Alperen Karamustafaoğlu yazdı: VARLIK VERGİSİ VE İKTİSADİ, TOPLUMSAL SONUÇLARI

B u yazıda, 1942 yılında çıkarılan ve hâlâ tartışmalara sahne olan Varlık vergisi konusu elealınacaktır. Öncelikle o dönem Türkiyesininiktisadi ve toplumsal hayatına değinilecek; ardından
verginin karar alınma aşaması, uygulanışı ve tasfiesi
dönemin şartları göz önünde bulundurularak değerlendirilecektir.
2. DÜNYA SAVAŞI VE VARLIK VERGİSİ
ÖNCESİ TÜRKİYE’DE YAŞANANLAR
1. Dünya Savaşı’nın yankıları tüm dünyada sürerken,
Almanya’nın başına geçen Adolf Hitler, söylemleri ve
icraatleriyle, nispeten sağlanan dünya barışına tehdit
oluşturmaya başlamıştır. 1929 Dünya Ekonomik Kriziyle küresel çapta gerçekleşen kıtlık ve ardından gelen ırkçılığın, faşizanlığın benimsenmesiyle 2. Dünya
Savaşı’nın zemini oluşmaya başlamıştır. Almanya’nın
1939 yılında Polonya’ya saldırmasıyla savaş, fili olarak
bütün Avrupa’ya yayılarak küresel bir çatışma haline
gelmiştir. Türkiye ise İngiltere ve Fransa ile yaptığı üçlü
ittifak anlaşmasına bağlı kalmayarak tarafsızlığını ilan
etmiştir. Ek olarak, Türkiye’nin müttefilerinden gereken askeri ve lojistik desteği alamadığı da bilinmektedir.1
Savaş başladığında dünya genelinde oluşan kıtlıktan
Türkiye de etkilenmiştir. Bu dönemde ithalat düşmüş,
karaborsacılık artmış, temel gıda ve yaşam malzemeleri
ihtiyaçlara cevap verememiştir. Enflsyon’un %100’lere
varması halkın belini bükerken, hayat pahalılığı anormal derecede artmıştır. Bu kaos ortamında elde edilen
haksız kazançlar ise hükümet tarafından ilk planda vergilendirilememiştir. Sürecin geneline bakıldığında, Türkiye, 2. Dünya Savaşı’na girmemiştir fakat silah altında
tutulan yüzbinlerce aktif nüfus devlete hem mali bir yük
getirmiş hem de üretimin taşrada büyük oranda azalmasına sebep olmuştur. Aynı zamanda dış ticaret hacminde
büyük paya sahip olan Almanya ve İngiltere’nin sava-
şa girmesi Türkiye’ye zorluklar yaşatmış, ülke yeni bir
iktisadi zemine alışmak durumunda kalmıştır. İstatistiki
verilerden bunu gözlemlemek mümkündür.
Tablo 1. 1940-1950 Yılları Arasında Türkiye’nin İthalat-İhracat Rakamları2
Tablo 1’de görüldüğü gibi, savaş esnasında, harbe
dâhil ülkelerin talepleri karşılandığı için ihracat rakamları artarken ithalat rakamlarında daralma görülmektedir. Savaş sonrası normalleşme döneminde ise ithal
malların fiatlarındaki hızlı artış Türkiye’nin açık vermesine sebep olmuştur. Buna paralel olarak büyüme rakamları pek iç açıcı sonuçlar vermemiştir.
1941 yılında %-10.3 olan büyüme hızı ilerleyen yıllarda sırasıyla %5.6, %-9.8, %-5.1 ve 1945’te % -15.3
olarak gerçekleşmiştir.3
Dönemin sosyal hayatına baktığımızda ise çarpıcı örneklerle karşılaşıyoruz. Savaşın yol açtığı yoksulluk, insanları karınlarını dahi doyuramaz hale getirmiştir.Faik
Ahmet Barutçu anılarında vahim tabloyu şöyle anlatır:
“Açlık ıstırabı giderek genişlemekteydi. Pirinç, yağ,
et gibi ana maddeleri bulmakta zorluk çeken kentlerimiz
eksik değildi. İstanbul gibi en önemli merkez yiyecek sı-
kıntısına düşmüştü.’’ 4
VARLIK VERGİSİ VE İKTİSADİ,
TOPLUMSAL SONUÇLARI
MİNERVA
Alperen KARAMUSTAFAOĞLU
1
YALÇIN, Osman, Vergisi Kanunu ve Uygulaması, Avrasya İncelemeleri Dergisi, I/1, s: 317
2
DOKUYAN, Sabit, Savaş Ekonomisi ve Varlık Vergisi Üzerine Bir Değerlendirme, Eshişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2014,
15(2), s: 27
3
TAKIM, Abdullah, ARSLAN, Ramazan, İktisat Politikalarında Zorunlu Borçlanmadan Zorunlu Tasarrufa: Varlık Vergisi Tartışmaları, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2012, s: 221
4
METİNSOY, Murat, İkinci Dünya Savaş’ında Türkiye Gündelik Yaşamda Devlet ve Toplum, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016, s: 69

O dönemde işcilik yapan birisi olarak Zehra
Kosova’da anılarında durumu resmeder:
“Sokaklar aç insanlarla doluydu. Çöp kutularını karıştıranlar, lokantaların önünde bir dilim ekmek dilenenler, asker kaçakları, akla gelen her türlü yoksulluk
ve sefalet İstanbul sokaklarının doğal manzarası olmuş-
tu.’’ 5
İaşe sorunları ve devletin önüne geçemediği kıtlık
toplumsal hayatta insanları adeta ölümle karşı karşıya
bırakmıştır. Döneme tanıklık etmiş birçok yazar da eserlerinde konuya ışık tutmaya çalışmış, yaşanan zorluklar
ve dram itibariyle mesele, popüler kültürde kendisine
çokça yer bulmuştur. Fakat toplum içerisinden birtakım
insanlar ise bu zorlukları avantaja çevirmiş, dönem iktidarınca “vurguncu” olarak tanımlanmışlardır. Biraz
sonra değineceğimiz Varlık vergisinin çıkış noktası da
vurgun olarak tanımlanan “aşırı” servet kazancıdır.
VARLIK VERGİSİNİN ÇIKARILMA SEBEPLERİ VE AMAÇLARI
Varlık vergisi, savaşın doğurduğu kaos ortamından
ve karaborsadan faydalanarak servet sahibi olan insanları vergilendirmek için 1942 yılında çıkarılmıştır.
Özellikle İstanbul gibi şehirlerde ithalatın ve piyasadaki
mal miktarının azlığından faydalananlar fiatları artı-
rarak büyük servet sahibi olabilmişlerdir. Döneme ışık
tutması açısından Milli Şef İnönü’nün açıklamaları çok
önemlidir. İnönü meclis açılış konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştır:
“Şuursuz bir ticaret havası, haklı sebepleri çok
aşan bir pahalılık belası… Bulanık zamanı bir daha ele
geçmez fırsat sayan eski çiftlik ağası ve elinden gelse
teneffüs ettiğimiz havayı ticaret metası yapmaya yeltenen gözü doymuş vurguncu tüccar … büyük bir milletin
hayatına küstah bir surette kundak komaya çalışmaktadır.” 6
Kanun ile birlikte dönemin Başbakanı Saraçoğlu verginin amaçlarına açıklık getirmiştir: Tedavüldeki parayı
çekerek enflsyonu azaltmak, haksız kazanç elde edenleri vergilendirmek ve kamu gelirlerini olağanüstü ortamda artırmak.
Bu açıklamanın üstünden çok geçmeden Başbakan
başka bir açıklamasıyla akıllarda soru işaretleri bırakmış, farklı bir amaca yönelmiştir:
“Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize
ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat kar-
şısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline
vereceğiz.” 7
Bir diğer bir açıklamasında ise:
“Biz ne sarayın, ne sermayenin, ne de sınıflrın saltanatını istiyoruz. İstediğimiz sadece Türk milletinin
hâkimiyetidir.’’ ifadesini kullanmıştır.8
Bu sözler daha sonra tek parti döneminin ciddi bi-
çimde eleştirilmesine yol açmıştır. Çünkü Başbakan’ın,
kanun amacını dinsel ve ırksal bir ayrım üzerinden belirlediği, toplumu ötekileştirdiği iddia edilmiştir.
Bir yandan liderler bu açıklamaları yaparken Maliye
teşkilatında yaşanan hareketlilik de dedikodulara sebep
olmuştur. Hatta gayrimüslimlere ağır bir vergi gelece-
ğinin duyulması sonucu azınlıklar içerisinden bir heyet
Saraçoğlu’nun huzuruna çıkmış ve teklifte bulunmuş-
tur:
“Efendim size ne kadar gelir lazım, bunu bize söyleyin, 300 milyon lira mı 200 milyon lira mı? Bunu aramızda toplarız.”
Saraçoğlu ise heyeti tersleyerek:
“Bunu nasıl yaparım, biz modern bir devletiz.’’ demiştir.9
Bu sözlerle Saraçoğlu, vatandaşı denetlemek için
devletin yegâne bir kurum olduğuna değinmiştir. Devletin varlığı hissettirilmeye çalışılmıştır. Ancak vergi tahakkuk ve tahsilat işlerinde gerçekleşecek usülsüzlükler
Saraçoğlu’nu haksız çıkaracaktır. Zira vergi hedeflnen
maddi amacına ulaşamadığı gibi, toplum nezdinde de
devletin ve bürokrasinin büyük bir yara almasına sebep
olmuştur.
VARLIK VERGİSİ YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ
VE BASININ ROLÜ
Varlık vergisi 11 Kasım 1942 günü TBMM’de tartış-
ma yaşanmadan kabul edilmiştir.4305 sayılı bu kanun
için 350 milletvekili oylamaya katılmış ve hepsi olumlu
oy vermiştir. O dönem meclis içerisinde kanun gerekli
görülmüş, ihtilaf çıkmamıştır. Meclis Zabıt Ceridesi’ne
göre ise İstanbul Milletvekili Kazım Karabekir daha uy-
gun bir anlam ihtiva edeceği gerekçesiyle verginin isminin “Aşırı Kazanç Vergisi’’ olmasını teklif etmiş fakat
bu reddedilmiştir.10
Günümümüzde Varlık vergisi ile ilgili çalışmalarda
en büyük kaynak Faik Ökte’nin ‘’Varlık Vergisi Faciası’’
kitabıdır. Ökte, verginin çıkarıldığı dönemde İstanbul
defterdarlığı yapmıştır ve vergi hakkındaki birçok ayrıntıyı bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Kendisi o
dönem maliye teşkilatının en önemli memurlarındandır.
Ökte’ye göre vergi çıkarılmadan önce Maliye Bakanlığı
bünyesinde 12.12.1941 tarihinde yeni bir komisyon kurulmuştur ve bu komisyon o dönem uygulanan Kazanç
5
METİNSOY, Murat, a.g.e, s: 69
6
AKTAR, Ayhan, Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014, s: 147
7
AKTAR, Ayhan, a.g.e, s: 148
8
AKTAR, Ayhan, a.g.e, s: 158
9
KAFAOĞLU, Arslan Başer, Varlık Vergisi Gerçeği, Kaynak Yayınları, İstanbul,2005, s: 61.
10
YALÇIN, Osman, a.g.e, s: 329

vergisinden farklı bir modelde vergi hazırlamak istemiş-
tir.11 Bu girişim dikkate alınmasa bile o dönem “vurgun”
sayılan büyük kazançları vergilendirme çalışmaları hız
kazanmış, basında tartışmalar yaşanmıştır.
Verginin yayım öncesinden tasfie sürecine kadar İstanbul basını aktif rol oynamıştır. O dönem verginin en
büyük tartışma kaynağı vurguncu olarak nitelendirilmiş
birtakım azınlık gruplar ve gayrimüslimlerdir. Zira aşa-
ğıda da değineceğimiz gibi verginin en büyük yükünü
onlar yüklenmiştir. Gazeteciler köşelerinde yabancı ve
gayrimüslimleri eleştiren yazılar yazarak vergiyi meş-
rulaştırma yoluna gitmiştir. Verginin en açık biçimde
desteklendiği yazılardan birisi de Refi Halit Karay’a
aittir. Türk Edebiyatı’nın ‘’Kirpi’’ lakaplı usta yazar ve
gazetecisi 24 Ocak 1943 tarihinde Tan gazetesinde dü-
şüncelerini gayet açık bir biçimde dile getirmiştir:
“Bire beş, on beş, yirmi beş kazanırken beş yüz, beş
bin, beş yüz bin kazanmayı azımsar olmuştunuz; hâlâ
öylesiniz… Senin, sizin yüzünüzden açlar arttı; “vurguncu”, “istifçi” gibi yeni çıkan yüzsüzlüklere uygun,
şimdiye kadar dile getirilmemiş kelimeler türedi; öte
yandan zelzeleler yüzünden halk meydanlara yığılır,
kara kışlarda asker yarı beline kadar karlara gömülü
nöbet tutarken, kılına helal gelmeden, dört başı mamur
bire beş yüz kazanan içimizde biri vardı. Hayır işlerine
metelik vermeyen biri… Yalova Kaplıcası’nda şiş karnına masaj yaptırıyor, yahut Yörükali Plajı’nda haspaların gergin mayolarını okşuyor; Taksim Gazinosu’nda
viskiler yuvarlayarak İspanyol dansözünün uzun etekleri arasında külotunu gözetli yor: kilerine bisküvi tenekeleri, çikolata paketleri, karamela kutuları, şampanya
kasaları yerleştiriyor: Sandal Bedesteninde (müzaydelerde) kızına elmas alıyor; Suadiye’de oğluna villa kurduruyor; kulüpte karısının şansına veya metresinin hesabına beş bin liraya partisi bezik oynuyor… Bu kimdi?
Herhalde ben, biz değildik… Sendin, sizdiniz!.. “Dört
yıldır bazen için için, bazı kere bıyık altından, çok kere
katıla katıla gülüyordunuz. Dört yıldır gülen sendin, sizdiniz! Şimdi benim, biziz…”
Bu yazı, vergisini ödeyemeyerek Aşkale’deki çalışma
kamplarına gönderilen gayrimüslimlere ithafen kaleme
alınmıştır. Bununla beraber Yunus Nadi , Necmettin Sadak , Şevket Süreya Aydemir, Hüseyin Cahit Yalçın gibi
önemli kalemlerde yazılarında kanunun gerekliliğini
vurgulayıp halka-özellikle gayrimüslimlere- bir defalıkta olsa vatani görevlerini yerine getirmelerini tembih etmiştir.12 Mesele basında bu kadar çok gündeme geldikten sonra İstanbul Defterdarı Faik Ökte’nin aktardığına
göre Saraçoğlu dönemin Maliye Bakanı Fuat Ağralı’ya
kararları not ettirmiş, Bakanlık Müsteşarı Esat Tekeli
kararları kanun maddeleri haline getirmiştir.13
VERGİNİN KANUN MADDELERİ’NİN
TARTIŞILMASI
Varlık vergisi kanunu 17 maddeden oluşmaktadır. 1.
madde de verginin yalnızca bir defaya mahsus olarak
alındığı ve kıstas olarak fevkalade kazanç sağlayanlardan alınacağı belirtilmiştir. 2. madde de verginin mü-
kelleflrine değinilmiştir. Büyük toprak sahipleri ile komisyonca belirlenen işler üzerinden 1939 yılından beri
kazanç sağlayan insanlar vergilendirilecektir. Buradaki
kasıt 2. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında yaşanan
buhrandan kazanç elde edilebilecek işler yapan insanlardır. Diğer bazı önemli maddelere bakmak gerekirse:
6.madde, büyük şirketlerin ödeyeceği verginin 1941
yılı kazançlarının yüzde ellisinden az yüzde yetmişbe-
şinden fazla olmayacağını karar kılar.
9.madde’de mükellefi borcunun 15 gün içerisinde
belirleneceği söylenir. Bu maddedeki süre, o dönemin
nüfus ve gelişmemiş maliye sistemi göz önünde tutularak eleştirilmiştir. Zira verginin tahakkuk ve tahsilat
döneminde bazı memurların keyf olarak mükellefiet
belirledikleri görülmüş, sürenin kısıtlı olması bu eylemi
desteklemiştir.
Madde 11, halka duyurulacak mükellefiet miktarlarının idari ve adli organlara taşınamayacağını belirtir.
Yani halk zümresinden herhangi bir vatandaş devletin
koyduğu vergiyi ödemek zorundadır ve hiçbir itiraz
hakkı yoktur. Ancak mükerrer vergi konulmuş ise yüksek miktardaki vergi tahsil edilip diğeri silinecektir.
Bir diğer önemli madde ise 12. maddedir. Bu maddeye göre mükellef vergiyi 15 gün içinde ödemek zorundadır. Bu süre beklenmeden bölgenin mal memuru mü-
kellefi mallarına ihtiyaten el koyabilecektir. Mükellefe
borcunu ödemediği ilk hafta için %1 ikinci hafta için
ise % 2 faiz uygulanacaktır. Bir ay içerisinde vergisini
ödemeyenler bedeni olarak çalıştırılacaklardır. Çalışanlara verilen günlük ücretin yarısı ise borçlarından düşü-
lecektir.
Bu ve diğer maddelerle verginin tahakkuk, tahsilat ve
yaptırım konuları üzerindeki soruların cevapları belirlenmiş, kanun uygulamasında Bakanlar Kurulu görev
almıştır. Savaşın getirdiği fevkalade kazançlar böylece
aşırı servet sağlayanlardan alınacaktır. Vergi maddeleri
12 Kasım 1942 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış
ve yürürlüğe konulmuştur.
VERGİ TARHININ BELİRLENMESİ
Verginin uygulanışından önce mükellefietlerin belirlenme işlemi bir hayli tartışmalıdır. Faik Ökte’nin aktardıklarına göre vergi miktarlarını belirleyenler, defterdarlık binası çalışanları olan estimatörlerdir. Bu devlet
11
AKAR, Rıdvan, Varlık Vergisi Kanunu: Tek Parti Rejiminde Azınlık Karşıtı Politika Örneği, Belge Yayınları, İstanbul, 1992, s: 44
12
YALÇIN, Osman, a.g.e, s: 330-333
13
AKTAR, Ayhan, a.g.e, s: 144

memurları vergiye bağlayacakları dükkanların önünden geçerken fiat konusunda tahminler yürütüyor, çevresel vb.
bazı özelliklere dayanarak yürüttükleri
tahminlerle insanları vergilindiriyorlardı.14 Aynı zamanda dönemin ticari bankalarının kimin zengin kimin orta halli
ve fakir olduğu konusunda istihbarat
eksiklerinin olması estimatörlerin işlerini zorlaştırıyordu. Somut bir örnekte
durumun vehameti rahatlıkla anlaşılabilir. Bu örnek Varlık vergisi konusunda geniş çaplı araştırmalarıyla tanınan
Ayhan Aktar üzerinden verilecektir. Aktar, 1993 yılında Maliye müfettişi Barık
Uluğ ile bir röportaj yapmış, akıllardaki
soru işaretlerini gidermiştir. Sayın Uluğ
şunları söylemiştir:
“Aslında biz gerçek değerlerden ziyade kişilerin haricen itibarını değerlendiriyorduk! Bizim memlekette din, iman ve
paranın kimde olacağı belli olmaz ki!
Ancak adamın itibarına göre vergi tarh
ediliyordu.Mesela bir adamın Osmanlı
Bankası’nda kredisi var, İş Bankası’nda
da kredisi var.Kendisi hakkında söylenen ‘Eli açık bir adamdır, cömertir’ gibi
sözler veya ‘fakir halka yardım eder’
gibi birtakım unsurlar devreye giriyordu. Mesela birisi hakkında ‘fakir ve fukaraya yardım eder’ denilirse adamın varlığını böyle
anlıyorduk. Bunun dışında elimizde hiçbir bilgi yoktu.
Envanter de yoktu.” 15
Kısacası vergi tarhı belirlenirken, kişinin halk nez-
dindeki itibarına ve sosyal durumuna bakılmış, somut
bir dayanak olmaksızın, mükelleflr ilkel de denilebilecek bir sistem içinde vergilendirilmiştir.
VERGİ SONRASI YAŞANANLAR VE
ELEŞTİRİLERİ
Varlık vergisi konusunu günümüze kadar birçok kez
gündeme getiren, azınlıklara yapılan haksız muamele
düşüncesi olmuştur. Borç listeleri hazırlanırken, mükelleflr Gayrimüslim(G), Müslüman (M), Ecnebi (E) gibi
sınıflra ayrılmıştır. Gayrimüslim borçluların toplam
borçlular içindeki dilimi %87’lik bir dilimdir. Yani devletin mükelleflri ilan ettiği grup içerisinde gayrimüslimler çok daha kazançlı nitelendirilmiştir, vergileri de
ona göre belirlenmiştir. Buna paralel olarak, belirlenen
tahakkuk oranının %83’ü gayrimüslimlerden alınmak
istenmiştir ve verginin çok büyük bir kısmı da gayrimüslimlerden tahsil edilmiştir. Bu bilgiler ışığında genel olarak söyleyebiliriz ki tahsilat ve tahakkuk işlemlerinde gayrimüslimler hükümetçe ‘vurguncu’ olarak
tanımlanarak, diğer dini köken gruplarına nazaran fazla
vergi ödemiştir. Toplum ve devlet kademelerinde böyle
bir “vurguncu” algısının ortaya çıkmasındaki en büyük
sebep ise özellikle o yıllarda İstanbul’un belirli mekan
ve sektörlerini parasal anlamda elinde tutan gayrimüslimlerdi. Necati Doğru’nun Ticaret Odasından elde
ettiği kayıtlara göre o dönemde İstanbul sermayesinin
%87’sine tekabül eden sanayicilik, eğlence, otelcilik,
moda, alışveriş, kabadayı ve mafyalık gibi bütün unsurlar Rum, Yahudi ve Ermenilerin elindeydi.16
‘G’ kısmındaki açık ara yüzdelik fark yıllar boyu
enine boyuna tartışılagelmiştir. Konunun tartışmaları bu
eksen üzerinden devam etmiş, kamuoyunun bir kısmı
gayrimüslimleri “vurguncu” olarak nitelerken bir kısmı
da hükümetin piyasayı Türkleştirmek istediğini ve ay-
rımcı bir politika izlediğini savunmuştur.
Faik Ökte’nin tahsilat ve tahakkuk grupları tablosuna17 baktığımızda verginin farklı boyutlarına da ula-
şıyoruz: Verginin uygulamaya geçirilmesiyle beraber
Türkiye genelinde 114.368 mükellefe 465 küsür milyon
TL vergi tahakkuh edilmiş ve 315 milyon TL’ye yakın
tahsilat yapılmıştır. Bununla beraber yapılan tahakkuk
işleminin %68’i İstanbul’a ait iken tahsil edilen toplam
miktarın %70’i de yine İstanbuldan elde edilmiştir. Bu
rada İstanbul’un Türk toplumsal ve iktisadi hayatında ne
kadar büyük bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Bugün
olduğu gibi o yıllarda da İstanbul Türkiye’nin en büyük
kazançlarının sağlandığı ve yine para akışının en yo-
ğun olduğu şehirdi. Aynı zamanda Aşkale’deki çalışma
kamplarına gönderilen insanların tamamına yakınının
İstanbul’dan yollanması bunu destekler niteliktedir.18
Verginin yaptırımlarına değinecek olursak, yukarıda
da belirtildiği gibi kanunun 12. maddesine göre 1 ay içerisinde mükellefietini ödemeyen kimseler bedeni olarak çalıştırılacaktır ve aldıkları günlük ücretlerin yarısı
borçlarından düşülecektir.
18 Aralık 1942 günü kanun bildirisi ilan tahtalarına
asılmıştır ve bayram tatili sebebiyle de 20 Ocak akşamı mükelleflre verilen mühlet sona ermiştir.19 Ayın 21.
günü itibariyle yaptırımlar başlar. Borcunu ödemeyen
mükelleflrin ev ve işyerleri basılarak malları haczedilir ve yakalananlar bedeni olarak çalıştırılmak üzere toplanma yerlerine götürülmeye başlarlar. Tamamı
İstanbullu olan ilk kafie trenle Aşkale’ye yola çıkar.
Burada göze çarpan önemli anekdotlardan birisi şudur:
Aşkale’ye yollanan 1229 kişinin tamamı azınlıklardan
seçilmiştir. Ayrıca çalışma kamplarında çalışan işçilerden 21’i ise orada hayatını kaybetmiştir.20
Olay birçok yazar tarafından farklı şekilde ele alınmış, Aşkale kararını destekleyenler de olmuştur. Ökte,
insanların Aşkale’den sağlıklı ve neşeli bir şekilde dondüğünü, özel kanallardan para getirterek rahat yaşadıklarını savunmuş, bunun bir hapis cezası olmasının daha
da ağır olacağı kanısına varmıştır.21 Buna karşın devletin özellikle gayrimüslimleri ağır koşullarda çalıştırdığı
ve acımasız davrandığı da iddia edilmiştir. Sonraki yıllarda gayrimüslimlerden özür dilenmesi de bu bağlamda
gündeme gelmiştir.
O dönem birçok gayrimüslim yaptırıma uğramamak
ve vergisini ödemek adına gayrimenkullerini satışa çı-
karmıştır. Öyle ki yine Faik Ökte’nin aktardıklarından
yola çıkarak o dönemde satılan ve toplam değeri 11 Milyon TL olan 543 gayrimenkulun 452’si (%67.7) Müslü-
man Türkler tarafından alınmıştır. Bu alınan gayrimenkullerin başını ise ev ve işyerleri çekmektedir.22 İşte bu
oranlardan dolayı, kanunun milliyetçi ve hatta faşizan
olduğu bazı kimselerce ortaya atılmıştır. İktisat tarihçisi
Boratav’a göre de bundan faydalanarak emlak kapatan,
işyerlerini devralanların önemli bir bölümü Anadolu
kökenli yeni zenginler olmuştur. Bu zenginlerle beraber
daha sonra Anadolu’daki “hacıağa” tipi ortaya çıkmış-
tır.23
VERGİNİN TASFİYESİ VE DIŞ DÜNYADAKİ
YANSIMALARI
Varlık vergisi 16 ay yürürlükte kaldıktan sonra 1944
yılının ilk yarısında kaldırılmıştır.
TBMM Zabıt Ceridesine göre Maliye Bakanı Fuat
Ağralı verginin tasfiesine kadar olan zamanda yaklaşık
surette 316 Milyon TL tahsilat yapıldığını belirtmiş ve
şunları söylemiştir:
“Tahsilsiz kalan bakiyeden bir kısmının tahsiline imkan olmadığı, diğer bir kısmınında mükelleflri ağır sı-
kıntıya veya yokluğa düşürmeden tehsil edilemeyeceği
anlaşılmıştır.” 24
Verginin tasfiesinin ardından olarak dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bütçe masraflrının milletin
vergileriyle karşılandığını ve halkın gösterdiği kabiliyet
sayesinde ülkenin felaketlerden korunduğunu belirtmiş-
tir. Vergi iç ve dış baskılarla yürürlükten kaldırılırken,
tahsil edilemeyeceği anlaşılan borçlar aşama aşama silinmiştir.
Vergi dış dünyada ve Avrupa basınında da geniş yer
bulmuştur. New York Times gazetesinin önde gelen
isimlerinden Cyrus L. Sulzberger konuyla ilgili ABD
basınına seri yazılar yazdı. Sulzberger Türkiye ziyaretinde elde ettiği bilgilere dayanarak azınlıkların Türk
piyasasından silinmek istendiği görüşünü savundu.
Yazar ve gazeteci olan Sulzberger Türk gazetelerinden
alıntılar yaparak basının hükümete verdiği desteği de
kaleme almıştır. Yazı Türk hükümeti üzerinde o kadar
etkili olmuştur ki Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu ABD elçisinin yerine vekalet eden Maslahatgüzar
Robert Valley’e ABD basınında Türkiye karşıtı yazılan
yazılardan endişe duyduğunu söylemiştir. Valley ise bu
uyarıyı elçiye iletmiş ve elçi New York Times patronu
ile görüştüğünü, bir daha bu konuda yazı yazılmayaca-
ğını Türk yetkililere iletmiştir.25 Aynı zamanda İngiltere
ve Almanya’da gönderdiği notalarla vergi ve uygulamaları protesto etmiştir.26
SONUÇ YERİNE
Varlık vergisi uygulamaya konulduğu ilk günden itibaren tartışmalara sahne olmuştur. Çünkü uygulamanın
iktisadi ve toplumsal çıktıları Türkiye’deki bazı parametreleri, oturmuş düzen kalıplarını kökünden değiştirmiştir.
Uygulamanın iktisadi sonuçlarına değinirsek aklımı-
za gelen ilk soru hükümetin başta belirtilen ekonomik
hedef ve amaçlarına ne derece ulaşabildiği olmuştur.
Hükümetin en büyük hedeflrinden birisi ise tedavülde
ki parayı azaltarak enflsyona son vermekti. Bunu belirleyen ise emisyon hacmidir. Emisyon hacmi, Merkez
Bankası’nın piyasaya sürdüğü banknotların toplam de-
ğeridir. Verginin büyük kısmının tahsil edildiği günlerde, reel olarak piyasadan para çekilmese bile emisyon
artış hızı düşmüştür.27 Yani tedavüldeki paraların miktarı artmış fakat diğer yıllara nispeten miktarındaki artış
hızı düşmüştür. Aynı zamanda alınan vergilerle devlet
gelirlerinde gözle görülür artışlar yaşanmıştır.
Verginin toplumsal sonuçları ise bir hayli çarpıcı olmuş, iktisadi yansımalardan daha fazla tartışılagelmiş-
tir. Kanunun uygulamaya geçilmesiyle beraber devlete
ödediği vergi yüzünden maddi zorluklara düşen gayrimüslimlerin karaborsacılığa ve yasadışı işlere karıştıkları bildirilir. Aynı zamanda gayrimüslimlerin devletle
bir olma hayalleri bu vergi ve yaptırımlardan sonra suya
düşmüştür. Özellikle 1948’de İsrail devletinin kurulması ve 6-7 Eylül Olayları uzun vadede birçok azınlıktan
insanı göçe zorlamıştır. 1964 Kararnamesi ile İstanbul
Rumlarının sınır dışı edilmesi de buna örnek olarak verilebilir. Aşama aşama gerçekleşen ve Türk dış politikasına da endeksli gelişmelerle beraber yaşananlar istatistiklere de yansımıştır: 1945 yılında gayrimüslimlerin
nüfusa oranı %1.56 iken 1955’te %1.05’e gerilemiştir.28
Diğer yandan Saraçoğlu’nun piyasayı “Türkleştirme”
bağlamındaki söylemlerinin de kısmen hedefie ulaştı-
ğını görüyoruz. Kanunla beraber yıllar geçtikçe, piyasada Türklerin payı artmış, azınlıkların payı azalmıştır.
Verginin politik sonuçlarını da göz ardı etmemek gerekir. Boratav’ın ifadesiyle verginin uygulayıcısı olan
tek partinin, halk içerisindeki siyasi ve ekonomik meş-
ruiyeti büyük oranda azalmıştır.29 Gelişmeler Demokrat
Parti’nin iktidarına giden süreci hızlandırmıştır.
KAYNAKÇA
AKAR, Rıdvan, Varlık Vergisi Kanunu: Tek Parti Rejiminde Azınlık Karşıtı Politika Örneği, Belge Yayınları,
İstanbul, 1992.
AKTAR, Ayhan, Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014.
BORATAV, Korkut, Türkiye İktisat Tarihi (1908 –
1985), Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1989.
DOKUYAN, Sabit, Savaş Ekonomisi ve Varlık Vergisi
Üzerine Bir Değerlendirme, Eshişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2014, 15(2),
23-55
KAFAOĞLU, Arslan Başer, Varlık Vergisi Gerçeği,
Kaynak Yayınları, İstanbul,2005.
METİNSOY, Murat, İkinci Dünya Savaş’ında Türkiye
Gündelik Yaşamda Devlet ve Toplum, İş Bankası Kültür
Yayınları, İstanbul, 2016.

ÖKTE, Faik, Varlık Vergisi Faciası, Nebioğlu Yayı-
nevi, İstanbul, 1951
TAKIM, Abdullah, ARSLAN, Ramazan, İktisat Politikalarında Zorunlu Borçlanmadan Zorunlu Tasarrufa:
Varlık Vergisi Tartışmaları, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı: 2, 2012.
YALÇIN, Osman, Varlık Vergisi Kanunu ve Uygulaması, Avrasya İncelemeleri Dergisi, I/1, 313-354
vergi-muddeti-bitti-resim

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s