmanlı’ya müdahale etmeye çalıştıkları süreçte siyasi bir hamle ile 23 Aralık 1876’da
Kanun-i Esasi’yi ilan etmiştir ve böylece meşruti yönetime geçilmiştir.
1876 Anayasası olan Kanun-i Esasi, padişahın egemenlik haklarına kısıtlama getirmemiştir ve bu 1876
Anayasası ile kişilere özgürlük ve bazı haklar tanınmış-
tır. Kanun-i Esasi çerçevesinde çift kanatlı bir parlamento oluşturulmuştur.
Üyelerin seçim ile belirlendiği Meclis-i Mebusan ve
üyelerin padişah tarafından atandığı Meclis-i Ayan’dan
oluşan bu iki meclisli parlamentonun adı Meclis-i Umumi olarak belirlenmiştir. 1877-1878 yılları arasındaki
Osmanlı-Rus harbi bahanesi ile II. Abdülhamit, Kanun-i
Esasi’de yer alan yetkilerine dayanarak 14 Şubat 1878
tarihinde meclisi kapatmıştır ve böylece I. Meşrutiyet
son bulmuştur.
Bu süreçten sonra Genç Osmanlılar dağıtılmıştır fakat onların yaydığı meşrutiyet düşüncesi taraftarlarınca
İttihat ve Terakki Cemiyeti adlı bir topluluk oluşturulmuştur. Bu topluluk, II. Abdülhamit rejimini devirmek
ve meşrutiyetin yeniden uygulamaya geçirilmesi için
çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bu girişimler sonucunda 23 Temmuz 1908 tarihinde II. Meşrutiyet ilan edilmiştir.
Yeni Meclis-i Mebusan, 17 Aralık 1908’de çalışmalarına başlamıştır. “1908 sonrasında meclisler oldukça
kozmopolit bir yapı göstermiştir.”3 1909’da yapılan bazı
anayasa değişiklikleri ile monarşi sınırlandırılmıştır ve
yapısal düzenlemeler olmuştur. 1909 sonrası padişahın
yetkileri kısıtlanmıştır. Özetle “1909 değişiklikleri ile
yasama-yürütme arasında yumuşak kuvvetler ayrılığı
ilkesi, daha ziyade Mebusan Meclisi’ni kollayacak şekilde gerçekleştirilmiştir, klasik parlamenter hükümetin
unsurları Anayasa Hukuku’na girmiştir.”4
1912 seçimleri İttihat ve Terakki’nin iktidarı altında
gerçekleşmiştir fakat Halaskar Zabitan Hareketi, Sadrazam Sait Paşa’nın istifasına neden olmuştur ve Ahmet
Muhtar Paşa önderliğinde hükümet kurulmuştur. Bunun sonucunda Ahmet Muhtar Paşa 5 Ağustos 1912’de
meclisi feshetmiştir ve İttihat ve Terakki iktidardan dü-
şürülmüştür. İttihat ve Terakki’nin yeniden iktidara gelmesi 1913 Bab-ı Ali Baskını ile mümkün olmuştur. Bu
süreci takiben 1914-1918 tarihleri arasında gerçekleşen
I.Dünya Savaşı’na Osmanlı da, Almanya’nın yanında
katılmıştır fakat savaş Osmanlı açısından hüsranla sonuçlanmıştır. Bu yenilgi Meclis-i Mebusan’ın da feshedilmesine bir bahane olmuştur. Bu bilgiler üzerine şunu
söyleyebiliriz ki; Kanun-i Esasi ile meclisin temelleri
atılmıştır. ‘’Meclis-i Mebusan bütün kısıtlayıcı hükümlere rağmen Osmanlı Türk Tarihi’nin ilk temsili yasama organıdır. Osmanlı kurumları içinde seçimle gelen tek
organ Mebusan Meclisi’dir.’’ 5
C. OSMANLI MEBUSAN MECLİSİ’NDEN
TBMM’YE GEÇİŞ VE TBMM
İstanbul Hükümetleri, Batılı güçlerin kendilerine
destek verip anlayış göstereceğini düşünürken; Batılı
güçler bu hükümetleri yok edip, sömürge planları yapı-
yordu. Bu durum anlaşılınca, TBMM’nin temellerinin
atılmasında büyük etkisi olacak olan Müdafaa-ı Hukuk Hareketi başlatılmıştır. Sömürgeye karşı mücadele
eden grupların genel ve milli bir çatı altında birleştirilmesi firi Amasya Tamimi’nde sunulmuştur ve Sivas
Kongresi’nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk
adı altında birleştirilmiştir. Rıdvan Akın’ın aktardığına
göre, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti
ve onun yürütme organı Heyet-i Temsiliye, TBMM’nin
açılışına kadar Anadolu’da fili iktidarı elinde tutmuş-
tur.”6 Sivas Kongresi’nde alınan ‘bağımsızlık kararı ve
milletin geleceğini yine milletin azim ve kararı belirleyecek’ ilkesi ve Temsil Heyeti’nin yürüttüğü Milli Mü-
cadele İstanbul Hükümeti’nde kabul görmüştür.
Temsil Heyeti’nin elde ettiği konum sonucu milli mücadele daha da yaygınlaşmış ve hız kazanmıştır.
Bunun üzerine “Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılma
firi ortaya çıkmış ve faaliyetlere başlanmıştır.”7 “28
Ocak 1920’de ise Mebusan Meclisi’nde yapılan gizli bir
toplantı ile Misak-ı Milli kabul edilmiştir.”8 Bu olaylar
üzerine İngilizler 16 Mart’ta İstanbul’u resmen işgal
etmişlerdir. Bu olay ardından meclisin son oturumunu
gerçekleştirmesiyle 11 Nisan 1920’de padişah tarafından resmen kapatılmıştır.
Bu yaşananlar Mustafa Kemal’in haklılığını ortaya koymuştur ve Ankara bu olayların ardından Milli
Mücadele’nin merkezi kabul edilmiştir.
Mustafa Kemal’e olan güven daha da artmıştır ve
Mustafa Kemal bu durumdan istifade hız kesmeden çalışmaları başlatmıştır. “17 Mart 1920’de ordu komutanlarına genelge göndererek meclisin Ankara’da toplanmasının gerekli olduğunu bildirmiştir.”9 Ve Ankara’da
toplanacak meclis için illere, sancakların kolordu komutanlıklarına 19 Mart 1920 tarihinde gönderdiği telgrafta
yeni seçilecek olanlar ile İstanbul’dan kurtulmayı başaran mebusların en kısa sürede Ankara’da toplanmalarını
istemiştir. Seçilen milletvekilleri ile 11 Nisan’da yapılan
görüşmeler sonucunda 23 Nisan 1920’de meclisin açılı-
şı gerçekleşmiştir.
Bu meclis Milli Mücadele’yi gerçekleştirmek amacıyla kurulmuştur. “Meclis, yeni Türkiye’nin ilk meclisi olması bakımından ‘Birinci Meclis’; yeni Türk
Devleti’nin temelini attığı için ‘Kurucu Meclis’; Türk
Milleti’nin milli ruhunu temsil ettiği için ‘Kuvayi
Milliye Meclisi’ şeklinde adlandırılmıştır. Hıyanet-i
Vataniye Kanunu ile ‘Büyük Millet Meclisi’; daha
sonra Atatürk’ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu
Kararnamesi’nde de yazılı olarak ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’ adı kalıcılık kazanmıştır.’’ 10
Meclis kendi içinden seçtiği bakanlarla yürütme işlemini gerçekleştirmiştir. Devletin bir başkanı olmamakla
birlikte, TBMM icra yetkisine sahip olmuştur. Vekiller
meclis adına çalışıp, meclis istemlerini yerine getirmiş-
lerdir. Yani bu dönemde ‘meclis hükümeti sistemi’ uy-
gulanmıştır.
20 Ocak 1921’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul
edilmiştir. 1921 Anayasası olarak da bilinen bu metin
çok kapsamlı olmamakla, kısadır. “İçinde yargı erki ve
vatandaşlık haklarına dair kısımlar yoktur.”11 1921 Anayasası, güçler birliğini ve meclis hükümeti sistemini
kendine baz almıştır. Ulus egemenliği kabul edilmiştir
ve bu egemenlik meclis yoluyla kullanılabilir. Halkın
yönetime katılımı için de çalışmalar yapılmıştır fakat
yargı konusu durumun şartlarından ve gerekliliğinden
dolayı göz ardı edilmiştir. ‘’1921 Anayasası’nın örgütlenme modeli olan meclis hükümeti sistemi, olağanüstü
koşullardan doğan geçici bir seçenekti. Mustafa Kemal
için de bu bir ara rejim modeliydi. Yürütmenin daha
sonra ayrı ve kişilikli bir organ olarak serpilmesi kaçı-
nılmaz bir yönelimdi. Nitekim 1923 değişiklikleri buna
haber verecek, 1924 Anayasası da aynı yolu izleyecektir.12
İlk Meclis seçimlerinin yenilenmesiyle ve 1921
Anayasası’nda yapılan bazı değişikliklerle, ikinci seçimle oluşturulan meclis tarafından Cumhuriyet ilan edilmiştir. Bazı değişikliklere rağmen 1921 Anayasası’nın
hala kapsamsız olması ihtiyaçların cevapsız kalmasına
neden olmuştur. Bu sebeple Anayasa değişikliğine gidilmesi kanaatine varılmıştır ve yeni Anayasa ikinci meclis
tarafından hazırlanarak kabul görmüştür.
1924 Anayasası ile yönetim şekli belirlenmiş-
tir ve laiklik hakkında bazı değişiklikler yapılmıştır.
Anayasa’nın ilk halinde ‘’Devletin dini İslam’dır.’’ 13
maddesi yer alırken; 1928 yılında bazı değişikliklerle
bu gibi maddeler çıkartılmıştır ve 1937’de ise “Laiklik
İlkesi’’ 14 1924 Anayasası’na girmiştir. Ayrıca 1924 Anayasası ile TBMM yasama yetkisine kavuşmuştur. 1924
Anayasası’nın hükümet sistemi meclis ve parlamenter
sistem özelliklerini barındıran karma bir sistemdir. “Yasama ve yürütme yetkisi erki Büyük Millet Meclisi’nde
belirlenir ve onda toplanır.’’ 15 “Yasama meclis tarafından’’ 16 ; yürütme, meclis tarafından seçilen Cumhurbaş-
kanı tarafından ve onun tayin edeceği bakanlar tarafından kullanılır. Ayrıca “meclis, hükümeti denetleme ve
düşürebilme haklarına sahiptir.’’ 17 Bu durum anayasacıların da deyimiyle ‘kuvvetler birliği ve görevler ayrılı-
ğının olduğunu gösterir. Bu Anayasa ile yargı, bağımsız
mahkemelerin elindedir. 1924 Anayasası oluşturulana
kadar yürürlükte kalmıştır.
D. DEMOKRAT PARTİ’NİN KURULUŞUNA
DOĞRU VE DP
Türkiye, 1924 ve 1930 yılları arasında çok partili ya-
şama geçme denemelerinde bulunmuş fakat başarısız
sonuçlar elde edilmiştir. CHP tek partili dönem sürecinde uzun süre iktidarda kalmıştır ve bu süreçte parti ilkeleri de Anayasa’ya dâhil edilmiştir. Parti genel başkanı
ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Atatürk’ün 1938 yılında hayatını kaybetmesi üzerine İsmet İnönü bu görevin
devamlılığı adına seçilen isim olmuştur.
Küresel fokurdamalar bu süreçte devam etmiştir ve
1939’da II. Dünya Savaşı meydana gelmiştir. Türkiye’de
savaş üzerine ülke içinde olağanüstü düzenlemeler yapılmıştır. ‘Milli Koruma Kanunu’ buna örnek gösterilebilir. ‘’Kanun 18 Ocak 1940’ta meclisten geçmiştir.
Siyasi tarihimizde pek çok tartışmaya sebep olacak bu
düzenleme, savaş koşulları dolayısıyla, hükümete geniş
yetkiler vermiştir ve bütün iktisadi teşebbüsler az ya da
çok devlet denetimi altına alınmıştır.’’ 18 Düzenlemelere
bir diğer örnek, artan talep karşısında arzdaki daralmay-
la enflsyonun artışını ve pahalılığı önlemek adına çıkartılan ‘Varlık Vergisi Kanunu’dur. Bu kanunun sonuçları
karşısında ‘kent burjuvazisi’ olarak adlandırılan kesim
iktidara karşı duruş sergilemiştir. II. Dünya Savaşı’nın
sonuna doğru Türkiye’deki kötü ekonomi olağanla-
şırken, iktidara karşı bilenmelerin oluşması sebebiyle
‘Varlık Vergisi’nin kaldırılması gündeme gelmiştir. Bu
süreçte ekonomi politikalarının yarattığı tartışmalar, tek
parti rejiminin kendi içinden eleştiri almasına ve fiir
ayrılıklarının oluşmasına neden olmuştur. Bu eleştiriler
daha çok “potansiyel muhalefet partisi önderleri”19 tarafından yapılmıştır. Özellikle gelecekte cumhurbaşkanı
olacak olan Celal Bayar uygulanan bütçe politikaları-
nı en sert eleştiren isim olmuştur. Önceden olduğu gibi
eleştirilerin ardından ivedilikle kanunun çıkartılması dö-
nemine, Bayar’ın 1944 bütçesine verdiği ret oyu damga
vurmuştur ve bundan sonra yapılan oylamalarda da ret
oyları gelmeye başlamıştır. “Başbakan Refi Saydam’ın
ölümü üzerine gelen Şükrü Saraçoğlu hükümetine, 1945
bütçe kanunu müzakeresi sonrası yedi ret oyu gelmiştir
ve bu oyların altısı DP’nin çekirdek kadrosunu oluşturacak isimlerdir: Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik  Koraltan, Fuat Köprülü, Hikmet Bayur, Emin Sazak.”20
Adnan Menderes ve Fuat Köprülü ağır eleştirmeler ve
aşırı devletleştirme politikalarına olan sert duruşlarından dolayı CHP’den ihraç edilmişlerdir. Bu olayı takiben Celal Bayar ve Refi Koraltan da CHP’den istifa
etmiştir.
Demokrat Parti, zaman içersinde gereken iradeyi
oluşturup, hüsrana uğramayacağı ( başarısız çok partili
döneme geçiş denemeleri gibi) konusunda fiir birliğine vardıktan sonra 7 Ocak 1946’da kurulmuştur ve 21
Temmuz 1946 Seçimleri’nde meclise 65 üye sokmayı
başarmıştır. “Kurulduktan dört yıl sonra yapılan seçimlerde 27 yıllık tek parti dönemini sona erdiren, Türkiye
Cumhuriyeti’nde ilk defa serbest seçimle iktidarı kazanan Türk siyasi partisidir.”21 1950’de yapılan seçim
sonrası Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilmek üzere
DP’nin meclis grubunda Celal Bayar aday seçilmiştir ve
22 Mayıs 1950’de mecliste yapılan oylamalar sonucu
Cumhurbaşkanı kabul edilmiştir. Refi Koraltan Meclis
Başkanı olurken; Adnan Menderes de dönemin başbakanı olmuştur.
Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi sonucu baskıcı
devlet anlayışı son bulmuştur, milli, liberal ve daha demokratik bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Bu durumla
birlikte hayat standartlarını yükseltme çabasına gidilmiştir. DP’nin iktidara gelişi ile demokrasinin ileri dü-
zeye ulaşacağı ve daha iyi bir hal alacağı düşünceleri
oluşmuştur.
DP, her fırsatta demokrasiye vurgu yapmıştır. Muhalefetin sesi yükseldiğinde serbest seçimle iktidara geldiğini hatırlatmıştır ve halkın isteğine yönelik gidişat
izleneceği şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. DP, ana
muhalefet partisini güçsüzleştirmek için ‘14.12.1953
tarihli ve 6195 sayılı CHP’nin Haksız İktisaplarının Hazineye Devri Hakkında Kanun’ yürürlüğe koymuştur.
Rıdvan Akın’ın da aktardığı üzere, CHP mali bakımdan iktidar karşısında kanun ile zayıflmıştır. Kanunla
CHP’nin Tek Partili Dönem’de edindiği bütün mallar
müsadere edilmiştir.22 Ayrıca DP, İsmet İnönü’nün geçmişteki bazı yanlış uygulamalarını sürekli gündemde
tutarak CHP’ye karşı manevralarda bulunmuştur. Bu
iki örnek DP’nin ana muhalefeti zayıfltmak için kullandıkları arasında gösterilebilecek olan belli başlı siyasi hamlelerdir. Tüm bunların yanında Rıdvan Akın’ın
aktardığına göre, DP sivil ve askeri bürokrasiyi önceki
dönemin kalıntısı saydığından onlara çok sert davranmıştır.23
DP iktidar olduktan sonra, seçim sürecinde ciddi
anlamda savunduğu demokrasiye zıt siyasi hamleler
yapmaya başlamıştır. Önüne engel çıkabileceğini dü-
şündüğü her ihtimale karşı sert önlemler almıştır ve uy-
gulamıştır. Halk üzerinde en etkili araçlardan olan basın karşısında da zırhını bürünmüştür ve ’Resmi İlanlar
Kanunu’ çıkartılmıştır. Rıdvan Akın’ın aktardığına göre,
bu kanun ile yandaş gazeteler ödüllendirilmiştir ve muhaliflr cezalandırılmıştır.24
1954 seçimlerine giderken politik hamleleri sonucu DP, tüm kısıtlamalarına rağmen iktidarda kalmayı
başarmıştır. Özetle DP, muhalefetin güç kazanmaması
için her yola başvurup birçok kısıtlamalar getirmiştir ve
hatta “1957’de muhalefetin güç birliği ihtimaline karşı
‘seçim kanunu’ değiştirilmiştir.”25
Ana muhalefeti eritmek adına yapılan bir başka hamle de “seçim bölgeleri ile oynama”26 olmuştur. Yani DP,
ana muhalefet partisi olan CHP’ye karşı sağlam hamleler yaparak bir kez daha iktidar da kalmayı başarmıştır.
DP’nin demokrasi dışı hamleleri karşısında DP’nin
klasik liberal çizgi dışı çalışmalarda bulunduğu gerek-
çesiyle parti içi muhalefet oluşmuştur ve bu muhalefet
partiden ayrılarak, Hürriyet Partisi’ni kurmuştur.
1957’de milletvekili genel seçimleri için erken seçime gidilmiştir. DP bu seçimde büyük miktarda oy kaybı-
na uğramıştır ve hatta Rıdvan Akın’ın aktardığına göre,
basit çoğunluk sistemi yerine, nispi çoğunluk sistemi
uygulansaydı DP seçimi kaybedebilirdi ve muhalefet
bir koalisyon hükümeti oluşturabilirdi.27 Bu durumdan
ötürü nispi temsil sistemi, DP tarafından reddedilmiştir
ve bu sisteme olumsuz yorumlar yapılmıştır.
Seçim sonrası TBMM İç Tüzüğü değiştirilmiştir ve
bu hamleyle muhalefetin önüne bir kez daha geçilmiş
olup, hakları sınırlandırılmıştır. Ayrıca bu süreçte DP
her fırsatta ‘meclis üstünlüğünü’ nü gündeme getirmiştir. Muhalefet partileri, DP’nin bu sert ve kısıtlayıcı
hamlelerine karşılık ‘Anayasa’nın üstünlüğü’ nü gündeme getirmiş, iktidar gücünün Anayasa yapısı ile sınırlandırılması isteminde bulunmuştur ve buna dair önerge
sunmuştur. Ayrıca CHP, TBMM’nin iki kamaralı olmasını ve Cumhuriyet Senatosu kurulmasını önermiştir.
İktidarın her geçen gün seçmen sayısındaki düşüş,
muhalefet partileri olan CHP, CKMP ve HP’yi cesaretlendirmiştir ve daha sert kısıtlamalarla önlemler alınmaya çalışılmıştır. ‘’DP’nin 27 Mayıs öncesi son otoriter
girişimi 28 Nisan 1960’ta 7468 sayılı kanunla Tahkikat
Komisyonlarının kurulması sağlanmıştır.’’ 28 Yani bunlardan hareketle diyebiliriz ki, DP savunduğu demokrasinin artık çok uzağındadır ve başlangıçta zikrettiği şey-
lerin tam tersi hamleler yaparak yola devam etmektedir.

E. 27 MAYIS İHTİLALİNE DOĞRU
DP yaptığı siyasi hamleler ile 1960’a kadar her şeye
rağmen iktidarda kalmayı başarmıştır fakat 1960’a kadar muhalefetleriyle sürekli çatışmalar yaşamıştır. 1957
genel seçimlerinde iktidar ile ana muhalefet arasındaki
gerginliğin dozu daha da artmıştır ve bir süre de devam
etmiştir. Demokrat Parti gerginliklere karşı otoritesinin
sarsılmaması adına halk üzerindeki etkisi büyük olan
aygıtlara ( basın, üniversite vb.) karşı da sert önlemler
almıştır. Demokrat Parti’nin bu önlemlerine karşılık basın, üniversite, ordu ve diğer gruplar iktidara karşı bir
tavır takınmışlardır. DP’liler bu süreçte din istismarlığı-
na da giderek, halkı etkilemeye çalışmıştır. Buna örnek
olarak “1959’da Menderes’in İngiltere’deki uçak kazasından sağ kurtulmasından sonra, bazı DP’liler tarafından Allah’ın tayin ettiği bir lider olarak ilan edilmesi”29
verilebilir. Bunların yanında CHP’ye karşı oluşturulan
Tahkikat Komisyonu kurulması da büyük yankı uyandırmıştı hatta İstanbul’daki öğrenciler sokağa dökülüp,
çeşitli sloganlar atarak iktidarı protesto etmişlerdir.
Olayların çığ gibi büyümesine karşı alınan önlem, sıkı-
yönetim ilanı olmuştur. Bu olaylar üzerine Ankara’da da
öğrenciler ayaklanarak özgürlük sloganları atmışlardır
ve hatta 21 Mayıs’ta Kızılay’da Harbiyeliler bir yürüyüş
gerçekleştirmişlerdir. Ayrıca tüm bu olayların üzerine
İsmet İnönü mecliste yaptığı konuşma sırasında “Böyle
giderse sizi ben bile kurtaramam.” şeklinde bir cümle
kurmuştur.
Türkiye’de karışıklığın git gide arttığı dönemde
DP’ye ihtilal sinyalleri verilerek uyarılar yapılmıştır fakat bazı uyarılara kulak asılmamış, bazıları içinse artık
çok geç kalınmıştır. Ortam artık ihtilal için müsaittir ve
DP İktidarı, düşürülme sürecine girilmiştir. 27 Mayıs
1960 günü olma olasılığının düşünüldüğü ihtilal ger-
çekleşmiştir ve zamanında DP tarafından zorunlu izin
şeklinde İzmir’e gönderilen Kara Kuvvetleri Komutanı
Cemal Gürsel liderlik için Ankara’ya getirilmiştir. Darbe sonrası, DP’nin iktidarda bulunan tüm kadrosu tutuklanmıştır. Yargılama süreci gerçekleştirilmiştir ve ardından süreç sonrası Fatih Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan
ve Adnan Menderes gibi isimler idam edilmiştir; diğer
isimler de hapis cezalarına çarptırılmıştır.
F. 1961 ANAYASASI VE ÇİFT MECLİS YAPISI
İNCELEMELERİ
İzmir’den getirtilerek Milli Birlik Komitesi’nin ba-
şına geçirilmiş olan Cemal Gürsel devlete ve hükümete
de başkanlık edecek isim olmuştur. Gürsel Hükümeti
30 Mayıs 1960’ta göreve başlamıştır. Yapılan ilk işlem
İstanbul ve Ankara Hukuk Fakülteleri’nin başarılı öğretim üyelerinden Anayasa taslağı hazırlamaları için bir
komisyon oluşturulmuştur. Ayrıca “Teşkilat-ı Esasiye
Kanunu’nda da bazı değişiklikler yapılmıştır ve 157
sayılı Kurucu Meclis Oluşturulması Hakkında Kanun
ve 158 sayılı Temsilciler Meclisi Kanunu çıkartılarak
Anayasa yapım süreci başlatılmıştır.”30 “Rıdvan Akın’ın
aktardığına göre, Anayasa 4,5 ayda kurucu meclis tarafından hazırlanmıştır.”31 Mayıs 1961’de Meclis’te kabul
edilen 1961 Anayasası, ardından referanduma sunulmuştur ve oradan da olumlu sonuç alarak kabul görmüş-
tür.
“Hak ve özgürlüklerin korunabilmesi için Anayasa
Mahkemesi ve Danıştay, güvence olarak gösterilmiş-
tir.”32 Bunlara ek olarak “Yüce Divan yetkisi Anayasa
Mahkemesine geçmiştir ve Cumhurbaşkanı da tarafsız-
laştırılmıştır. Yani Cumhurbaşkanı’nın siyasal konumu
meclis dışına taşınmıştır ve yasama meclisi ile organik
bağı kesilmiştir.”33 1961 Anayasası’na göre Cumhurbaşkanı sadece bir kez seçiliyor ve yedi yıl görevde kalıyordu. Bu durum yeniden seçilme beklentisini ya da
kaygısını sona erdirmiştir.
İhtilal sonrası 1961 Anayasası ile çift meclis düzenlemesi uygulamaya geçmiştir. “Parlamento yetkilerinin
iki ayrı meclis tarafından ortak kullanılması ve yasama
görevinin bu iki meclis tarafından gerçekleştirilmesini sağlayan sistem çift meclis sistemi olarak adlandı-
rılır.”34 Ayrıca hatırlayacağız ki yazımızın başında yer
alan bilgiler, çift meclis sisteminin ilk uygulamasının
1876 Anayasası ile Osmanlı Dönemi’nde uygulandığını
gösterir fakat bu uygulanan çift meclis şimdiki sistemden bazı farklılıkları olan bir içeriğe sahiptir. TBMM
ve Cumhuriyet Senatosu çift meclis sistemini oluşturan
unsurlardır. Yeni düzenlemeye göre milletvekili sayısı
450 olarak belirlenmiş olup, milletvekili seçilme yaşı
30’dur. Ayrıca seçmen yaşı 21 olmuştur ve nispi temsil
seçim sistemi kullanılmaya başlanmıştır. Milletvekillerinin görevde kalma süresi ise 4 yıldır. Cumhuriyet
Senatosu’na üye olmak için 40 yaşını doldurmuş ve  yüksek öğrenim görmüş olmak gerekliydi. Cumhuriyet
Senatosu üç farklı biçimde belirleniyordu. “Genel oyla
seçilecek üyeleri altı yılda bir seçilecek; bu üyelerin üçte
biri her iki yılda bir yenilenecekti. Senatonun tabii üyeleri eski Cumhurbaşkanları ve MBK üyelerinden oluşacaktı. Anayasa, Cumhuriyet Senatosu’nu korporatif bir
meclis olarak düşünmüştür.’’ 35 Hükümet, Cumhuriyet
Senatosu’na karşı değil; meclise karşı sorumluydu ve
güven oylaması sadece Millet Meclisi’nde yapılıyordu.
Ayrıca Cumhuriyet Senatosu’nun gensoru ile hükümeti
düşürme yetkisi yoktu. Anlaşılacağı üzere, atanmışları
seçilmişlere karşı güçlendirilmeye gidilmiştir ve yürütme, idari yargı ile yasama da anayasa yargısı altında denetime tabi tutulmuştur. 1961 Anayasası, yürütmeyi bir
yetki olarak değil yasamadan doğan bir görev gibi kabul
etmiştir.
Geçmişte yaşanan sıkıntılardan hareketle, iktidarın denetlenmesi için Büyük Miller Meclisi üzerinde
Cumhuriyet Senatosu adlı bir güç belirlenmiştir ve çift
meclis sistemi uygulamasına geçilmiştir. Cumhuriyet
Senatosu’nun oluşturulma sebeplerinden en önemlisi,
iktidarın fazla otoriter oluşu ve çabuk kanun yapmasıydı. İktidar, politik hamlelerle halka sunulan günlük
sıcak vaatlerle iktidarda kalmayı başarabilir; oysa halkın bugünü kurtarmak için yaptığı bir seçim, devletin
varlığını ve birliğini tehlikeye sokabilir ve geleceğini
yok edebilir. 1961 Anayasası ile bu yüzden çift meclis
sistemine geçilmiştir.
1961 Anayasası ile uygulanan çift meclisin bir kolu
olan Cumhuriyet Senatosu anayasal sistem ve seçim
sistemi açısından bazı işlemlerin yavaşlamasına neden
olmuştur ve bu durum birtakım eksikliklere yol açmış-
tır. Bu durum da, bu meclis sisteminin kaldırılana kadar
eleştirilmesine sebep olmuştur. Çift meclis sistemi, genelde tarih içinde halk meclisinin etkisini azalttığından
demokratik sistemin de yavaşlamasına neden olmuştur.
Ayrıca çift meclis sisteminde yasama süreci çok karma-
şıktır ve zaman kaybına neden olur, “TBMM ve Cumhuriyet Senatosu arasındaki gidip gelmeler sonucu son
söz Millet Meclisi’ne ait kabul edilmiştir ama Millet
Meclisi’nin iradesini kabul ettirebilmesi birtakım şartlara bağlanmıştır. Millet Meclisi bu şartları gerçekleştiremezse Cumhuriyet Senatosu’nun veya kurulan komisyonların kararını benimsemek zorunda kalır.”36
Anayasa kabulü sonrasında 15 Ekim 1961’de siyasi
faaliyetlerin serbest bırakılması sonucu seçim gerçekleştirmiştir. CHP ve AP oyların çoğunluğunu alan 2 parti
olmuştur ve 20 Kasım 1961’de bir koalisyon hükümeti
oluşturmuşlardır. Bu koalisyon hükümeti zorunluluktan
doğmuştur. TBMM’nin açılması ve Gürsel’in Cumhurbaşkanı olması dahi ordu içindeki kaynamaya engel olmamıştır ve 1961 yılında Kurmay Albay Talat Aydemir
bir darbe girişiminde bulunmuş ve bu darbe başarısız-
lıkla sonuçlanmıştır.
Bu iktidar döneminde Başbakan İnönü ve Cumhurbaşkanı Gürsel 1965 yılına kadar DP’lilerin affı meselesini kendi aralarında gündem etmişlerdir. Adalet Partisi
bu af konusunda aceleci bir tavır sergilemiştir, bu tavrın sebebi ise CHP ile yapılan koalisyondan kurtulma
istekleridir. Senatoda çoğunluğa sahip AP, hükümetten
çekildikten sonra 1965’e kadar İnönü zayıf ve başarısız
koalisyonlar yapmak durumunda kalmıştır.
Yapılan mahalli ve senato seçimlerde de bu olaylardan dolayı CHP’nin güç ve oy kaybına uğradığı görülmektedir. Bu durumlar üzerine bir de Kıbrıs Sıkıntısı ile
İnönü’nün Bütçe Kanunu tasarısı ret oyu alınca İnönü
Hükümeti artık istifa etmiştir ve 1965 seçimlerine gidilmiştir. Bu seçimlerin galibi Adalet Partisi olmuştur.
Adalet Partisi, tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğa sahipti. Adalet Partisi, Demokrat Partiden doğmuş-
ken; Cumhurbaşkanı Gürsel ise 27 Mayıs İhtilali’nden
doğmuştu.
Cemal Gürsel, AP Hükümeti kurulduktan kısa
bir süre sonra felç geçirmiştir ve durumunun kötü
olduğu ve umudun olmadığı da tıbben desteklenince 1961 Anayasası’nın da desteği ile yine 1961
Anayasası’na uyularak, TBMM’nin verdiği karar ile
Cumhurbaşkanlığı’na son verilmiştir. Yerine 28 Mart’ta
eski Genelkurmay Başkanı ve Kontenjan Senatörü Cevdet Sunay seçilmiştir. İktidar partisi, Cevdet Sunay’ın
seçiminde oldukça etkili olmuştur. Cevdet Sunay’ın se-
çimine verdikleri destekler “Rıdvan Akın’ın aktardığına
göre, Orduyu tatmin ederek iktidarını pekiştirme manevrası olarak yorumlanmıştır ve hatta Demirel AP’nin
bu seçimini ‘milletin ordu ile kucaklaşması’ olarak yorumlamıştır.”37
G. 12 MART’TAN 12 EYLÜL’E DOĞRU
12 Mart 1971 tarihinde dönemin Genelkurmay Baş-
kanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri tarafından dö-
nemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra
verilmiş olup, hükümet istifaya zorlanmıştır. Bu darbe
girişimi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde başarılı olmuş
ikinci darbedir ve emir-komuta zinciri içerisinde ger-
çekleşmiştir. “12 Mart Muhtırası, Demirel’in deyimiy-
le ‘ TBMM’den güvenoyu alarak göreve gelmiş AP
Hükümeti’ne yönelik anayasayla kabili telif olmayan
bir darbe’ olmuştur.’’ 38 Ayrıca “Rıdvan Akın’ın aktardı-
ğına göre, parlamentonun dağıtılmasını Atatürkçü çiz-
gide hükümet kurulmasına bağlayan ordu, yüksek komuta kademesinin istekleri doğrultusunda davranmıştır
ve Nihat Erim’de başbakanlık görevine getirilmiş-
tir.’’ 39 Bunlara ek olarak, 8 Mart 1973 tarihinde Cevdet
Sunay’ın görev süresi bitmiştir ve yerine Emekli Amiral
Fahri Korutürk seçilmiştir. screenshot-2017-01-15-15-52-4324 Ocak 1974’te ise CHP ve MSP ortak bir koalisyon
hükümeti kurmuştur. Bu süreçten sonra Kıbrıs Harekatı gerçeklemiştir ve sonucunda CHP prestij kazanmıştır
fakat birçok konuda olduğu gibi koalisyon hükümeti, bu
konuda da fiir ayrılığına düşmüştür ve Ecevit 17 Ey-
lül 1974’te istifasını vermiştir. Bu istifanın altında ise
Ecevit’in erken seçim ile CHP’nin tek başına iktidar
olabileceği düşüncesi yatıyordu. Bu istifanın ardından
yeni bir hükümet kurulamamıştır ve Ecevit 7 Kasım’da
hükümeti kurma görevinin iadesini gerçekleştirmiştir.
Yeni bir koalisyon hükümeti kuracak olan Süleyman
Demirel’in başkanlığında AP, MSP, MHP, CGP’den
oluşan bir koalisyon hükümeti kurulana dek, Sadi Irmak
Hükümeti güvensizlik oyu almasına rağmen görevde
kalmıştır.
1977’de erken seçim olan milletvekili genel seçimi
gerçekleştirilmiştir. Bu seçimden CHP en çok oyu alarak birinci parti olmuştur. Ecevit o zamanki seçim sistemine istinaden azınlık hükümeti kurma kararına varmış-
tır ve “21 Haziran 1977’de onaylanan Ecevit Hükümeti,
3 Temmuz’da güvenoyu alamayarak istifasını vermek
zorunda kalmıştır.”40 Bu hükümetin düşmesinin ardından “Süleyman Demirel başkanlığında II. Milli Cephe
Hükümeti kurulmuştur. Demirel bu kez yanına Erbakan
ve Türkeş’i alarak işe koyulmuştur.”41 Bu hükümetin de
Ecevit’in politik hamleleriyle devrilmesi üzerine Ecevit
Hükümeti, AP’den ayrılan 11 bağımsız milletvekili ile
kurulmuştur. Ayrıca kurulan hükümet güvenoyu almayı
da başarmıştır fakat hükümetin ömrü yirmi iki ay sürmüştür ve 1979 sonlarına doğru yapılan ara seçimlerde
ağır yenilgi alarak iktidardan çekilmiştir. AP bu hükü-
metin ardından MHP ve MSP’nin desteği ile azınlık
hükümeti kurmuştur ve güvenoyu da alarak 25 Kasım
1979’da göreve başlamıştır. 1979 sonlarına doğru yeni
bir ihtilal sinyalleri günden güne yayılmaya başlamıştır
ve hata “TSK yüksek komuta kademesi Cumhurbaşkanı
Korutürk’ü 27 Aralık 1979’da ziyaret etmiş ve kendisine bir uyarı mektubu vermiştir.”42
12 Eylül 1980’de TSK tarafından emir-komuta zinciri içinde Demirel Hükümeti’ne karşılık bir darbe ger-
çekleştirilmiştir. Darbeyi gerçekleştirecek kişiler Milli
Güvenlik Konseyi adı altında toplanmışlardır. Darbeye
gerekçe olarak sağ-sol çatışması, siyasi, sosyal, ekonomik, vb. sebepler gösterilmiştir. Darbe sonrası partiler,
TBMM lağvedilmiştir ve Anayasa yürürlükten kaldırılmıştır. Parti liderleri tutuklanarak yargılanmıştır.
H. SONUÇ
Görüldüğü üzere geçmişten beri meclis değişime uğ-
rayarak da olsa hayatımızda hep var olmuştur. Zaman
zaman meclisin yapısı değiştirilmiştir ya da değiştirilmek zorunda kalmıştır. Her yeni Anayasa Meclis’in
yapısına yönelik bilgilerin habercisi olmuştur. Osmanlı
Dönemi’nde 1876 Anayasası ile oluşturulan çift meclis,
TBMM’nin kuruluşuyla sekteye uğramıştır ve 27 Mayıs
İhtilali sonucu hazırlanan 1961 Anayasası’ndan 12 Ey-
lül 1980 İhtilali’ne kadar varlığını sürdürmüştür. Darbe
sonrası hazırlanan 1982 Anayasası ile yasama sürecinin
hız kazanması adına çift meclis sistemi terk edilmiştir
ve tekli meclis sistemine gidilmiştir. Günümüzde de
hâlâ tekli meclis sistemi kullanılmaktadır.
KAYNAKÇA
AKIN, Rıdvan, Türk Siyasi Tarihi 1908-2000, XII Levha Yayınevi, İstanbul,2015
DOĞAN, Oğuz Kaan, Yasa Yapımında Bir Alternatif:
Çift Meclis Sistemi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi,
2011/94, s. 379
GİRİTLİ, İsmet, SARMAŞIK, Jale, Anayasa Hukuku,
Der Yayınları, İstanbul, 1998
KÜÇÜK, Mustafa ‘’I. TBMM’nin Açılışı ve Anlamı’’,
Türkler Ansiklopedisi, c.16, Yeni Türkiye Yayınları,
Ankara, 2002
TANÖR, Bülent, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri,
Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2016
TANÖR, Bülent, İki Anayasa 1961 ve 1982, Beta Yayınları, İstanbul, 1991
TOKER, Metin, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları
1944-1973, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1991
YAVUZ, Bülent, BÜLBÜL, Mahmut, Çift Meclis Sistemi ve Türkiye, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.XVI, Y. 2012, Sa. 1
İNTERNET KAYNAKLARI
Hasan Akgül, TBMM’nin Açılış Süreci Hakkında Kü-
çük Bir Yazı, https://www.academia.edu/16910961/TB
MM_A%C3%A7%C4%B1l%C4%B1%C5%9F_S%C
3%BCreci_Hakk%C4%B1nda_K%C3%BC%C3%A7
%C3%BCk_Bir_Yaz%C4%B1 , Erişim Tarihi:20 Kasım 2016
http://www.turkcebilgi.com/t.b.b.m , Erişim Tarihi:19 Kasım
2016
http://www.filozof.net/Turkce/nedir-ne-ne-demek/7897-
meclis-nedir-ne-demektir-anlami-sozluk-anlami.html ,
Erişim Tarihi: 19 Kasım 2016
http://www.dp.org.tr/Default.aspx?islem=icerik&modul_5&
id=1645 Erişim Tarihi: 19 Kasım 2016
http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa24.html Erişim Tarihi: 19 Kasım 2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s