Burak Hacıoğlu yazdı: İÇ VE DIŞ DİNAMİKLERİYLE 12 MART 1971 MUHTIRASI VE SONUÇLARI

A. GİRİŞ
B u yazıda 12 Mart 1971’de Türk SilahlıKuvvetleri’nin verdiği muhtıranın niteliğitartışılacaktır. Önce 12 Mart’a giden süreç tarihsel ve kronolojik olarak aktarılacak; daha sonra bu
sürecin iç ve dış nitelikleri araştırılacaktır. 12 Mart’tan
sonra kurulan hükümetler üzerinden 12 Mart süreci incelenecek ve sonuç olarak 12 Mart’ın genel bir değerlendirmesi yapılacaktır.
B. 12 MART’A GİDEN SÜREÇ
27 Mayıs Darbesi’nden 12 Mart Muhtırası’na giden
süreçte 1965 yılı, Süleyman Demirel’in AP lideri ve
başbakan olmasıyla önemli bir kırılma noktasıdır. Bu
yüzden bu süreç iki başlıkta incelenecektir.
1. 1960-1965 Arası Dönem
27 Mayıs 1960’daki –emir ve komuta zinciri dışında
gerçekleşen- askeri darbenin ardından, darbe öncesinin
iktidar partisi olan Demokrat Parti (DP) kapatılmış;
1961’de yeni bir anayasa yürürlüğe girmiştir. 1961 Anayasası ile Milli Güvenlik Kurulu, Anayasa Mahkemesi,
Cumhuriyet Senatosu gibi pek çok kurum kurulmuş;
temel hak ve hürriyetler genişletilmiş ve seçim sisteminin de değiştirilmesiyle yeni siyasi partiler açılmıştır.
Bunlardan biri DP’nin mirasçısı olarak görülen Adalet
Partisi (AP)’dir.1 Darbeden sonra yapılan ilk genel se-
çimde hiçbir partinin çoğunluğu elde edememesi, bununla beraber AP’nin oylarının Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin oylarına çok yakın olması; dahası, nispi
temsil sitemi yerine çoğunluk sisteminin kullanıldığı
Cumhuriyet Senatosu seçimlerinde AP’nin birinci parti çıkması ve Senato başkanının bir AP’li (Suat Hayri
Ürgüplü) olması 27 Mayısçıları şaşırtmış2 ve tedbirli olmaya itmiştir. O dönem iktidarda olan Milli Birlik Komitesi kadar güç kazanmış, çeşitli general, amiral ve subaylardan oluşan Silahlı Kuvvetler Birliği adlı bir örgüt
21 Ekim 1961’de, 21 Ekim Protokolü olarak anılacak
olan bir bildiri yayınlamış; parlamentonun açılmasını
engellemeyi ve Milli Birlik Komitesi (MBK)’nin feshini kararlaştırmıştır.3 Ancak dönemin Genelkurmay Baş-
kanı Cevdet Sunay bu girişimi önlemiş; AP ve CHP’nin
aktif katılımı, Yeni Türkiye Partisi (YTP) ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)’nin dışarıdan desteği ile İsmet İnönü başbakanlığında darbe sonrası ilk
seçilmiş hükümet kurulmuştur. MBK başkanı Cemal
Gürsel’in de cumhurbaşkanı seçilmesiyle, asker siyasi
arenadaki bilfil pozisyonunu terk etmiştir.
İleride anlatılacağı üzere askeri kanat (bununla beraber askeri kanadı zımnen ya da alenen destekleyen sivil
kanat ve bürokrasi kanadı) her zaman siyasetle alakadar
olmakla birlikte; yeni hükümet kurulduktan sonra doğ-
rudan iki darbe girişimi yaşanmıştır. Kurmay Albay Talat Aydemir tarafından başlatılan birinci darbe girişimi,
İnönü’nün karizmatik liderliği ve ordudaki otoritesi ile
bastırılmış; ikinci bir teşebbüse asla müsamaha gösterilmeyeceği uyarısıyla darbeye karışanlar affa uğramış-
tır.4 Ancak Aydemir, yeni bir teşebbüste daha bulunmuş
ve ikinci darbe girişiminin de bastırılmasının ardından
idam edilmiştir.5
Aydemir İsyanları, isyancılara karşı getirilen affa
karşılık AP’nin eski DP’lilere siyasi af talebi6, grev ve
toplu sözleşme hakları üzerine yapılan yasa görüşmelerinde ve ülkeye yabancı sermayenin rahatça girişi konularında AP ile CHP arasındaki uzlaşılaşamazlık sonucunda 1962’de Başbakan İnönü istifa etmiştir.7 Bunun
üzerine gene İnönü’nün başbakanlığında CHP, YTP ve
CKMP’nin katılımıyla yeni bir koalisyon hükümeti kurulmuştur. İkinci İnönü Koalisyon Hükümeti döneminde
Grev ve Lokavt Kanunu ile yeni bir Sendikalar Kanunu
kabul edilmiştir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın hazırladığı I. Beş Yıllık Kalkınma planı yürürlüğe sokulmuştur.
Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Ankara Antlaş-
ması (1963) imzalanarak AET ile ortaklık ilişkisi kurulmuştur. Ek olarak; İnönü, parti içi muhalefete rağmen,
hükümlü eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın altı aylık
şartlı tahliyesine ön ayak olmuştur.8 Ancak cereyan eden
toplumsal olayların ardından Bayar, altı ayı doldurmadan cezaevine geri gönderilmiştir. 1963’te darbeden
sonraki ilk yerel seçimlerin yapılması ve AP’nin birinci
parti çıkarak CHP’nin büyük oy kaybetmesi sonucunda İnönü istifasını sunmuştur. AP’nin oylarını artırmış
olmasına rağmen mevzubahis toplumsal olayların ardından 27 Mayısçılarla uzlaşıp uzlaşmama konusunda
parti içinde yaşanan ikilik sonucu kimi partililer ve hatta
milletvekilleri ile senatörler istifa etmiş9, parti aleyhine
bir “sertlik kampanyası” başlatılmıştır.10
Bir sonraki hükümet gene İsmet İnönü başbakanlı-
ğında, bu kez bir azınlık hükümeti olarak kurulmuştur.
Bu hükümet döneminde yaşanan en büyük sorunlardan
biri Kıbrıs üzerinedir. Dönemin ABD Devlet Başkanı
Lyndon B. Johnson tarafından yazılan, Türkiye’nin adadaki hadiseler karşısındaki politikasını ve uluslararası
antlaşmalardan doğan haklarını görmezden gelen mektupta “Kıbrıs nedeniyle, SSCB Türkiye’ye saldıracak
olursa NATO’nun Türkiye’yi savunmayacağı” belirtiliyordu.11
1965 yılına doğru gelirken hem AP’de hem de
CHP’de önemli gelişmeler yaşanmaktadır. AP Genel
Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın vefatı üzerine Süleyman
Demirel parti genel başkanı olmuştur. Demirel’in baş-
kanlığı, kişiliğinden ötürü, gerek askeri kanatta, gerek
sermaye kesimi ve ABD sathında olumlu karşılanmış-
tır.12 CHP’de ise Çalışma Bakanı Bülent Ecevit ve onun
başını çektiği “ortanın solu” söylemleri ivme kazanmakta; İnönü de “demokratik devletçi” bir çizgide olduklarını söyleyerek parti içindeki bu kesimle mutabık
davranmaktaydı.13 Demirel’in genel başkan olmasıyla;
AP’nin muhalefeti sonucu azınlık hükümetinin bütçesi
reddedilmiş ve hükümet istifa etmiştir. Bunun üzerine
Suat Hayri Ürgüplü önderliğinde geçici bir hükümet
kurulmuş ve bu hükümetle 1965 yılında genel seçime
gidilmiştir. Milli bakiye sisteminin uygulandığı bu se-
çimde AP tek başına iktidar olmuş ve -özellikle belirtmek gerekir ki- Türkiye İşçi Partisi (TİP) meclise 15
milletvekili yollamıştır.
2. 1965-1971 Arası Dönem
AP’nin Süleyman Demirel’in sahneye çıkışına dek,
Gümüşpala önderliğinde yürüttüğü muhalefet dönemini
gazeteci-yazar Cüneyt Arcayürek “titrek muhalefet” olarak adlandırmıştır.14 Bu tanımlama, AP’nin gerek bizatihi gerekse kamuoyu nezdinde DP’nin mirasçısı olması
ve 27 Mayısçıların hâlâ siyasi arenada egemen oluşları
sebebiyle AP’nin temkinli bir muhalefet partisi olma
zorunluluğuna işaret etmektedir. Süleyman Demirel’in
siyasetini ise Ümit Cizre “tarafsızlaştırarak yakınlaş-
ma” olarak ifade etmektedir.15 AP’nin, kuruluşundan
itibaren, tarihsel rakibi olan askeri kanat ile sürdürdüğü
politikayı ise “çift söylem” olarak okumaktadır.16 Buradan çıkarılması gereken şudur: AP; bir darbe fobisiyle,
anti-komünizm temelinde, askeri kanadı memnun etmeye çalışmakta, bunu yaparken de liberal ve milliyetçimuhafazakâr tabanını küstürmemeye uğraşmaktadır.
Örneğin; 27 Mayısçı çevrelerin, cumhurbaşkanı olması
için öne çıkardığı Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral
İrfan Tansel’e karşılık, Demirel, Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Cevdet Sunay’a senatörlük teklifide bulunmuş ve Senato üzerinden Sunay’ı cumhurbaşkanı seçtirtmiştir. Görülmektedir ki anti-komünizm temelinde
bir uzlaşı AP ile askeri kanat arasında yeterli olmamış;
Demirel, sivilleştirilmesi gereken bir makam olarak
gördüğü Cumhurbaşkanlığı’na statükoyu kamçılamamak adına zihniyet olarak AP’nin meşruiyetini kabul
etmeye daha yakın bir başka asker kişiyi aday göstermiş
ve seçilmesini sağlamıştır.17
1969 yılında olağan genel seçimler yapılmış ve AP
gene sandıktan tek başına çıkarak II. Demirel Hükümeti kurulmuştur. Bu dönem için 12 Mart’tan önceki son
çıkış denilebilir. Zira THKO ve THKP gibi örgütlerin
faaliyet ve eylemleri artmış, işçi ve öğrenci olayları hız
kazanmıştır. Bu noktada, 15-16 Haziran Olayları üzerinde özellikle durmak gerekmektedir. AP’nin 1970 yılında Sendikalar Kanunu’nda yaptığı bir değişiklik üzerine
çeşitli sendikalara bağlı işçiler İstanbul’da büyük bir
yürüyüş düzenlemişler, polisle yaşanan çatışmalar sonucunda üç işçi ile bir polis hayatını kaybetmiş ve üç ay
sürecek olan bir sıkıyönetim ilan edilmiş, Anayasa Mahkemesi ilgili kanun değişikliğini iptal etmiştir.18 Bu süre
zarfında sadece (sivil) toplumda değil, askeri kanatta da
hareketlilik vardır. Yön ve Devrim çevrelerinden etkilenen askeri kanatça kurulan bir cuntanın, 27 Mayıs’a
benzer bir darbe planlamakta olduğu bilinmektedir.19
İstihbarat tarafından, 9 Mart’ta cuntanın darbe yapaca-
ğı ve darbenin “sol renkli” olacağı haberinin alınması
üzerine yüksek komuta kademesi geri adım atmış; bu
geri adımla komuta heyeti 9 Mart’ı adeta tasfie eden
bir karşı müdahalede uzlaşmışlardır.20 Bunun üzerine 12
Mart 1971 günü; hükümetin, ülkenin geleceğini tehlikeye düşürdüğünü, yeni bir hükümetin kurularak reformları ele alması gerektiğini, aksi hâlde TSK’nin idareyi
doğrudan ele alacağını bildiren bir muhtıra emir komuta
zinciri içinde yayınlanmış; Cumhurbaşkanı Sunay, baş-
bakandan hükümetin istifasını istemiştir.21 Demirel istifa etmiş, pek çok subay emekliye sevk edilmiş, 11 ilde
sıkıyönetim ilan edilmiş ve uygulanmıştır.

C. 12 MART’IN DİNAMİKLERİ
Buraya kadar, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a değin yaşananlar kronolojik olarak aktarılmıştır. Bundan sonra ise
12 Mart’ın ortaya çıkışına sebep olan etmenler iç ve dış
dinamikler olarak iki ayrı başlıkta incelenecektir.
1. İç Dinamikler
Özellikle 1965 sonrasında kentleşmenin hızlanması,
tarımdaki gelişme ve değişmeler ile hızlı bir sanayileş-
me çabasına giren Türkiye’de sınıf bilinci artmıştır.22
Sınıflrın daha keskin oluşu, sınıf çatışmasını körüklemektedir. Bu bağlamda, İsmet Akça 12 Mart’ı tanımlarken şöyle bir aktarım yapmaktadır: “12 Mart 1971’de
verilen muhtıra ile gerçekleştirilen askeri müdahale,
altmışlı yıllarda işçi sınıfının toplumsal ve siyasal hareketinin yükselişi karşısında, işçi sınıfını kapsayıcı bir
hegemonya üzerinden içererek yönetmeye dayalı 27
Mayıs’ın modernist-kalkınmacı iyimserliğinin dağıldı-
ğı ve işçi sınıfının siyasal alandan ve devletin kurumsal
mimarisinden otoriter yöntemlerle dışlanacağı bürokratik-otoriteryen bir müdahaledir.”23
Mevzubahis “toplumsal ve siyasal hareketin
yükselişi”ne örnek olarak Trakya, Ege ve özellikle kendine özgü bir konjonktürü olan Güneydoğu’da yaşanan
toprak işgalleri verilebilir. Bu, artık topraksız köylünün
belli bir anlayış ve mücadele bilincine ulaştığının göstergesidir.24 Sadece topraksız köylünün toprak işgalleri
değil, küçük üreticilerin de bu yıllarda fabrika işgalleri
–örneğin çay üreticilerinin çay fabrikalarını işgali- sık
rastlanılan olaylardan olmuştur. Bu hadiseler sermaye
çevrelerini ürkütmüş, Türkiye’ye fazla geniş olan bir
Anayasa ve görevini yerine getiremeyen bir hükümette
suç bulunmuştur. Bu noktada da, toprak işgallerinin 12
Mart Muhtırası’nı takiben kesilmesi manidardır.25
Köylerdeki hareketlerin yanı sıra, köyden kente gö-
çün git gide artmasıyla şehirlerdeki işçi sınıfının DİSK
ve TİP’in de katkısıyla sınıf bilincini yakalaması ve
grev, direniş, fabrika işgali vb eylemler görülmeye baş-
lanmıştır. 15-16 Haziran olayları İsmail Cem’in söylemiyle Türkiye’deki iç egemen çevreleri 12 Mart’ı tercih
etmeye yakınlaştıran en büyük olaydır.26 Çünkü işçi sı-
nıfı kitleselleşebilme konusunda rüştünü kanıtlamış ve
sermaye başta olmak üzere hâkim zümreleri tedirgin
etmiştir.
Huzursuzluk, bir yandan küçük burjuva kesiminde
de sürmekte idi. Ancak huzursuzluk, bu kesimde daha
ziyade ilerici-gerici ayrımı üzerinden inşa edilmekte ve
sosyal statü ile milli gelirden alınan payın kaygısı gü-
dülmekte idi.27
Tüm bu toplumsal gelişmeler irdelenirken sorulması
gereken bir soru vardır ki, o da sermaye, sermaye partisi
olan AP’yi neden günah keçisi ilan etmiş ve AP neden
sermayenin çıkarlarını korumada başarılı olamamıştır?
Bu sorunun yanıtı ileriki bölümlerde de araştırılmaya
devam edilecektir ancak bir girizgâh yapmak gerekirse;
yanıt, tarihsel ve sınıfsal olacaktır. Tarihsel olarak; AP
taşıdığı darbe korkusu yüzünden sürekli askeri kanada karşı temkinli olmuş ve politika üretme konusunda
cüretkâr olamamıştır. Sınıfsal olarak ise AP’nin kapsadığı sermaye çevresi ile gene tarihsel rakibi olan bürokrasinin sermayesi arasındaki mücadele ve buna eklenen
işçi sınıfı mücadeleleri AP’nin geçici olarak tasfiesine
yol açmıştır.
Burada sermayenin sınıfsallığından söz etmiş iken,
dönemin sermaye iç dengelerini de incelemek gerekmektedir. Sanayi, ticaret, fians ve tarımdan oluşan
sermayenin iç çelişkileri AP’ye karşı oluşan tepkileri
domine etmiştir.28 Bu dönemde sanayi, tarım ve ticaret
karşısında olağanüstü büyüme göstermiş; paralel olarak
fians sektörü de patlama yaşamıştır.29 Sanayinin özellikle montajcı niteliği sanayiye ayrıca ithalatçılık görevini yüklemiş; bu da ticaret, tarım ve Anadolu’daki küçük
sanayi sermayesini rahatsız etmiş; dahası ticaret kesimine de sanayinin el atması bu sermaye zümresini adeta
mutlak bir güç ve karar erki hâline getirmiştir.30 Bu yüz-
den sanayi, tarımdan kendisine sermaye aktarımını istemekte ve de dönemin yüksek faizlerinden ötürü fians
sektörü ile uzlaşamamaktadır. Sermayenin bu iç çelişkilerinin ve mücadelesinin siyasal izdüşümü: sanayi kesiminin, yasalaşmasını istediği uygulamaları AP’nin kendi iç çelişkilerinden ötürü yapamaması sonucu, AP’ye
tavır alması; Anadolu sermayesinin AP’den umudunu
kesmesi ile AP’nin muhafazakâr kanadını temsil eden
–İslamcı- Milli Nizam Partisi’nin kurulması ve AP’den
ayrılan 41 milletvekilinin Demokratik Parti’yi kurması  olmuştur.31 Tüm bu gelişmeler Demirel’in egemen çevreler nezdinde meşruiyetinin kaybolduğunun göstergesi
olarak görülebilmektedir. Başka bir perspektiften bakı-
lırsa, AP’nin muhtıraya giden süreçte yaşanan gelişmelerle ilgili sürekli dillendirdiği “yönetilemezlik” tezi,
dönüp dolaşıp AP’nin iktidarına son vermiştir.32
İç dinamiklerle ilgili olarak değinilmesi gereken son
kavram bürokrasidir. Bürokrasi, her ne kadar mevcut
düzeninin çok partili siyasal hayat sonrası bu yeni dü-
zenle uyumsuz oluşundan rahatsız olmuş olsa da, 27
Mayıs sonrasında mevcudiyetini yeniden kurumsallaş-
tırmıştır.33 Fakat özellikle 1965 sonrasında iyice belirginleşen sınıfsal çizgiler, bürokrasi kesimini gene işlevsiz konuma düşürmüştür. Zira bürokrasinin dengeleyici
pozisyonunun vazgeçilmez olabilmesi için, toplumda
sınıflrın belirsiz ve iç içe geçmiş olması gerekmektedir.34 Bu yüzden bürokrasi, sermaye sınıfına eklemlenerek, “tarihinde ilk defa kendi modernizmi ile çelişmeyen
bir sermayeyle” beraber çoğulcu demokrasiye ültimatom vermiş ve iktidar el değiştirmiştir.35
2. Dış Dinamikler
Demirel iktidarı politikalarının bel kemiği süreç içerisinde Türkiye’nin kapitalistleşmesini başarıyla sürdürmek ve bunun için gerekli ekonomik büyümeyi,
kalkınmayı sağlamak olmuştur. Buna bağlı olarak da,
pragmatist kaygılarla, kimi zaman dış politikada “alışılmışın dışında” hareket edilmiştir.36
Akdeniz ve Ortadoğu sathındaki gelişmeler karşısında Türkiye’nin, mensubu olduğu NATO’nun politikalarına aksi yönde hareket etmesi önemli bir dış dinamiktir.
Örneğin: 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’nda Türkiye
açıkça Arapların yanında durmuş, dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma ile Türkiye’nin Ortadoğu politikasını –yeniden- Doğu’nun ve İslam ülkelerinin adeta sorumluluğunu üzerine alan, Türkiye’nin
bölgede bir aktör olarak hareket ettiği bir politika olarak
ortaya koymuş; bu söylemler Batı bloğunu rahatsız etmiş hatta İsrail bunu “Sovyet tezinin tekrarı” şeklinde
yorumlamıştır.37 1970 yılında Lübnan’a asker çıkarmak
isteyen ABD’nin Türkiye’deki üsleri kullanmasına izin
verilmemesi de ilişkileri iyice germiştir. Gene ABD,
SSCB, Yunanistan ve Türkiye hattında Kıbrıs ile ilgili
gelişmeler ve güç dengelerinin değişkenliği mühimdir.38
Ekonomik işbirliği hususunda da Doğu Bloğu ile işbirliği söz konusudur. Aliağa Petrol Rafierisi, Üçüncü
Demir-Çelik Kompleksi, Seydişehir Alüminyum İşletmeleri gibi önemli yatırımlar SSCB’nin yardımları ile
yapılmıştır.39 Tüm bunlar –Batı’nın nezdinde- bir eksen
kayması olarak görülmektedir.
Vurgulanması gereken önemli bir sorun daha vardır
ki, o da haşhaş meselesidir. ABD Hükümeti ülkesindeki
uyuşturucu sorunundan muzdarip olup, ülkedeki uyuş-
turucunun menşeinin Türkiye’den gelen haşhaş olduğunu söylemekte; Türkiye’yi haşhaş ekimini yasaklaması
konusunda uyarmaktadır. Ancak Çağlayangil’in ifadeleri ABD’deki uyuşturucu kullanım oranı ve miktarını,
Türkiye’de yetişen haşhaş miktarının zaten karşılamadığını yani Türkiye’nin haşhaş ekimini yasaklasa dahi
ABD’nin sorununun çözülemeyeceğini belirtmektedir.40
Bu yüzden Türkiye ABD’nin bu isteğini reddetmiş; ancak 12 Mart’tan sonra kurulan I. Erim Hükümeti’nin
ilk uygulamalarından biri haşhaş ekiminin yasaklanması olmuştur.41 I. Erim Hükümeti’nin Başbakanı Nihat
Erim’in ifadelerinde ise haşhaş yasağı ABD baskısına
değil, insani nedenlere dayandırılmaktadır.42
D. 12 MART’TAN SONRAKİ DÖNEM
Muhtıra’nın ardından II. Demirel Hükümeti istifa
etmiş ve yerine Nihat Erim’in başbakanlığında gerekli
reformları gerçekleştirecek –partiler üstü- I. Erim Hü-
kümeti kurulmuştur. Muhtıra, ilk başta sevinçle kar-
şılanmış; solun geniş bir kesimi Erim ve hükümetini
başlangıçta desteklemiştir.43 Ancak 9 Martçılık gerek-
çesiyle yapılan gözaltı, işkence ve tutuklanmalar; 1961
Anayasası’nın özgürlükçü yapısını törpüleyen değişiklikler; TİP’in kapatılması gibi gerici uygulamalar kısa
süre içinde toplumun pek çok kesiminin tepkisini çekmiş ve rejim otoriter, baskıcı bir hâle bürünmüştür.44
Reform amacıyla geldiğini söyleyen fakat sadece legal  ve illegal solun tasfiesiyle muhatap olan hükümetten
on bir bakanın istifa etmesiyle, Erim de istifa ederek, II.
Erim Hükümeti’ni kurmuştur. Bu hükümette, Erim’in
kabinesini kurarken sermaye çevrelerine güven verecek
isimlere yer verdiği görülmüş,45 CHP’nin kabineye ba
kan vereceğini açıklaması üzerine İsmet İnönü’nün si
yasi hayatı artık sona gelmiş ve bir sonraki kurultayda
–Melen Hükümeti döneminde- Bülent Ecevit CHP’nin
genel başkanı olmuştur.46 Askeri kanadın sürdürdüğü
reform istekleri ve AP ile CHP’nin hedef göstermele
ri karşısında tükenen Nihat Erim bir kez daha istifasını
sunmuş ve II. Erim Hükümeti de dağılmıştır.47 II. Erim
Hükümeti görevde iken toplumda en çok infil yaratan
olaylardan biri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf
Aslan’ın idamları olmuştur. Nitekim 1980’deki Nihat
Erim suikastının gerekçesi, Erim’in idamlardaki payı
olarak gösterilmiştir.48
Yeni kurulan Melen Hükümeti Devlet Güvenlik
Mahkemeleri’nin kurulması gibi pek çok baskıcı Anaya
sa değişimini savunmuş ancak önce CHP’nin ardından
da AP’nin hükümete desteğinin zayıflması ve Cum
hurbaşkanlığı seçiminde yaşananlar bu hükümetin sonu
olmuştur.49 Bu konuyu açmak faydalıdır: 12 Mart’ın
başındaki isimlerden Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Faruk Gürler’in görevinden istifa etmesi ve istifa ettiri
len bir kontenjan senatörü yerine senatör olarak atanma
sı ile kendisine Cumhurbaşkanlığı yolu açılmıştır.50 12
Mart’ın liderinin devletin başına geçmesinin, 12 Mart
rejiminin baki olacağı gerekçesiyle üstelik Gürler’in
muhtıradan evvel ordu içindeki sol eğilimli bir cuntayla
yakınlığı gerekçesiyle “çift sabıkalı” olmasından ötürü51
AP ve CHP el ele vererek Deniz Kuvvetleri Emekli Ko
mutanı Oramiral Fahri Korutürk’ü Cumhurbaşkanı seç
tirmiştir. Seçimin ardından Melen Hükümeti istifasını
sunmuştur. Bu hükümetle ilgili belirtilmesi gereken son
icraat, Petrol Reformu Kanunu’dur. Bu kanunla petrol
arama ve çıkarma faaliyetleri ile rafieri kurma yetki
si devletleştirilmiş; bu sahada faaliyet gösteren yerli ve
yabancı sermaye dışarıda bırakılmıştır.52
Melen Hükümeti’nden sonra kurulan Naim Talû hü-
kümeti ise ülkeyi genel seçime götürmeyi kendine asli
görev biçmiş; bununla beraber reform uygulamaya de
vam etmiştir. Ancak 12 Mart ara rejimi bu hükümetle
beraber son bulmuş; Türkiye, bundan sonra 12 Eylül
1980’deki askeri darbeyle sonuçlanacak olan yeni bir
periyoda girmiştir.
E. SONUÇ YERİNE: 12 MART’IN
DEĞERLENDİRİLMESİ
12 Mart, Türkiye’nin tarihinden gelen kimi reflks
lerin, konjonktürel değişmelerin ve dış gelişmelerin bir
araya gelmesiyle oluşmuş; Türkiye’nin siyasal hayatı-
nın yönünü biçimlendirmiş önemli bir kırılma noktası-
dır. Yukarıda sayıldığı üzere asker-bürokratik zümrenin
–genetik kodu ve tarihsel görevi ile- zihniyet itibariyle
aynı doğrultuda olan sermaye kesimi ve bu kesimin eş-
yanın doğası gereği organik olarak bağımlı olduğu Batı
Bloğu ile eklemlenmesi sonucu, pragmatik olarak bu
ittifakın ilke ve isteklerine aykırı hareket eden sağ siya
sal iktidar askıya alınmış; yerine, gerekli uygulamaları
reforme edebilecek bir teknokratlar hükümeti kurulmuş-
tur. Elbette ki bu müdahalenin altında salt iktidarın po
litikaları yahut politikasızlığı yoktur. Milli gelirden pay
almak isteyen bir sermaye ve bürokrasi sınıfının varlığı
kadar, git gide eylemselleşmekte ve bilinçlenmekte olan
bir işçi sınıfı da ülkenin mevcut gündemini belirlemiş;
egemen çevreler bu hadiselerin pasifie edilmesini iste
mişlerdir. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da şudur:
yıllardır cuntalar üzerinden süregelmiş olan darbe ge
leneği de 12 Mart’ta kırılmış; mevzubahis gelişme ve
değişmeler sonucunda bu gelenek kurumsallaşarak emir
ve komuta zincirine bürünmüştür. Bu kurumsal müda
hale ile askeri kanadın uzantısı olarak süregelen hükü-
metler başta anayasa değişiklikleri ile baskıcı ve gerici
bir yönetim izlemiş; ara rejim miladını doldurduktan
sonra ortaya çıkan yeni yönetimde de –ve ilerleyen on
yıllarda da- toplumun tüm sınıfsal ve kurumsal kesimle
rinde, yaşanan bu dönüşümlerin izi hissedilmiştir.
KAYNAKÇA
AKÇA, İsmet, “Türkiye’de Darbeler Kapitalizm ve
Demokrasi(sizlik)” Cumhuriyet Tarihinin Tartışmalı
Konuları, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2013
ARCAYÜREK, Cüneyt, “Cüneyt Arcayürek Açıklıyor:
4” Yeni Demokrasi Yeni Arayışlar: 1960-1965, Bilgi Ya
yınevi, Ankara, 1985
AYDIN, Suavi, TAŞKIN, Yüksel, 1960’tan Günümüze
Türkiye Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016
CEM, İsmail, Tarih Açısından 12 Mart: Cilt I, Cem Ya
yınevi, İstanbul, 1973
CEM, İsmail, Tarih Açısından 12 Mart: Cilt II, Cem Ya
yınevi, İstanbul, 1977
CİZRE, Ümit, “AP-Ordu İlişkileri” Bir İkilemin Anato
misi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014
ERİM, Nihat, 12 Mart Anıları, Yapı Kredi Yayınları,
İstanbul, 2007
YETKİN, Çetin, “Türkiye’de Askeri Darbeler ve Ame
rika” 27 Mayıs 1960-12 Mart 1971-12 Eylül 1980, Kilit
Yayınları, Ankara, 2011
screenshot-2017-01-15-15-56-58

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s