Kadının ‘Var’oluş Mücadelesi

Büşra KILIÇ – Sevinç Ödül PATIR

İnsanlık var olduğundan beri, insanlar nasıl var olduklarını merak ediyorlar. Yeni doğmuş bir kuzunun hemen ayağa kalkabildiğini gören insanlar, “Ben nerede yanlış yaptım da emekledim, düştüm, ağladım?” diye kafa yoruyorlar çoğu zaman. Var oluşuna neden bulmak; onu anlamlı kılmak ve boşuna acı çekmediğini kendine kanıtlamak için bir fırsat insanlara. Bu nedenle belki bir kaçış için, belki de belirsizlikten kurtulup önüne bakmak için mitolojilere, dinlere ve bilime (bilim son aşamada maalesef) yöneliyor insanlık. Bir çocuk anne babasına, öğretmenine veya arkadaşlarına nasıl dünyaya geldiğini sorabilir. Peki, genel anlamda “insan” nasıl var olduğunu nasıl öğrenebilir, tanıdığı tüm insanlar cevabı bilmezken? O da gidip Tanrı’sına soruyor işte. Semavi dinlere inanan çoğu kişi insanlığın nasıl var olduğuna dair bir fikir sahibi. İlk insanlar olan Havva annemiz ile Adem babamız, topraktan yaratılmışlar. Hepimiz onların soyundan geliyoruz ve en sonunda özümüz olan toprağa geri döneceğiz. Fakat bazı kaynaklar bildiklerimizin aslında eksik olabileceğini gösteriyor. Belki inandığınız çoğu yerle bir edebilecek belki de yine inanmayacağınız bir bilgi ama İncil’de ve Tevrat’ta Havva’dan başka bir kadından daha söz ediliyor: Lilith.

Lilith, ilk asi kadın! Tanrı’ya isyan eden İblis’in dışında bir isyankâr daha… Kötü karakterli diye dışlıyoruz İblis’i ama o Tanrı’sını en çok seven, en çok kıskanan olduğu için isyan etti belki de. Yoğun duygularına, asiliğine yenik düştü. Gidişi de sessiz olmadı, kıyamete kadar intikam almaya yemin etti. Ancak Lilith öyle sık duyduğumuz bir figür değil. İsyankâr bir kadın oluşu onu anaç Havva’nın arkasına itti, adını pek anmıyoruz. Ama onun var oluşu Sümer ve Babil mitolojisine dayanıyor, öyle pek geri planda kalacak bir kadın değil. Pek çok mit gibi farklı versiyonlu öyküleri var, tek tanrılı dinlere uyarlanmış halinde ise Adem ile birlikte yaratılan ilk kadın olarak anılıyor. Tanrı insanı başlangıçta çift olarak aynı topraktan eşit olarak yaratmış. Bu çift, Adem ile Lilith, cennet bahçesinde birlikte yaşamaya başlamışlar, ancak bir süre sonra çiftimiz arasında anlaşmazlıklar çıkmış. Bu anlaşmazlıkların nedeni günümüzdeki anlaşmazlıklarla aynı aslında: Erkeğin üstünlük taslaması! (Kıskançlık daha yok tabi başka insan olmadığından) Adem, Lilith’in olaylara kendinden farklı yaklaşmasını anlayamamış, ruh ve fikir birliği oluşturamamışlar. Lilith ise Adem’e hizmet etme, bahçeyi bakımlı ve düzenli tutma konusunda neden hep kendine görev düştüğünü anlayamamış, eşit olmaları gerektiğini savunmuş. Gel zaman git zaman, Lilith Adem’den sıkılmış ve Tanrı’nın anılmaması gereken adını anıp cennetten ayrılmış. İsyan edenlerden olmuş ve dışlananların arasına katılmış.

Cennette yalnız kalan Adem, Tanrı’ya Lilith’i geri getirmesi için yalvarmış. Tanrı da üç meleğini elçi olarak gönderip Lilith’e “geri dön” çağrısı yaptırmış. Lilith’in inadı da inatmış, geri dönmemiş bir de gidip Şeytan’la birlikte olmuş ve ondan çocuklar yapmış. Tanrı Lilith’i geri dönmeyeceği takdirde çocuklarını öldürmekle tehdit etse de bir şey değişmemiş. (Dünya’ya kötülüklerin yayılmasının sebebi olarak Lilith’in çocukları gösterilir) Bunun üzerine Tanrı Adem uyurken onun kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmış. Havva ondan bir parça olduğu için ona karşı çıkmayan, uysal bir kadın olmuş. Adem ise yanı başındaki kadın Lilith’e çok benzediği için farkı anlayamamış ve sonunda Lilith’in düzeldiğini sanmış. Geri kalan hikaye de bildiğimiz gibi işte, Adem ile Havva’nın çocukları olmuş.

Buraya kadar anlatılan hikayede, eski mitolojiden İncil ve Tevrat’a kadar olan süreçte kadının sesini çıkartması aşağılanıyor aslında. “Şeytan” kadın Lilith, kendi isteklerini dile getirdiği için, erkek egemenliğini reddettiği için aşağılanıyor ve varlığından korkuluyor. Kadın dediğin, erkeğin bir parçası olmalı ve ona itaat etmelidir. Kadın figürü anaç olmalı, evini terk etmemelidir. Dünyadaki ilk kadın bile olsan, 2013 yılına da gelsen bu böyledir.

Günümüz ataerkil dünyasında kadın, annedir; bir adamın eşidir veya birilerinin kızıdır. Ama ne olursa olsun kadın, kadın değildir. Kadın evde yemek yapmak ve çocuk bakmakla yükümlü; eğer ki çalışıyorsa, kocasına ve ev ekonomisine katkı sağlamak amaçlı para kazanan kişidir. Ev içinde verdiği emek, iş hayatında yaptığı çabalar yok sayılmaktadır. Toplum dediğimiz olgunun yarısını oluşturmasına rağmen “emekçi” kimliği ile anılmamaktadır. Fikir, ürün, sanat üreten kadın; hakları olan değil de hakları verilsin diye mücadele eden kişidir. Erkek, sanki kadının hakkı yokmuş da ona haklarını bir lütufmuş gibi kendi işine geldiğince sunan “yüce güç” figürünü üstlenmiştir.

Ataerkillik tamamen toplumun ve hatta tüm insanların içine, iliklerine kadar işlemiştir. Bu, bir gerçektir. Konuştuğumuz dil çoğunlukla erkeklerin dilidir. Birisi sinirlendiğinde ettiği küfür direk kadın bedeni üzerindendir. Zira erkek bedeni asla bir küfre konu olamayacak kadar şahanedir.

Kadın acizdir ve şiddete uğrar ama sesini çıkartma hakkı yoktur. Zira atalarımız ne demiş “ Kızını dövmeyen dizini döver !!!” Sözde aile kurumu bu “atasözü” üzerine kuruluyorsa vay halimize !!! Her gün bir yenisi eklenen kadına şiddet haberlerinin bir numaralı savunma cümlesi bu olsa, çok büyük bir çoğunluk hak verir. Kafa sallar. Yoluna devam eder gider. Sanki bir kadın ölmemiş, bir kadın dövülmemiş, işkenceye, tecavüze, tacize, şiddete, baskıya maruz kalmamış gibi gündelik yaşamında kadını ezmeye devam eder.

Ataerkil toplumda artık kadınlar bile kadınları eziyor ve birbirlerine şiddet uyguluyor. Ataerkillik bu denli içimize işlemiş bir vaziyette…

Bir nokta da artık ezilmeye tahammül etmeme fikri ortaya çıktığında, “biz kadınız!” fikriyatından, mücadele hareketi başlamıştır. Günümüz toplumunda herkesin kadınlar üzerinde söz söyleme hakkı var. Feminist mücadele üzerine bile konuşan adamlar, adam fikriyatlarıyla, kadın mücadelesine de fikirler üretiyor, “daha iyi nasıl olur”a kafa patlatıyorlar. Kadın mücadelesi kadınlarındır ve bir erkeğin fikrine ihtiyaç yoktur; zira kadınlar yeterince fikre, düşünceye ve zekaya sahiptir.

Bu hareketi ilk başlatan Lilith var mıdır yok mudur inançlara göre değişir. Var ise kesinlikle ilk feminist Lilith’dir. Adem’le aynı anda aynı şekilde yaratılmış, ama Erk’e boyun eğmemek adına isyan etmiş ve adı şeytan olmuştur. Lilith gibi bizler ve nice mücadeleci kadın “şeytan” olarak görülüyoruz ama mücadelemize asla ara vermiyoruz. Kadın’ın adamdan yaratıldığı fikri tüm ataerkil yapılarda en harika ve en çok kabul görmüş fikirdir. Kadının adama ihtiyaç duyduğunun göstergesi taa yaratılıştan gelmektedir.

Lilith gibi nice kadın mücadelesine devam edecektir.

Dünya yerinden oynar, kadınlar Lilith olsa !

Nice 8 Martlara.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s