Bitik Adam (Der Untergeher)

Gözde TÜTMEZ

Bitik Adam 1983 yayında basılmış, üç ana kahraman üzerinden ilerleyen bir Thomas Bernhard kitabı. Karakterler yazarın kendisi, ünlü piyanist Glenn Gould ve nam-ı diğer ‘bitik adam’ Wertheimer’den oluşmaktadır. Elimde kitabın YKY’den çıkma Ocak 2012 tarihli 4.baskısı bulunmakta.

Kitabı keşfedişim tamamen tesadüf bir kitap gezintisi sırasında, ‘Bitik Adam’ başlığını görmemle oldu. Kim kendini ya da yakınındakini bu kadar keskin bir kelime ile tanımlayabilirdi ki?

Okumaya başladıktan sonra gördüm ki Thomas Bernhard eseri ile bunu en naif ve iğneleyici bir şekilde iliklerimize işlemiş. Kitap boyunca karşımıza kahramanlarımız: Wertheimer, yazar ve Glenn Gould arasındaki arkadaşlık ilişkisi üzerinden ruhi değerlendirmeler ve kişisel mücadeleler karşımıza çıkıyor. Glenn Gould ile yanlış bir devre denk gelmiş Wertheimer’ın, bulmaya çalıştığı hayat amacını, hazımsızlıklarını ve kendini ‘bir dahinin ölümünün ardından hala yaşamanın verdiği utanç’ olarak nitelendirdiği nefes alamama gayesine eriştirdiği an evresi ile işliyor kurgu.

Yazar kitap boyunca Wertheimer’ın dışında Glenn Gould’dan bahsediyor uzunca. Goldberg Varyasyonları ile ün salmış piyano dahisi Glenn Gould ile hiçbir tanışıklığı olmamasına rağmen, kişiliğini bu kadar ayrıntılı ve ince işlemiş oluşu; kitabı ilginç kılan ayrıntılardan biri.

Kitabın kapağında ise kurgu boyunca karşımıza çıkan ‘yalnız’ bireylere vurgu yaparmışçasına, yazarın bir fotoğrafı bulunuyor; ‘tek başına’. Kapaktaki fotoğrafın siyah beyaz oluşu günümüz okurlarını geçmişe götürmek adına güzel bir araç.Bir diğer önemli özellik ise kitap boyunca hiç paragraf olmaması. bu sebeple ara vererek okumak pek mümkün olmuyor. Kitap Sezer Duru tarafından çevirilmiş.

Kitabın aforizmalara yönelik yaptığına göndermelere aldırmadan okunacak her cümlenin bir aforizma değeri taşıdığı ironisi ise bitirdikten sonra karşılaşacağınız en temel gerçek. Kitaptan bir alıntı yapmak gerekirse:

…Wertheimer kendini astıktan üç gün sonra onun da tıpkı Glenn gibi elli bir yaşına geldiğini anımsadım. Elli yaşımızı geçtikten sonra kendimizi hain ve karaktersiz hissederiz, diye düşündüm; bu duruma ne kadar süre dayanabileceğimizdir sorun. Birçoğu elli bir yaşındayken kendini öldürür, diye düşündüm.
…Nedeni elli yaşında birinin elli yaşına geçince duyduğu sınırı aşma utancıdır çoğunlukla. Elliyi geçip yaşamaya, varlığımızı sürdürmeye devam ederek kendimizi bayağılaştırırız.
…Öğretmenleri kendi amaçları için son derece acımasızca kullanmak öğrencilere kalmış bir iş. Öğretmenlerimizin kaliteleri bile önemli değildir, diye düşündüm; önemli olan biziz çünkü kötü öğretmenler de sonuç olarak hep dahiler yarattılar tıpkı tersine iyi öğretmenlerin dahileri yok ettiği gibi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s