Bismarck’ın Almanyası

Melisa Deniz Özkeleş

Alman birliği üç safhada gerçekleşmiş olup, bunların her biri ayrı bir savaştır. Bu birliğin kuruluşuysa Prusya’nın ve onun şansölyesi Bismarck’ın eseridir. Avrupa’da yeni yayılan Protestanlığın, Katoliklerle olan kanlı savaşından Almanlar ve Alman birliği oldukça etkilenmiştir. Bu din savaşları sonucu ağır can kayıplarının yanı sıra Alman aidiyeti de kaybedilmeye başlanmıştır. Almanlar bölünmeye, birçok siyasal temsilcilik ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu bölünmüşlük Alman birliği arayışlarının önündeki en büyük engellerden biri olmuştur.

Almanya’da doğan küçük temsilciliklerden biri olan Prusya, yıllar sonra Alman birliğini kuracaktır. Prusya’dan Alman Birliğine uzanan bu süreçte karşımıza Alman tarihinin önemli ismi Otto Von Bismarck çıkmaktadır. 

Tahmin edildiği üzere Alman birliğini kurmak hemen mümkün olmadı. Çünkü Fransa’nın nüfuzu altında bulunan Katolik Güney Alman Devletleri birliğe yanaşmadığı gibi, kuzeyinde güçlü bir Almanya’nın ortaya çıkmasından endişelenen Fransa, Prusya’ya olan tutumunu sertleştirmiştir. Alman Birliği yolundaki Fransa engelini kaldırmak, Bismarck için ancak Fransa’yı ağır bir yenil- giye uğratmakla mümkün olmuştur. “Bismarck’ın dediği gibi, Alman milletinin milli bütünlüğü ancak ‘kan ve demirle’ gerçekleştirilebilmiştir.”1

Alman İmparatorluğunun kurulmasından sonra Bismarck’ın izlemiş olduğu diplomasi, başbakanlıktan ayrıldığı tarihe kadar, kesin bir diplomatik üstünlük kazandırmış ve bunun sonucunda Almanya’nın etrafında Üçlü İttifak denilen bir kuvvetler bloku ortaya çıkmıştır.

Bismarck 1870-1871 savaşında Fransa’yı ağır bir yenilgiye uğratıp, 18 Ocak 1871’de Alman İmparatorluğunun kuruluşunu ilan ettikten sonra, içeride ve dışarıda olmak üzere iki önemli problemle karşılaştı; içerideki mesele Alman birliğinin sağlam temellere oturtulmasıydı. Çünkü Alman birliği, Alman devletlerinin Prusya’ya kendiliğinden katılmasıyla gerçekleşmedi. Prusya’nın sırasıyla Danimarka, Avusturya ve Fransa’ya karşı kazandığı askeri başarılar Alman devletlerini birliğe katılmaya zorlamıştı. Özellikle güney devletleri Fransa’nın desteğinden mahrum kaldığı için birliğe isteksizce katılmıştır.

Burada gördüğümüz üzere Alman birliği henüz sağlam bir temele oturtulmuş değildi ve ancak zamanla güçlenecek bir kaynaşmaya ihtiyaç vardı. Bu sebepledir ki Almanya birliği için içerideki temeller güçlenmediği takdirde hiçbir şey tam olarak yapılmış değildir. Çünkü dışarıdaki en ufak bir pürüz içyapıya domino etkisi olarak dönmekteydi. Sonuç olarak dış münasebetlerde barışın egemen olması içyapının güçlenmesi için şart idi.

Dıştaki mesele ise Fransa meselesi olmuştur. Bismarck Fransa’nın bu ağır yenilgiyi kolay hazmedemeyeceğinin ve bunun intikamını almak için en kısa sürede harekete geçeceğinin bilincindeydi. Ayrıca yenilgi bir yana, Almanya Fransa’nın Alsace ve Lorraine gibi iki önemli toprağını elinden almıştı ve Fransızların buna uzun süre tahammül etmeleri beklenemezdi.

Bu sebeplerden ötürü, Fransa’nın bir intikam savaşına girme ihtimali Bismarck’ın ilgilenmesi gereken ilk ve en önemli endişesi olmuştur. Çünkü Bismarck biliyordu ki, yine Almanya ve Fransa arasında büyük bir savaş olursa bu sefer büyük Avrupa devletleri bu savaşa seyirci kalmayacak ve müdahalede bulunacaklardı. Eğer Almanya ve Fransa bu savaşta yalnız kalırlarsa o zaman mesele yoktu ve Almanya ikinci bir zafere hazırlanıyor olurdu. Fakat diğer devletlerin savaşa girmesi Almanya’nın aklına büyük bir “acaba” sorusunu getirmektedir. Ayrıca Fransa’nın olası ikinci savaşa yanında büyük bir Avrupa devletiyle gireceği kesindi.

O halde Almanya’nın dış münasebetlerde barış sağlayabilmesi için Fransa’nın intikam savaşı açması önlenmeli ve bunu sağlamak için de Fransa’nın birleşebileceği devletleri Almanya’nın yanına çekip, Fransa’nın yalnız bırakılmasına çalışılmalıydı. Kısaca Almanya’nın savaş dönemi sonrası dış politikasının iki temel ilkesi; barış ve barışın korunması için ise Fransa’nın yalnız bırakılması olmuştur. 

Yapmış olduğu çıkarımlardan sonra Bismarck’ın aklına gelen soru şuydu: Fransa, Almanya’ya karşı hangi devletlerle birleşebilirdi? İlk akla gelen devlet Prusya’dan ağır bir darbe alan Avusturya’ydı. Zaten Bismarck Avusturya’ya yakın olmaya dikkat etmiştir. 1871’den sonra bu yakınlık daha da artmıştır. Çünkü Bismarck Avusturya’nın kendisine lazım olacağını biliyordu. Avusturya ise Almanya’nın bu yakınlaşma çabalarını cevapsız bırakmadı. Çünkü Avusturya her ne kadar Alman ve İtalyan birliklerinin kurulmasını engellemek istese de başaramamış, batısında Almanya, güneyinde İtalya birer devlet olarak ortaya çıkmıştır. Yani Avusturya diplomasisinin batıda ve güneyde artık işi kalmamıştı bunun üzerine diplomatik faaliyetini Balkanlara yöneltti ve topraklarını o yönde genişletmeye karar verdi. Bu esnada da Ege ve Adriyatik denizlerine açılmaya başlamıştı.

Avusturya yeni Balkan politikasını oluşturadursun, bu sırada Rusya da Osmanlı İmparatorluğunu Balkanlardan atmak için Balkanlarda Panslavizm politikasını uygulamaya başlamıştır. Böylece Balkanlar üzerinde politikalarını şekillendiren iki ülke çatışma durumuna girmiş oluyordu.

Ayrıca Avusturya’nın denizlere açılmasının ardından bağımsızlığını kazanmış olan Sırbistan ile de ilişkiler ileride çatışmalara gebe kalacaktı. Sırbistan’ın da bir Slav devleti olması ve Almanya karşısında Rusya’ya dayanması nedeniyle Panslavizm karşısında bir Pan-Cermen bloğu oluşturmak şart oldu. Bismarck Avusturya sorununu bu şekilde çözmüştür.

Fransa’nın Alman tehdidine karşı birleşme olasılığı bulunan ikinci devlet İtalya idi. Fakat Bismarck bunun üzerinde fazla kafa yormadı çünkü İtalya milli birliğini kurmasına rağmen Almanya kadar güçlü bir devlet değildi ve Almanya’yla ortak bir sınırı yoktu. Üçüncü olarak ise; İtalya milli birliğini kurarken Fransa’dan ne kadar askeri yardım alsa da Avusturya’nın bazı İtalyan topraklarını almasına karşı Fransa, hiçbir şey yapmamış, üstüne üstlük kendi de yaptığı yardımların karşılığı olarak Nice ve Savoie topraklarına el koymuştur. Bu da Fransa – İtalya ilişkilerini bozmuştur.

Geriye kalan devletler ise İngiltere ve Rusya’ydı. Bismarck bu iki devletin durumlarını ele aldığında İngiltere için şunu tespit etti: Fransa’nın İngiltere ile birleşmesi imkan dahilinde bile değildi. Çünkü Osmanlı İmparatorluğuna ait olan Mısır üzerinde sorun yaşamaktaydılar ve ilişkileri iyi değildi.

Bismarck’ın en fazla endişe duyduğu ülkeyse Rusya oldu. Çünkü Fransa’nın Rusya’yla birleşmesi demek Almanya için bir felaketin başlangıcı olurdu. Böyle bir savaş ihtimali dahilinde Almanya iki cepheli bir savaşla karşılaşırdı. Böyle bir ihtimalin varlığı bile Bismarck’ın korkmasına yetmiş ve buna Bismarck’ın kabusu denilmiştir.

Sonuç olarak, Fransa’nın yalnız bırakılması ve intikam savaşına girmesinin önlenmesi amacıyla Avrupa’da barışın korunmasında, Avusturya ve Rusya’nın daima Almanya’nın yanında bulunması zorunluydu. Bu sebeple Bismarck görevde kaldığı dönem boyunca bu iki devleti yanında tutmak için büyük çabalar harcamış ve çeşitli kombinezonlar kurmuştur.

1887 Alman-Rus anlaşması Bismarck’ın yaptığı son anlaşma olmuştur. Çünkü Almanya’nın yönetiminde meydana gelen bir gelişme Bismarck’ın görevden ayrılmasına neden olmuş ve Almanya’nın Avrupa’daki üstünlüğüne son vermiştir.

1871-1904 tarihleri arasında Almanya’ya Avrupa’da üstünlük sağlayan temel faktör, Başbakan Bismarck’ın takip ettiği ustaca politika idi. Fakat Bismarck’ın 1890’da başbakanlıktan ayrılması, Alman dış politikasının temelinde büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Bu da Alman üstünlüğünü sona erdirip, denge durumunun ortaya çıkmasına yol açmıştır.

28 yaşındaki genç bir imparator olan 2. Wilhelm tahta çıkmasıyla birlikte iç ve dış politikadaki her şeyi kendi eline almak istedi. Fakat Bismarck 26 yıl boyunca Almanya’nın ve Alman milletinin kaderini kendi ellerinde tutmuştu. Bu süre boyunca gelen bütün imparatorlar her şeyi Bismarck’a bırakmış ve hiçbir şeye karışmamışlardır. Bu yüzdendir ki 2. Wilhelm’in tahta çıktığı ilk günden itibaren yeni imparator ve yaşlı, tecrübeli başbakan arasında görüş ayrılıkları ve çatışmalar başlamıştır. Çünkü gün geçtikçe genç imparator Bismarck’ın politikasına daha fazla karışıyordu. Özellikle dış politika da önemli görüş ayrılıkları bulunuyordu buna bir de iç politikadaki düşünce farklılıkları eklenince, 2. Wilhelm ile Bismarck arasındaki uyuşmazlık şiddetlendi ve sonunda Bismarck başbakanlıktan ayrıldı.


KAYNAKÇA
ARMAOĞLU, Fahir H. ,19. yy Siyasi Tarihi (1789- 1914), TTK, Ankara, 2003.
ARMAOĞLU, Fahir H. ,20. yy Siyasi Tarihi (1914- 1995), İstanbul, 2012.
CANPOLAT, İbrahim, Almanya’nın Dış Politikası, Alfa Yayıncılık, İstanbul, 2003.
FEUCHTWANGER, Edgar J. , Imperial Germany 1850-1918, Routledge, London, 2001.
SCHECK, Raffael, Germany 1871-1945 A Concise History,  Berg, New York, 2008.
UÇAROL, Rıfat, Siyasi Tarih, Der yayınları, İstanbul, 2008.
İNTERNET KAYNAKLARI

http://www.gazetebilkent.com/2014/04/06/bismarck-ve-modern-almanyanin-kurulusu/ Erişim Tarihi: 27.10.2015

1 Armaoğlu, Fahir H. , 20. Yy. Siyasi Tarihi (1914-1995), İstanbul, 2012, Sayfa:61
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s