Can Elden yazdı: İNSANİ MÜDAHALE VE HOBBESÇU KORKU EKSENLERİNDE KIBRIS SÜRECİ

Geçmişe dönüp 20. yüzyıla bir bakış atmakistersek, özellikle ikinci yarısında bloklararasındaki çatışma gözümüze çarpar. Gerek
insani müdahaleler, gerekse Hobbesçu korku mekaniz-
maları olsun 20. yüzyıl hegemonya siyasetinde önemli
roller oynamış ve şu anda okuduğumuz tarih kitaplarına
konu olacak gelişmelerin vuku bulmasında alt neden olmuşlardır.
Türkiye Cumhuriyeti dış politikasının masaya yatı-
rıldığı ilk gününden beridir en büyük problemlerinin
başında gelen Kıbrıs meselesi de bahsettiğimiz zaman
diliminde ortaya çıkmıştır. Burada göz ardı etmememiz
gereken bir diğer nokta da Kıbrıs meselesinin sadece
Türkiye ve Yunanistan arasında bir sorun olmadığı, aksine Doğu ve Batı Blokları’nı -ve hatta Üçüncü Dünya
(Bağlantısızlar) Bloğu’nu da yakından ilgilendirdiğidir.1
Yazımızda, blok siyasetine yön vermiş yukarıda bahsettiğimiz iki kavram (insani müdahale ve Hobbesçu Korku) eksenlerinde Kıbrıs sürecini inceleyeceğiz.
A- ORTAK YAŞAM DÖNEMİ VE İNSANİ
MÜDAHALE
Çok etnikli topluluklarda ulus devletten söz etmemiz
bildiğiniz gibi mümkün değildir. Bu sebepten dolayıdır
ki bu tip toplumlarda (imparatorluklar en iyi örneğidir)
milletler ortak bir yaşam alanında yaşar. Bu sisteme de
uluslararası ilişkiler literatüründe ortaklıkçılık denir.
Kıbrıs’ta da, ada Osmanlı Devleti denetimine girdiğinden beri, ortaklıkçılık sistemi hâkim olmaktadır.
Geçmişten beridir adada var olmuş olan bu sistem, esasında Kıbrıs sorununun gündeme gelmesinde önemli
bir rol oynamıştır. Daha doğru bir deyişle, ortaklıkçılık
sisteminin işlememesi Kıbrıs’ta bir sorunun ortaya çıkmasının nedenlerinden birisidir. Bu bölümde bu sistemi
ve Kıbrıs’ta işlememesinin nedenlerini inceleyip, bu sistemin işlememesinden ötürü adada vuku bulan olayların
nasıl bir insani müdahaleye neden olduğunu tartışaca-
ğız.
Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, Osmanlı İmparatorluğu tarafından adanın fethedilmesinden beri bir kimlikler arası çatışma söz konusudur. Ancak bizi Türkiye
Cumhuriyeti dış politikası nezdinde Kıbrıs meselesi ilgilendirdiği için, incelememiz gereken tarihi dönem -ki
burada aynı zamanda adada olaylar çıkmasını sağlayan
dinamikleri de göreceğiz- 1950’lerin yarısından sonrasıdır.
Bildiğimiz üzere, adada 1878’den itibaren bir İngiliz koloni yönetimi bulunmaktaydı.2 Bu koloni yö-
netiminin ada halkı üzerindeki etkisini açıklayacak
olursak; söz konusu yönetimin (dolayısıyla Britanya
İmparatorluğu’nun) iki yüzlü ve değişken söylemleri
adada sürekli olarak gerilimi arttırmıştır. Örneğin; 1896
yılında İngiliz başbakanı William Gladstone, “Kıbrıs’taki Helenleri Yunanistan’daki kardeşleriyle bir bütünlük içinde görme dileğini” bir mektubunda belirtirken;
1950’lerde bu söylem,3 yerini Britanya tarafından -kendi çıkarları doğrultusunda- enosis firine karşı olumsuz
bir tavra bırakmıştır.4 Tabii, koloni rejiminin 1918’lerde
adada yaptığı eğitim seviyesini yükseltici reformlar ve
19. yüzyıldan itibaren gelişen basın özgürlüğü olgusu,
ada halkında milliyetçi duyguların kabarmasına sebep
olmuştur.5 Bu gelişmeler neticesinde Kıbrıslı Rumlar
“milliyetçilik” kavramını öğrenmiş, Kıbrıslı Türkler
ise buna karşın “kontra-milliyetçilik” mekanizmasını
geliştirmiştir.* En nihayetinde adadaki koloni yönetimi
1959-60’da Londra ve Zürih Anlaşmaları’yla yerini ortaklıkçı bir Kıbrıs Cumhuriyeti’ne bırakmıştır.  Yukarıda bahsettiğimiz bu milliyetçilik dalgası, özellikle 1950’lerden itibaren, adada Kıbrıslı Türk nüfusa
kimi zaman zulmedilmesine neden olmuştur. 1930 ve
1940’lardan itibaren Britanya koloni yönetiminin Kıbrıs konusunda enosis firini ısrarla reddetmesi, etki-tepki mekanizmasına bağlı olarak Kıbrıslı Rumlar arasında bu firin benimsenmesi ve milliyetçilik olgusunun
da etkisiyle Kıbrıs Rum toplumunda Türklere karşı bir
antipati baş göstermiştir. Buna karşılık Türkler de bazı
kontra-milliyetçi örgütlenmeler üretmiştir. Bunlara örnek vermek gerekirse –her ikisi de 1950’lerde olmak
üzere- Rumlar tarafından kurulan EOKA (Kıbrıslıların
Milli Mücadele Örgütü) ve Türkler tarafından kurulan
önce Volkan, ardından da TMT (Türk Mukavemet Teş-
kilatı) sayılabilir.8
Kıbrıs’ta ortaklıkçı yaşamı ve beraberinde gelen sorunları anlamamız için değinmemiz gereken bir diğer
nokta da 1960 Anayasası, yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nin
kuruluşudur. Elbette ki, bu çalışma anayasanın maddelerine değineceğimiz bir çalışma değildir, ancak genel
olarak birkaç noktadan bahsetmemiz gerekirse bunlar: 9
– Bu cumhuriyetin başkanı Helen kökenli, başkan
yardımcısı ise Türk kökenlidir.
– Kamu temsilinde %70’e (Helen) %30’luk (Türk)
bir oranlama söz konusudur.
– Her iki halkın da kendi otonomisi vardır, belediyeleri ayrıdır.
– Bakanlar Kurulu’ndaki Helen bakanların atanması
ve görevden alınmasıyla başkan görevlidir. Türk bakanlarda ise söz hakkı başkan yardımcısındadır.
– Her iki toplumun da Türkiye ve Yunanistan devletleriyle yakın ilişkileri olduğu kabul edilmiştir.
– Ada üzerinde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin
söz hakkı vardır, bu ülkeler garantör devletlerdir.
– İngiltere adada hava üslerine hâkim olacak, Yunanistan ve Türkiye ise birer garnizon bulunduracaktır.10
Bu düzenlemeler Kıbrıslı Rumlar arasında bazı tedirginliklere neden olmuştur. Şöyle ki, Rumlar azınlık olarak gördükleri Türklere fazla otonomi verildiğini ve dolayısıyla adil bir anayasa olmadığını kabul etmişlerdir.11
Ne var ki Başpsikopos Makarios’un 70’e 30 oranlaması-
nın yürütülemeyeceğini ifade etmesi12 bize göstermiştir
ki siyasi elitlerin uzlaşmaz tavırlarının halk arasında da
bazı ayrılıkların meydana gelmesine sebep olmuştur.13
En nihayetinde, 1950’lerden beridir Türkler’e karşı
yürütülen ırkçı propaganda ve saldırılar14, süreç içerisinde iyice harlanmış ve 1963 Noel arifesinde adadaki
Türklerin imhasına yönelik bir takım saldırılar baş göstermiştir.15 Saldırıların devamında, Türkiye garantörlük
anlaşmasının gereği olarak Lefkoşa üzerinde ihtar uçu-
şu yapmıştır.16 Bu ihtar uçuşu neticesinde ise saldırılar
-kısa bir süreliğine- durdurulmuştur.
Kısaca toparlamak gerekirse enosis isteyen Kıbrıs Rumları, giderek paranoyak bir tavra bürünmüş ve
Yunan ilhakını -dolayısıyla enosisi- sağlayabilmek için
adada tek başlarına kalmaları gerektiği sonucuna varmışlar ve bu yolu sağlamak için de bir dizi katliamlar
yapmışlardır. Ancak adalı Rumların, özellikle bazı ay-
rılıkçı rütbelilerin, enosisin önünde gördüğü bir engel
daha vardır: Başpsikopos Makarios. Özellikle EO-
KA’cılar tarafından Makarios, enosis idealinin önünde durmakla suçlanmıştır. Bu fiir yavaşça Rum halkı
üzerinde de tesir göstermiştir. En nihayetinde bu fiirler
bütünü, Kıbrıs’ta Makarios’a bir darbe* yapılmıştır17.
Bu darbenin getirisi olarak ise Türkiye, 20 Temmuz
1974 tarihinde adaya ilk askeri müdahalesini gerçekleştirmiştir.18 Şunu belirtmemiz gerekir ki, bu müdahale
1960 Garantörlük Antlaşması uyarınca yapılmış meşru
bir müdahale olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu darbe
Kıbrıs’ın bağımsızlığı ve adadaki Türk varlığı hususunda açıkça bir tehdit unsuruydu19. Ayrıca; harekâtı, yapı-
lan darbenin uluslararası hukuk ve politika literatüründe
bazı vazgeçilmez kavramların varlığını tehdit ettiği20 ve
harekâtın Türk vatandaşların can güvenliğini sağlamak  amacıyla insani nedenlerle21 yapılması sebeplerinden
ötürü meşru bir insani müdahale olarak anlamlandırabiliriz. Türkiye, bu meşruiyeti ise hem bahsettiğimiz bu
iki sebep sayesinde, hem de 1960 Garantörlük Anlaşması ilkeleri sayesinde sağlamıştır.
B- ENOSİS GERÇEĞİ VE HOBBESÇU KORKU
Yukarıda bahsettiğimiz enosis olgusunun tek etkisi
elbette ki Rumlar arasında bir Türk düşmanlığının oluş-
ması olmamıştır. Kavramı bir Türk’ün bakış açısıyla
incelersek, olayın gerçekleşmeme durumunda bile bir
güvenlik tehdidi oluşturduğunu görmemiz gerekir.
Siyasi söylem boyutunda bir güvenlik tehdidi söylemini elbette ki halk tabakasında arayamayız. Bu konuda referans noktamız Türk siyasi elitleri olmalıdır. Bu
konuda kabul gören iki önemli görüşü dile getirmemiz
gerekirse, “Kıbrıslı Türkler ile anavatandaki Türkler’in
güvenliklerinin özdeşleştirilmesi gereği” ve “bir kuşatılma tehdidinin varlığı”dır.22 Bu düşüncelerden ilki bir
güvenlik tehdidinin kuşku götürmez varlığına işaret
ederken, ikincisi daha çok Hobbesçu bir korkunun ürü-
nündür. İlk görüşün bize sunduğu tezi yukarıda değerlendirdiğimiz için bu bölümde sadece ikinci görüş ekseninde ortaya koyduğumuz tezi inceleyeceğiz. Burada
Hobbesçu korku ve enosis arasında bir ilişki kurmamızı
sağlayan görüş, enosisin Megali Idea’nın* bir parçası
olduğu ve gerçekleşirse, tabiri caizse “Türkiye’nin boy-
nuna bir ilmeğin geçirileceği”dir.23 Aynı zamanda dillendirilen bir diğer görüş de, Kıbrıs Adası’nın Türkiye’nin
güvenliği için üst düzey öneme sahip olduğu, adeta batmayan bir uçak gemisi işlevi gördüğüdür.24
Konuyu Hobbesçu bakış açısıyla incelememiz için,
Hobbes’un “insan insanın kurdudur” tabirini özümsememiz gerekir. Hobbes’a göre, insanlar doğuştan eşittir ve bazı amaçlarına (bu amaçlar kazanç, güvenlik ve
toplumsal statü olarak sıralanabilir) ulaşmak için şiddet
kullanmaya eğilimlidirler.25 Rasyonel bir insan kendi
güvenliği için bu tarz bir düşünceye sahip olmak zorunda ve önlemlerini ona göre almak durumundadır.
Ancak Hobbes, bu analizlerini bireye yönelik yapmış-
tır. Bizim ise incelediğimiz siyasi aktörler, yani devletlerdir. Dolayısıyla, konuya yaklaşırken indirgemeci bir
bakış açısıyla devletleri uluslararası arenada insanlaştırmamız gerekir. Bu hususta aktörümüz devletin amaçlarını şu şekilde sıralayabiliriz: (ilk iki amacı değiştirmeden kabul ederek) kazanç(çıkar/fayda), güvenlik ve
var olmak. (Uluslararası bir arenada, Hobbes’un statü
olarak tanımladığı olguya rastlayamayacağımız için yerine bu kavramı kullandık. Zira toplumsal anlamda statü
de özellikle cemiyet hayatında bir var olma koşuludur.)
Bu analizde inceleyeceğimiz aktörler ise bizatihi 1960
Garantörlük Antlaşması’nın aktörleridir. Yunanistan’ın
Megali Idea ve enosis gibi biri diğerinin parçası olan
ve birbirinden ayrı olarak incelenemeyen iki tarihsel
politikası Türkiye’nin hem varlığına (çünkü Yunanistan,
Kıbrıs’ı ilhak ederse Türkiye’ye çok yakın menzilli bir
üs elde edecekti), hem de güvenliğine (aynı nedenden
ötürü) yönelik potansiyel bir tehdittir. Aynı zamanda
adanın bir üs olarak alınması Yunanistan’ın kazancı olacaktır. Yunanistan pekala da bu koşulları sağlamak için
şiddet kullanabilir, nitekim Kıbrıslı Rumlar da bu amaca
giden yolun açılması için zamanında şiddet kullanmışscreenshot-2017-01-15-16-00-26tır. Dolayısıyla Türkiye, yine Hobbesçu felsefeye uygun
olarak bu tehditleri göz ardı etmeme hususunda rasyonel
davranmış ve Hobbesçu korkunun verdiği etkiyle adaya
ikinci bir müdahaleyi gerekli görmüştür. İşte bu değerlendirmenin bize gösterdiği üzere Türkiye’nin adaya
ikinci bir askeri harekât yapması yadırganmamalıdır.
Zira aktörler güvenlik tehdidi hissettiklerinde saldırgan
davranışlar gösterme eğilimindedirler26.
C- SONUÇ YERİNE
İkinci Kıbrıs Harekâtı’nın uluslararası arenada Türkiye açısından olumsuz etkileri olmuş, harekât BM
tarafından kınanmıştır. Harekât sonucunda adada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti isimli, Türk yönetiminin
egemen olduğu bir ülke kurulmuştur, nitekim bu ülke,
dünyanın neredeyse geneli tarafından hâlâ resmi olarak
tanınmamıştır.
Yazımızda, Kıbrıs harekâtlarının oluşma sürecini ortaklıkçı yönetim ekseninde ve insani müdahale ile Hobbesçu korku kıstasları altında inceledik. Birinci harekât
konusunda birçok görüşle birlikte biz de harekâtın insani müdahale amacı taşıması nedeniyle meşru olduğu
konusunda hemfiiriz. İkinci harekât ise, enosis gibi bir
tehdit göz ardı edilmeksizin yapılmış olup, yukarıda tanımladığımız Hobbesçu korku paradigması hususunda
Türkiye açısından tamamen rasyonal bir eylemdir.
KAYNAKÇA
AÇIKGÖZ, Serkan, Kıbrıs Barış Harekâtı (20 Temmuz
1974), Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Edirne, 2006
AKŞİN, Sina, Kısa Türkiye Tarihi, Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları, İstanbul, 2007
BİLGİN AYTAÇ, Gizem, Üçüncü Dünya Güvenliği ve
İnsani Müdahale: İnsan Güvenliğinden Irak Müdahalesine Eleştirel Güvenlik Yaklaşımları, Dezanj Yayınları,
İstanbul, 2014
ERKEM GÜLBOY, Pınar, Sömürgeden Ulus Devlete:
Çok Etnikli Coğrafyalarda Ortak Yaşam, Kalkedon Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2015
KALİBER, Alper, “Türkiye’de Güvenlikleştirilmiş Bir
Alan Olarak Dış Politikayı Yeniden Düşünmek: Kıbrıs
Örneği”, Uluslararası İlişkiler Cilt 2 Sayı 7 (Güz 2005),
s.31-60
KARPAT, Kemal, Türk Dış Politikası Tarihi, Timaş Yayınları, İstanbul, Mayıs 2012
KARPAT, Kemal, Türk Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları,
İstanbul, Nisan 2014
WALTZ, Kenneth, Çev.: YAĞ, Ezgi, “Yeni Gerçekçilik Kuramına Göre Savaşın Kökeni”, Uluslararası İliş-
kilerde Temel Metinler (Der.: Esra DİRİ) , Cambridge
University Press – MIT Univerty Pres, İstanbul, Ekim
2013, s. 443-455
İNTERNET KAYNAKLARI
http://www.ahmetakyol.net/kanli-noel-olaylari/ , erişim
tarihi: 27.11.2016
https://www.notdelisi.com/21-aralik-1963-17894/ , eri-
şim tarihi: 27.11.2016
http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/2297653.stm , erişim
tarihi: 27.11.2016
http://felsefelogos.blogcu.com/homo-homini-lupusinsan-insanin-kurdudur-mu/1853520 erişim tarihi
27.11.2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s