Burak Atasayar yazdı: 28 ŞUBAT’IN ALT YAPISI VE ETKİLERİ

28 Şubat 1997 tarihi ve yaşanan gelişmeler, Türkiye
siyasetinde, nispeten yakın bir tarihte olsa da oldukça
tartışılmış ve üzerine yorumlar getirilmiştir. Çünkü bu
gelişmeler, Türkiye siyasetinde sürekli tartışılan laiklik,
Batılılaşma, ordu-siyaset ilişkisi gibi birçok meseleye
bir şekilde ilintilidir ve bu konuların tartışılagelmesi de
hiç yeni bir durum değildir. Ancak 28 Şubat süreci sözü
geçi kavramlardan daha fazlasıyla etkilidir.
Türk Siyasetinin 1990’lara Giden Yolu
Türkiye’de Batılılaşma, Tanzimat ve I. Meşrutiyet döneminden beri tartışılmaktadır. Bu tartışmalar,
Cumhuriyet’e geçişin ardından da sürekliliğini yitirmemiştir ki Cumhuriyet, Batılılaşmayı politika edinmiş,
bunun için reformlar yapılmıştır. Batılılaşma üzerine
Türk siyasetinde asıl soru, Batılılaşmanın nasıl gerçekleştirileceğidir ve bunun üzerine fiir ayrılıkları oluş-
muştur.1
Türkiye siyasetinde bir diğer tartışmalı husus dindir,
laiklik ile bir tandem halinde, özellikle halifelik kurumu
ile beraber dini bir kimliği bulunan Osmanlı yerine laik
kimliğini ön plana çıkartan Cumhuriyet’e geçiş ile beraber günümüzde dahi süren bir tartışmanın ana odağıdır.
Çok partili hayata geçişte Demokrat Parti dine yakın
bir imaj ile iktidar olacak ve 27 Mayıs 1960’a kadar da
“dini kötü kullandığı” sebebiyle eleştirilecektir.2 Sonraki süreçte de din, siyasetteki yerini kaybetmeyecektir.
Laiklik ise Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir karakteristiği olarak özellikle ordu tarafından savunulmakta,
müdahalelerin meşruiyetini sağlayan unsur olabilmektedir
1960’tan 1971’e kadar, iki askeri müdahale arasındaki 11 yıla yakın süreçte ise Dünya’da olduğu gibi
Türkiye’de de rüzgâr soldan esmiştir, Batılılaşma tartış-
ması daha çok sosyalizm ve Türkiye’de nasıl uygulanabileceği sorusu üzerinden ilerlemiş, edebiyatta ve siyasette sol etkin olmuştur, aynı süreçte sağın da etkinliği
buna mukabil, az kalacaktır.3 Din, burada da yer bulabilmiş ve sosyalizm tartışmaları içinde İslami sosyalizm,
sosyalizm ve İslam arasındaki benzerlikler gibi kavram
ve ilişkilendirmeler de geçmektedir. Sağda ise Demokrat Parti geleneği, yerini Adalet Partisi’ne bırakacak ve
Süleyman Demirel ilk defa başbakanlık yapacaktır. İslamcı gelenek bu dönemde merkez sağ içinde bulunmuş
ve merkez sağdan farklı hareket etmemiştir, sağda bir
kırılmanın gerçekleşmesi ve Milli Görüş geleneğinden
gelen Milli Nizam Partisi’nin Necmettin Erbakan öncü-
lüğüyle kurulması ise 1970 yılında gerçekleşecektir.
12 Mart (1971)’ın ardından ise iki yıl boyunca sı-
kıyönetim ilan edilmiş, bu süreçte Türkiye İşçi Partisi
ve Milli Nizam Partisi kapatılmıştır, ancak Necmettin
Erbakan bu sefer Milli Selamet Partisi’ni kuracaktır.
MSP, 1973 yılında Ecevit’in CHP’si ile koalisyon ortağı
olacak ve bu koalisyon 1974’te Kıbrıs Sorunu’nu görecektir. Sonradan iktidar, MSP’nin de içinde bulunduğu
Milliyetçi Cephe’ye geçmiş ve 1980’e kadar koalisyon
üstüne koalisyon kurulmuştur. Ekonomik olarak da, politik olarak da 70’ler on yılı sıkıntılıdır ve bu on yıl da
12 Eylül (1980) ile sonlanmıştır. 1980’ler ise ekonomide liberalleşmenin yanı sıra dini ve etnik temelli kimlik
siyasetinin yükselişini başlatacaktır4 ve terör, derin devlet, tarikatlar gibi birçok kavramın Türkiye gündemine,
çıkmamak üzere girmesi ile beraber 90’ların ortalarına
doğru gelinecektir.
1990’lar On yılında Siyasi ve İktisadi Değişimler
90’lı yılları önceki dönemlerden ayıran özelliklerinden biri de kimlik siyasetinin yükselişidir, siyasette talepler sadece ekonomik olmaktan çıkmış ve kişinin dini
ve etnik kimliği, yaşadıkları yerlerin taşra veya mesken
olması gibi nitelikleri siyasette yer edinmiş ve hatta ekonomiye baskın duruma gelmiştir. Bunun nedeni de siyasi sistemin bazı toplumsal kesimleri göz ardı etmesidir.
Bu toplumsal kesimler de temsil edilme arayışı içerisinde sistem ile ihtilafa düşmüşler, kimliklerine aidiyetleri kuvvetlendikçe toplumda arabulucu ve ortak olması
beklenen laiklik gibi kavramlar işlememeye başlamıştır,
bunun sonucu olarak da toplumsal bağlar çözülmeye,
mevzubahis topluluklar da kendi içlerine çekilmeye
başlamışlardır.5 Bu sınıfsal dışlayıcılık, ekonomik olarak da perçinleşti ve bu dönem çıkan her ekonomik kriz,
alt orta sınıfı, sabit gelirlileri, esnaf ve zanaatkârları ve
küçük işletmeleri vurdu. Sermayeyi kontrollerinde tutan
büyük burjuvazinin rahatsızlıkları da yükselmiş ve iktidar bloğunun birliğini sağlamada sorunlar başlamıştır.6
İktisadi olarak da 24 Ocak Kararları ve ardından 12
Eylül ile beraber Türkiye ekonomisinde serbestleşmeye gidilmiş, dış ticaret serbestleşmiştir. Piyasaya giriş
kolaylaştıkça birçok irili ufaklı fima piyasaya girmiş
ve sonuç olarak KOBİ’lerin yükselişi Türkiye ekonomisinde yeni eğilim olmuş, ekonominin merkezini oluşturan köklü oluşumlara bir alternatif meydana gelmiştir.
Toplumdaki çatlaklar burada da etkisini göstermiş, bu
eğilim ekonomide yerelleşmeyi ve İslami hareketlerin
etkinliğini artırmıştır.7
28 Şubat döneminde de cumhurbaşkanlığı yapacak
olan Süleyman Demirel, ilk olarak 1965-71 arasında,
Demokrat Parti’nin ardılı olarak siyaset sahnesine çı-
kan, Türk sağının temsilcisi Adalet Partisi’nin iktidarında başbakanlık yapmıştır. Bunun devamında 12 Eylül
1980’e kadar üç hükümet daha kurmuş, 1993 yılında
cumhurbaşkanı olmadan önce de 1991-93 yılları arasında son kez başbakanlık yapmıştır. Demirel, siyasi yaşamı süresince muhafazakâr sağa mesafeli olmuş ve daha
ziyade merkez sağ bir anlayış ile siyaset yapmıştır.
Ayrıca 1990’larda da Kürt etnik siyaseti yükselmiş ve
sonunda bir çatışma ortamı doğmuş, bunun sonucunda
da ordunun merkezinde olduğu bir milli güvenlik kavramı, siyaset üzerinde hegemonya kurmuştur. 1987’den
beri mevzubahis bölgelerde OHAL yönetimi bulunmaktaydı, 1993 sonrasında da düşük yoğunluklu bir savaş
stratejisine geçilmiştir. Milli Güvenlik Kurulu devlette
önemli bir aygıt haline gelmiş ve merkez sağ ve sol partiler, Kürt sorunu ve laiklik-din eksenindeki sorunların
militarize olmasını kabullenmişlerdir.8
1993 yılının ardından ise yine bir koalisyonlar serisi
başlamıştır, bu koalisyonlar ise uyumlu olmaktan çok
uzak bir görüntü çizmekteydiler, her tartışma hükümette
bir kriz çıkarmış, uzlaşıdan uzak bu ortamda da toplumsal, siyasal ve ekonomik krizler kaçınılmaz olmuştur.
Özellikle 1995 erken seçimlerine doğru siyasi partiler,
eğilimleri fark etmeksizin kitlelerini korumak adına uz-
laşıya yanaşmama, ülke sorunlarına yapıcı çözüm önerileri getirmekten imtina etme ve toplumdaki birçok faktörü, bunalımı ve değişimi yanlış yorumlama hatasına düşmüşlerdir.9 Bu durumun tezahürü ise 24 Aralık 1995
seçimlerinde Refah Partisi’nin oyların %21’ini alarak
birinci parti çıkmasıdır, sistemin dışladığı toplulukları
muhafazakâr, İslamcı bir kimlik ile beraber toplamayı
başarmış ve İstanbul ili başta olmak üzere, Anadolu’daki birçok seçim çevresinde birinci parti olarak çıkmayı
başarmıştır.
Bunun dışında Demokratik Sol Parti ve her ne kadar seçim barajını geçemeyip mecliste temsil hakkı elde
edemese de Milliyetçi Hareket Partisi, oylarını yükseltmeyi başarmıştır. 1991 seçimlerinde oluşan meclis kompozisyonuna göre RP milletvekili sayısını 96, DSP de 69
artırmıştır. Merkeze yakın partiler için ise durum parlak
değildir, 1991 seçimlerinde %20 gibi bir oy oranı ile 88
milletvekili elde eden SHP, CHP’ye katılmış ve 1995
seçimlerinde CHP, barajın hemen üstünde bir oy oranı elde edip 49 milletvekiline düşmüştür. Demirel’den
sonra Çiller’in başına geçtiği Doğru Yol Partisi, 135
milletvekili kazansa da bu sayı önceki seçime göre 43
azdır, ANAP ise milletvekili sayısını 17 artırabilmiştir.
HADEP de MHP gibi temsil hakkı kazanamasa da Diyarbakır, Hakkâri, Batman, Van ve Iğdır illerinde birinci parti olmuştur.10-11 Bu seçimin sonucunu tepki oyları
belirlemişti.12 Seçimlerin ardından birinci partinin lideri
Erbakan hükümet kuramamış ve ilk olarak ANAP-DYP
koalisyonu denenmiş, olmayınca 28 Haziran 1996’da
Refah ile DYP (Refahyol olarak da kısaltılmaktadır) koalisyonu kurulmuştur. Necmettin Erbakan’ın başbakan
oluşu, fiili ateşleyecekti.
28 Haziran’dan 28 Şubat’a Kadar Refahyol Hükümeti
Refah Partisi, bu aşamaya gelene kadar ABD ve AB
ekseninde Batıcılık karşıtı ve Kemalizm’i de eleştiren
bir siyaset yapmış, İslami bir toplum düzeninin sonucu olarak ekonomik olarak “adil düzen” vaadinde bulunmuştu. Bu vaatler özellikle yeni gelişen KOBİ’leri
ve özellikle dindar ve muhafazakâr meslek sahiplerini
(MÜSİAD), örgütsüz ve muhafazakârlığa yakın örgütlenmemiş işçi kesimlerini etkiledi. Refah’ın iktidarı ile
beraber pratiğe dökülen ekonomik ve siyasi alandaki
İslamileşme hamleleri (İslami yönelimli devletler ile
ilişkilerin güçlendirilmesi, ABD ve AB hegemonyasına
karşı D-8 gibi İslami ve Asya merkezli alternatiflrin
öne sürülmesi vb.) burjuvazinin ve ekonominin belirleyici kesimlerinin (TÜSİAD, TOBB vb.), sendikaların
(DİSK, Türk-İş) ve kentli orta sınıfın tepkisine yol açtı.13
Refah Partisi, iktidara gelişinden beri mimlenmiş
vaziyetteydi, uzlaşma ortamı her zamanki gibi yoktu,
RP de içeriden bir kriz ortamına girmişti. Genel olarak
RP’nin siyaseti, “karşıtın olumsuzluğu”nu temel almış-
tı, kendilerine gelen her olumsuz eleştiriyi laiklik-din
ve Doğu-Batı zıtlıkları ile maskeliyor ve İslami kesime,
yani kendi kitlesine bir eleştiri olduğu mesajını yayıyordu14, böylece kendisini “sisteme karşı” mağdur gösterip
kitlesini konsolde edebiliyordu.15 Siyasette polarizasyon
durmaksızın yükseliyordu. Muhalefette olan merkez sağ
ve sol partiler alternatif üretmekten yoksun bir haldey-
diler.
Refah Partisi’ne tepkili kesimler artık ülkeye yönelik bir iç tehdidin varlığından söz etmeye başlamışlardı
ve basın, bu hususta önemli bir silah haline geliyordu.
Erbakan’ın başbakan olarak ilk yurtdışı seyahati olan
İran seyahati16, Aczmendiler, Erbakan ile Kaddafinin
görüşmesi, Fadime Şahin olayı gibi gelişmelere basında
önemli bir yer verildi. Süleyman Demirel’in laiklik tandanslı söylemleri gazetelerde sıkça dile getiriliyordu17
ve Refah’ın iktidardan indirilmesine yönelik ihtimaller manşette yer buluyordu.1996 yılını bitirmeden hemen
önce de Susurluk skandalı patlak vermiş ve toplumun
hükümete tepkisi iyice artmıştı. Koalisyonun küçük
ortağı DYP’den kopuşlar da gerçekleşmiş ve hükümet
iyice zor durumda kalmıştı. Ocak ayı başında Başbakanlık Kriz Masası Yönetmeliği, başbakanlık genelgesi
ile kriz anlarında MGK’ya ve dolayısıyla orduya muaz-
zam bir hareket kabiliyeti veren bir düzenleme, Resmi
Gazete’den Erbakan ve Çiller imzasıyla geçti.19
1997 yılının Şubat ayı, Türkiye için iyice gerilimli geçecektir. 1 Şubat’ta Susurluk skandalı nedeniyle
“Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık” eylemleri
başlayınca RP’li Adalet Bakanı Şevket Kazan “mum
söndü oynuyorlar” gibi bir tabir kullanarak tüm tepkileri iyice hükümete doğru çekmişti20 ve 28 Şubat MGK
toplantısına giden süreçte hükümete karşı bir kamuoyu
oluşuyordu. Bunun ardından toplumda da 28 Şubat denince akla gelen Sincan’daki Kudüs Gecesi etkinliği (2
Şubat) ve ardından Sincan’da tankların geçişi (4 Şubat)
ordunun bu hükümet krizindeki konumunu da netleştiriyordu. Basında da Taksim Camisi gibi konular yer bulmakta21, toplumda İslami kesim ve siyasette RP sıkışmış
durumdaydı. MGK toplantısına kadar olan süreçte Kudüs Gecesi’nden sorumlu olan Sincan Belediye Başkanı tutuklandı; Çevik Bir, Sincan’daki tankların geçişini
“demokrasiye balans ayarı” olarak niteledi, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de “şeriatı kimse getiremez”
ifadelerini kullandı, Oramiral Güven Erkaya tarafından
“aşırı dinci akımlar”, PKK’dan daha büyük bir tehdit
olarak yorumlandı.22
Bu gelişmeler ve krizin devamında, 28 Şubat 1997’de
Erbakan’ın da bulunduğu MGK toplantısında laikliğe ve
rejime özellikle değinilmiş, laiklik ilkesinin korunması, tarikatlara bağlı eğitim kurumları ile Kur’an kurslarının
Milli Eğitim Bakanlığı’na devri ile İmam Hatip okullarının Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na uygun kalması, dini
tesislerin istismar malzemesi edilmemesi, aşırı dinci kesimin toplumu kutuplaştırmasının önlenmesi gibi maddelerle beraber 18 maddelik bir metin yayınlanmıştır, bu
metin kamuoyunda 28 Şubat Kararları veya Muhtırası
olarak da bilinmektedir.23 Necmettin Erbakan, kararları
ancak 6 Mart’ta imzalayabildi ve basın açıklamasında
da toplantının uyumlu geçtiğini, krizin sebebinin basın
olduğunu ifade etti.24 ANAP lideri Mesut Yılmaz’a göre
ülkenin sorunu “RP ile anayasal düzenin kavgası” idi.25
MGK kararları ile hükümet iyice sıkıştırılmış ve kararlar
uygulanmaya da başlamıştı. Temel eğitimin 8 yıla çıkarılması için Meclis’e teklif verildi, Ankara’da üç Kur’an
kursu kapatıldı.26 21 Mayıs’ta Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı, Refah Partisi’nin kapatılması için Anayasa
Mahkemesi’ne dava açtı. Erbakan, 18 Haziran tarihinde
başbakanlıktan istifa etti, 30 Haziran’da ANAP, DSP ve
DYP’den süreç içerisinde ayrılanların kurduğu Demokrat Türkiye Partisi’nin ortakları olduğu ve CHP’nin dı-
şarıdan destek verdiği ANASOL-D kuruldu.
Refah Partisi’nin 1995 seçimlerinde birinci parti ve
1996’da hükümet kurarak en iyi zamanını gördüğü serü-
veni, 16 Ocak 1998’de kapatılmasıyla son buldu. İslam
ve siyaset ilişkisi kutuplaşma ile devam etmiş ve “silahsız kuvvetlerin”27 müdahalesiyle bu aşamada başarısız-
lıkla bitmiş, siyaset literatürümüze “postmodern darbe”
kavramı kazandırılmıştı. 28 Şubat sürecinin diğer askeri
müdahaleler ile arasındaki en önemli farkı “silahsız”
olması oluşturuyordu. Refah Partisi, bu süreçte basının
ilgisini laiklik-din eksenindeki olaylardan ziyade bir
türlü ekonomik tutumlarına ve faaliyetlerine çevirmeyi
başaramamış28, toplumun tepkisi de sonu hazırlamıştı.
Laiklik, ordu için müdahalenin meşruiyet nedeni olmakla beraber basın tarafından da dile getiriliyordu.29
Tekrardan Türk siyaseti merkez sağ ve sol partilerin koalisyonu ile düzenlenmeye ve İslam etkisi azaltılmaya
çalışılmıştı30 ve 28 Şubat bunun hazırlayıcısı oldu. 28
Şubat Kararları’nın yayınlanması, muhalefeti ve ekonomideki birçok aktörü de “tatmin etmiştir” ancak Refah
Partisi’nin olmayışı sorunları çözmeye yetmedi, ordu,
milli güvenlik konseptinden yararlanarak bu sefer tahakkümünü ANAP’ın büyük ortağı olduğu koalisyon
üzerinde kurmayı sürdürdü. Refah Partisi’nin olmayışı
kendi kitlesinde ve siyasetçilerinde de bir arayışa neden oldu31 ve Fazilet Partisi kuruldu, 1999 seçimlerinde
üçüncü parti olarak 111 milletvekili kazanmayı başardı-
lar ancak 2001’de FP de RP’nin kapatılması için dava
açan kişi tarafından açılan diğer bir dava ile kapatıldı. 1999’dan 2002 genel seçimlerine kadar Ecevit’in başbakan olduğu DSP-MHP-ANAP koalisyonu devam edebildi. Bu süreçte ekonomi küçüldü ve enflsyon arttı,
IMF devreye girerek bir program uygulamaya başladı
ancak bu da ekonomide 2001 krizinin gelmesini engelleyemedi.32 2002 seçimlerinde ise önceki meclisten
hiçbir parti mecliste temsil hakkı kazanamayacak ve
koalisyon ortakları, merkez sağ vb. baraj altında kalacak, Refah Partisi’nden yükselen birçok ismin kurduğu
Adalet ve Kalkınma Partisi, %34 oy oranı ve 363 milletvekili alarak iktidar olacak ve CHP ile beraber mecliste
temsil edilebilen iki partiden olacaktır.
KAYNAKÇA
AKÇA, İsmet, “Türkiye’de Darbeler Kapitalizm ve
Demokrasi(sizlik)” Cumhuriyet Tarihinin Tartışmalı
Konuları, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2013
AYDIN, Suavi, TAŞKIN, Yüksel, 1960’tan Günümüze
Türkiye Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016
BAYRAMOĞLU, Ali, 28 Şubat: Bir Müdahalenin
Güncesi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2007
EFİLTİ, Gülseren (Haz.), 28 Şubat: Postmodern Bir
Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi, Birey Yayıncılık,
İstanbul, 2007
KAÇMAZOĞLU, H. Bayram, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a
Türkiye’de Siyasal Fikir Hareketleri, Birey Yayıncılık,
İstanbul, 2000
ÖCAL, Beyhan, 12 Eylül’den 28 Şubat’a Darbe Söy-
lemlerindeki Değişimin Analizi, ETHOS: Felsefe ve
Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar, 2009
İNTERNET KAYNAKLARI
http://www.ysk.gov.tr/ysk/faces/HaberDetay?training_
id=YSKPWCN1_4444010920 Erişim Tarihi: 06.12.2016
https://tr.wikipedia.org/wiki/1995_T%C3%BCrkiye_
genel_se%C3%A7imleri Erişim Tarihi: 06.12.2016
GAZETE KAYNAKLARI
70 Yıllık İmajımız Güme Gidiyor, Hürriyet, 14.08.1996
Demirel’in Rejim Dersi, Cumhuriyet, 21.10.1996
Darbesiz İndiririz, Sabah, 21.09.1996
Sönen Her Mum Hükümeti Tüketiyor, Milliyet,
13.02.1997
Camii Tartışması Yine Alevleniyor, Milliyet, 13.02.1997
Bu Defa İşi Silahsız Kuvvetler Halletsin, Hürriyet,
20.12.1996
screenshot-2017-01-15-16-25-52

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s